BÖLÜM 13
Savaş, sebebin başka olduğunu duyunca merak içerisinde
annesinin sözünü keserek:
-
Anne, sebebin başka olduğunu söyledin. Peki, sebebi neydi.
- Babanla, Ayşegül’ün babası etle tırnak
gibiydiler. Etle tırnak nasıl birbirlerinden ayrılması mümkün değil ise onlarda
birbirlerine öğle idiler. Babanla evlendiğimiz ilk yıllarında dostlukları böyle
geçerken nasıl olduysa anlaşılmayan bir sebep yüzünden birbirlerine küsmüşler.
Ayşegül’ün babasıyla çok yakın komşu olduğumuz halde yıllarca birbirleriyle
konuşmadılar. Gel zaman git zaman onunda bizimde çocuklarımız oldu. Çocuklar
büyüdüler ve birbirlerini sever hale geldiler. Baban, Ayşegül’le Barış’ın birbirlerini
sevmelerine bir şey demezken, Ayşegül’ün babası birbirlerini sevip
görüşmelerine her zaman kızardı. Bir gün Barış’la Ayşegül gezerlerken,
Ayşegül’ün babası bunları görmüş ve Barış’a kızarak kızını görmemesini istemiş
ve olmadık hakaretler etmiş. Ondan sonra da birbirleriyle görüşemediler ve bir
gün Barış, Ayşegül’ün evlendiğini duymuş. İşte o günden sonra da sinirleri
bozuldu ve sürekli evde olsun, iş yerinde olsun tartışma çıkarmaya başladı.
Belki de, Barış’ın babasına kızıp evini terk etmesinin sebebi de buydu. Gerçi
sen abini bulmak için yola çıktıktan birkaç gün sonra Ayşegül’ün babası gelip
babanla barıştılar ama iş işten geçmiş ve çocuklar birbirlerinden
ayrılmışlardı.
Savaş,
annesiyle aralarında konuşurken Barış ve Ayşegül kendilerine gelmeye
başladılar. Önce Ayşegül ayağa kalkarak Barış’ın yanına gitti ve onun ayağa
kalkmasına yardımcı oldu. Barış ayağa kalkınca şiddetli bir şekilde tokat attı
ve daha sonra ağlayarak:
-
Senin ne hakkın vardı, onca seneler evi terk ederek anne ve babanı
üzmene. Hem anne ve babanı geçtik. Ne hakkın vardı beni üzmene, yoksa hiç
sevmedin mi beni? Diye sordu.
Barış,
Ayşegül’den şiddetli bir şekilde tokat yiyince önce geriye doğru hafifçe
sendeledi. Daha sonra yediği tokatın etkisinden kurtularak, Ayşegül’ün elinden
tuttu ve ona haklı olduğunu anne ve babasını üzmenin affedilecek bir yanı
olmadığını söyleyerek merak içerisinde Ayşegül’e:
- Ayşegül, senden de özür dilerim ama söyler
misin kocan bu saatte seni nasıl dışarıya bıraktı?
Ayşegül,
Barış’ın sorusu üzerine sinirli bir şekilde:
- Tabii, sen o günlerde babana kızdığından
dolayı gözün hiçbir şeyi görmüyordu ve benim kocamla boşanmak üzere olduğumun
farkında bile değildin. Babam başkasıyla evlendirdikten sonra, o kocam olacak
adam, beni sürekli dövüyor, işkence ediyordu, dedi ve Barış’ın yakasına
yapışarak, ben onca işkenceye senin sevgin sayesinde katlandım, seni her
görüşümde çektiğim sıkıntıları unuttum. Sen buraları terk edip gittikten sonra
her şeyim alt üst oldu. Kocamdan gördüğüm işkencelere artık tahammül edemez
hale geldim. Zaten gördüğüm bu işkencelerden sonra artık dayanamadım ve evi
terk ederek kocamdan boşandım.
Barış,
Ayşegül’den olanları duyunca, Ayşegül’ün kocasından boşanmasına bir taraftan
seviniyor bir taraftan üzülüyordu. Sevinmesinin sebebi belki sevdiği insana
kavuşmasından dolayıydı. Üzülmesinin sebebi ise, evli bir insanın boşanmak
zorunda kalmasıydı. Barış, bunları düşünürken merdivenlerin başında halsiz bir
şekilde oturan annesini gördü ve onun yanına giderek oturduğu yerden kaldırdı.
Daha sonra elinden öptü ve özür dileyerek:
- Ne olur affet beni anne. Hem seni hem de
babamı onca seneler gereksiz yere üzdüm, diyerek merdivenden yukarıya doğru
bakarak babasının evde olup olmadığını kontrol etti. Annesi, oğlunun babasını
aradığını anlamış olmalı ki oğluna, babasının evde olmadığını iş yerinde
olduğunu söyledi. Babasının evde olmadığını duyunca hüzünlenip başını yere
doğru eğerek, babasına karşı suçlu olduğundan dolayı ağlamaya başladı. Annesi,
oğlunun ağladığını görünce onu teselli etmeye çalıştı ve babasının neredeyse
gelmek üzere olduğunu söyledi. Annesiyle konuşurken O sırada babası iş yerini
kapatmış elinde yiyecek dolu malzemelerle beraber geliyordu. Uzaktan evinin
önünde kalabalığı görünce merak içerisinde adımlarını hızlandırdı.
