Keşfet

25. bölüm Nişan

GİT

25. bölüm Nişan

Zaman hiç durmuyor, adeta su gibi akıp gidiyordu.

Hülya artık hamileliğinin son ayına girmişti.

Bugün ise, baba tarafından bir akrabasının nişan töreni vardı.

Her ne kadar yıllardır birbirleriyle görüşmüyor olsalar da nihayetinde akrabaydılar. Hülya aslında gitmek istemiyordu. Orada bulunan insanların karnındaki bebeği konuşacağından emindi.

“Evlenmeden çocuğu olmuş…”

Kim bilir arkasından daha neler söyleyeceklerdi?

Ama yine de gitmeliydi. Gitmezse ayıp olacağını düşünüyor, annesinin de ısrarı üzerine hazırlanıyordu.

Karnını mümkün olduğunca gizleyebilmek için bol bir elbise seçti. Karnı artık iyice büyüdüğü için tamamen saklamak mümkün değildi ama en azından uzaktan bakıldığında fazla belli olmamasını istiyordu.

Akşam saatleri geldiğinde nişan için herkes yavaş yavaş salonda toplanmaya başladı.

Hülya ve Nesrin Hanım, mümkün olduğunca göz önünde olmamak için salonun arka taraflarında, daha sakin bir masaya oturdular.

Kimseyle fazla konuşmak istemiyorlardı.

Bir süre sonra ışıklar biraz kısıldı.

Herkes gelin ve damadın salona girişini beklemeye başladı.

Derken romantik bir müzik yükseldi.

Şarkının sözleri salonda yankılanıyordu:

“Bu şarkı kalbimin tek sahibine,

Ömürlük yarime, gönül eşime…”

Bir anda alkış sesleri yükseldi.

Herkes sahneye giren gelin ve damadı alkışlıyordu.

Hülya da ellerini birbirine vurmak için kaldırdı.

Fakat bir anda…

Ellerinin hareketi durdu.

Gözleri sahneye kilitlenmişti.

Sanki bütün salon bir anda sessizliğe bürünmüştü.

Gelin…

Hülya'nın akrabası Deniz'di.

Peki damat kimdi?

Hülya'nın nefesi kesildi.

Teoman…

Evet.

Damat, Teoman'ın ta kendisiydi.

Hülya gözlerini onlardan ayıramıyordu.

Nesrin Hanım da kızının baktığı yere çevirdi gözlerini ve gördüğü manzara karşısında o da donup kaldı.

Teoman ve Deniz yan yana duruyorlardı.

Biraz sonra dans etmeye başladılar.

Birbirlerine bakıyorlardı.

Göz göze geldiklerinde yüzlerinde mutlu bir tebessüm beliriyordu.

Deniz ne kadar da güzel olmuştu…

Üzerinde zarif, pembe bir abiye vardı. Başında pembe taşlarla süslenmiş küçük bir taç bulunuyordu. Dalgalı saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu.

Teoman ise gözlerini ondan alamıyordu.

Hülya'nın içinde tarif edemediği bir şeyler kıpırdadı.

Bu nasıl bir tesadüftü?

Canı mı yanıyordu?

Pişman mıydı?

Yoksa sadece geçmişin bir anlığına karşısına çıkması mıydı onu bu kadar sarsan?

Kendisi bile ne hissettiğini bilmiyordu.

Sadece göğsünün daraldığını hissediyordu.

Tam o sırada…

Karnının alt kısmında güçlü bir sancı hissetti.

Hülya önce önemsemedi.

Geçer diye düşündü.

Fakat birkaç saniye sonra sancı daha da şiddetlendi.

Elini karnına götürdü ve yüzü bir anda bembeyaz oldu.

“Anne…”

Nesrin Hanımın gözleri zaten kızındaydı.

“Hülya, ne oldu?”

Hülya derin bir nefes almaya çalıştı.

“Anne… kalkalım.

“Doğum mu başlıyordu, fakat daha bir ay vardı.

Bir sancı daha geldi.

Bu kez çok daha şiddetliydi.

Nesrin Hanım hemen ayağa kalktı.

“Tamam kızım. Hemen hastaneye gidiyoruz.”

İkisi apar topar salondan çıktılar.

Hülya arkasına bile bakmadı.

O sırada salonda müzik devam ediyor, Teoman ve Deniz dans ediyordu.

Teoman ise Hülya'nın salonda olduğunu fark etmemişti bile.

Hülya hastaneye ulaştığında doğum sancıları artık iyice sıklaşmıştı.

Hemşireler onu hemen doğumhaneye aldılar.

Nesrin Hanım ise koridorda tek başına kaldı.

Bir yandan kızının doğum yapacak olmasının heyecanını yaşıyor, diğer yandan da korkuyordu.

Koridordaki kapıya bakarak sessizce dua etmeye başladı.

İçeride ise Hülya'nın hayatı bir kez daha değişmek üzereydi.

Yorumlar

  • Ece Boz: anne gerçekten hemen hastaneye gitmelisin burada kalma
  • Muhammed: 😮😮😮