Galip
Kaptan, yıllardır görmediği Mustafa Bey’in gelmesini sabırsızlıkla bekliyor,
bir taraftan da sevinç içerisinde olanları izliyordu. Bir ara kafasını geri
çevirdi ve Mustafa Bey’in geldiği gördü. Onun geldiğini görünce heyecan
içerisinde kollarını açarak ona doğru koştu. Mustafa Bey, uzaktan kendisine
doğru ellerini açıp koşan birini görünce önce onu tanıyamadı. Kendisinde doğru
iyice yaklaşınca onu uzun zamandan beri göremediği Galip Kaptan’a benzetti. Ona
doğru iyice bakınca yanılmadığını anladı. Evet, evet kendisine doğru koşan
Galip Kaptan’dı. Onun uzun zamandan
beri göremediği Galip Kaptan olduğunu anlayınca ellerindeki malzemeleri yere
atarak, o da Galip Kaptan’a doğru koştu. İki eski dost birbirlerine yaklaşınca
durarak birbirlerine sarıldılar. Daha sonra Mustafa Bey, Galip Kaptan’a:
- Hayırsız, uzun zamandır nerelerdesin?
Özlettin kendini, diye sordu. Galip Kaptan, Mustafa Bey’in serzenişinden sonra
mahcup bir şekilde başını yere eğerek:
-
Bana ne desen haklısın Mustafa amca, senin bana yaptığın onca iyilikten
sonra, benim senin yanına daha çok uğrayıp halini hatırını sormam gerekiyordu;
ama gemi kaptanlığına başladıktan sonra, işlerin sıkılığından dolayı bir türlü
fırsatım olmadı. Senin bu oğulların Savaş ve Barış olmasa belki de hiç yanına
uğrayamayabilirdim.
Galip
Kaptan, söylediği bu sözden sonra Mustafa Bey, Barışı bulduklarını anlamıştı.
Demek ki oğlu geri dönmeye karar vermiş ve Galip Kaptan’la beraber geri
dönmüşlerdi.
O sırada
Barış, annesiyle konuşurken babasının geldiğini görmüş ve ağlayarak ona doğru
koşuyordu. Babası da Galip Kaptan’la
konuşurken onu bulduklarını anladığından arkaya doğru bakmış ve oğlunun
kendisine doğru koştuğunu görmüştü. Oğlunun kendisine doğru koştuğunu görünce
Galip Kaptan’ı sağa doğru çekerek o da oğluna doğru koşmaya başladı. Babayla
oğlunun birbirlerine kavuşmaları görülmeye değecek manzaraydı. İkisi de
birbirlerine kavuşmak için düşe kalka ilerliyorlardı. Barış sakat olduğu için
daha yavaş ilerliyordu. Annesi, oğlunun aksayarak yürüdüğünü görünce içi
sızlamış ve ağlamaklı bir şekilde Savaş’a dönerek:
- Savaş, ağabeyinin ayağına ne oldu ki öyle
aksayarak yürüyor.
Savaş,
annesinin, Barış’ı aksayarak yürüdüğünü görüp de hüzünlendiğini fark edince,
onu teselli etmek için:
-
Ana, hep beraber içeri girelim. Orada her şeyi sana anlatırım.
Savaş,
annesini teselli ederken, Barış’ta babasıyla buluşup sarmaş dolaş olmuş ve
birbirlerinin yüzlerini, gözlerini öpmeye başlamışlardı. Bu manzarayı gören
Galip Kaptan, aklına annesiyle babası gelmiş ve kendi kendine ‘Ah! Keşke annem
ve babam hayatta olsalardı da ben de onlara öğle sarılabilseydim.’ diyerek
kendini daha fazla tutamamış ve ağlamaya başlamıştı. Ayşegül, hem Barış’a
kavuşmanın hem de Barış’ın babasıyla aralarının düzelmelerinin sevinciyle kendi
kendine ‘Barış’la babam da barışıp anlaşabilseler’ diyerek o da ağlamaya
başlamıştı. Hasan bile onları o şekilde
görünce annesiyle babası aklına gelmiş, buralardan nasıl kurtulup hem kendi
ailesine hem de annesine ve babasına nasıl kavuşabilirim diyerek ağlamaya
başlamıştı. Kısacası orada bulunan herkes sevinç, mutluluk ve özlemden dolayı
ağlıyordu. Barış, babasıyla özlem
giderdikten sonra, onun elini öperek:
-
Baba, senden çok özür dilerim. Biliyorum, o günlerde Ayşegül’le
ayrıldığımdan dolayı aşırı sinirli olmuş ve gereksiz yere kavga çıkartıyordum.
Aramızda geçen o son tartışamadan sonra artık bu duruma daha fazla dayanamadım
ve evi terk etmek zorunda kaldım. Evi terk ederek hem kendime yazık etmiş oldum
hem de size. Bundan dolayı ne olur beni affet baba, dedi.
i affet baba, dedi.