Keşfet

BÖLÜM 3

GİZEMLİ YOLCULUK/KAPULAR

Akrepten korkmasına rağmen, hem rüzgârdan kendini korumak hem de geceyi geçirmek için çölün ortasındaki ağacın olduğu yere geri döndü ve akrebin orada olup olmadığını baktı. Akrep çekip gitmiş, onun yerinde üçgen şeklinde bir taş oluşmuştu. Oluşan taşın üzerinde de sağa doğru çevir diye bir yazı vardı. Akrebin yerinde olmamasına sevinen Hasan, uykulu gözlerle ağaca yaklaşarak taşı sağa doğru çevirdi. O taşı sağa doğru çevirmesiyle beraber ortasında büyük bir oyuk oluştu ve oluktan etrafa ışıklar saçmaya başladı.

Etrafa yayılan ışık zümresinde adeta gökkuşağını andırıyor, geceyi gündüze çeviriyordu. Etrafa yayılan ışık zümresi geceyi aydınlattıktan sonra Hasan’ın etrafında dönüp ortadan kayboldu. Onun etrafa yayılan aydınlığı, o kaybolduktan sonra yerini karanlığa bıraktı. Soğuk iyice şiddetlendi. İçini titretme alınca ağacın içindeki kovuğa girmekten başka çare bulamadı. Soğuktan kendini korumak ve geceyi geçirebilmek için dikkatli bir şekilde adımını içeriye attı. Kovuktan içeriye adımını atar atmaz karşısına, çölün ortasında kalmasına sebep olan ayna burada da karşısına çıktı. Yalnız bir farkla ki, aynanın etrafındaki nakışlar gitmiş, onun yerini kapı kolunu andıran bir cisim ortaya çıkmıştı. Ayrıca aynanın üzerinde şöyle bir yazı vardı:

       - Ey yolcu! Eğer yolunu kaybettiysen, üzerimdeki kolu aşağıya doğru çevir. O şekilde mutlaka yolunu bulursun. Eğer gideceğin bu yolların sonunda yolunu bulamazsan, ümidini kaybetme ve başka bir yol aramaya çalış çabala ve boş durma, diye bir yazı vardı.

Uyku iyice bastırmış, yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlamıştı. Kovuğun içinde gördüğü yazı, acaba gerçekmiydi, yoksa uykulu gözlerin verdiği bir yanıltmamıydı. Kafasındaki bu soruların cevabını, ancak uykusu geçtikten sonra alabilirdi. Kafasındaki soruların netleşmesi için kovuğun bir kenarına kıvrılarak uyudu.

Sabah olunca ilk işi gece uykulu gözlerle gördüğü aynaya bakmak oldu. Ayna gece gördüğü gibi aynen yerinde duruyor ve pırıl pırıl parlıyordu. Aynayı görüp, gece uykulu gözlerle gördüğü şeyin hayal olmadığını anlamasından sonra ayağa kalktı. Aynaya doğru yönelerek üstündeki yazıya tekrar baktı. Yazı gece gördüğü gibi aynen yerinde duruyordu ve o yazıda ayna gibi parıldıyordu.

Çölün ortasında gidecek başka bir yol olmadığından, biraz da merak ettiğinden aynanın üzerinde bulunan kolu sağa doğru bir iki defa çevirdi ve bunun sonunda ne olacağını görmek için kovuktan dışarıya doğru çıktı. Kolu aşağıya doğru çevirip kovuktan dışarıya çıktığı anda müthiş bir gürültü meydana geldi ve ağaç ortadan kayboldu. Ağacın yerinde ise dört tane yol açıldı ve her bir yolun üzerinde doğu, batı, güney, kuzey diye yazılıydı. Ayrıca, her yol değişik değişti. Mesela, doğuya giden yol düz ve çakıllı, batıya giden yol; eğri büğrü ve toz içerisinde, güneye giden yol; inişli çıkışlı ve yer yer çukurlar vardı. Kuzeye giden yol ise, diğer yolların hepsine benzer bir özelliği vardı.

       Hasan, ağaç kaybolup onun yerine dört yol karşısına çıkmasının verdiği şaşkınlıkla ne yapacağını bilemeden öylece kalakaldı. Şaşkınlık içerisindeyken, aynanın içine çekilmeden önce gördüğü pirifani adam, karşısına çıkarak:

         - Ben sana demedim mi, çok uyuma diye. Bak sonunda ne oldu. Sözümü dinlemediğin için çok uzun bir yolculuğa çıkmak zorunda kaldın, deyip serzenişte bulunduktan sonra sözüne şöyle devam etti. Bundan sonra yapacağın bu yolculukta dikkatli ol ve önüne çıkan engellerden yılma. Karşına çıkan bütün engeller karşısında yılmadan yoluna devam edersen eğer, mutlaka ailene kavuşabileceğin bir yol çıkacaktır karşına. Eğer karşına çıkan engellerden yılar geri dönmeye kalkarsan, bir daha asla evine ulaşamazsın, dedikten sonra sözünü keserek yürüyüp gitti. 

Pirifâni adamın çekip gitmesinden sonra kendine gelen Hasan, hangi yoldan gitmeyi kararlaştırmak için sağa sola bakıp, ilk olarak Doğu Kapısı yazan yerden gitmeye karar verdi ve Doğu Kapısı yolun olduğu taraftan gitmeye başladı. Gece karanlık çökünceye kadar o yoldan devam ederek, yolun nereye gittiğini bulmaya çalıştı. Yol çakıllı olduğu için ayakları şişmiş, ayakları şiştiği içinde kendi kendine içinden: ‘Galiba yol hiç bitmeyecek’ diye söylendi. Kendi kendine söylenirken, o sırada hafif bir rüzgâr çıktı ve ardından rüzgârın içinden bir el çıkıp arkasına geçerek hırkasını tuttu. Arkasından bir şeyin kendisini tuttuğunu fark edince korkarak ‘Beni, böyle kim tutuyor?’ diye söylenerek kendisini kimin tuttuğunu anlamak için sağa sola bakındı. Fakat kimseyi göremedi. Etrafında kimseyi göremeyince, kendisini görünmeyen varlıkların tuttuğunu zannederek elleri ayakları titredi. Korku içerisinde:

  - Ben sadece yolunu kaybetmiş bir kişiyim. Onun için ne olur bırakın beni, diyerek korktuğunu belli etmeye çalıştı.

 Onun korktuğunu gören rüzgârın içindeki el, tatlı bir eda ile kendisine:

  - Benden sakın korkma. Darda kaldığın zaman mutlaka gelir seni kurtarırım, dedi ve hızla havaya kaldırarak yolun paket taş döşeli yerine bırakarak kayboldu. Hasan, rüzgârın içindeki ele doğru bakarken, elin ortasında tanıdık insan yüzüne benzer bir yüz belirdiğini gördü. Bu yüz kendisine bakıyor ve gülümsüyordu. 

       Ayaklarının şişkinliği dindirmek için paket taş döşeli yolun girişinde mecburen dinlenmek zorunda kalan Hasan, oturduğu yerin tam karşısında beyaz bir tavşanın çıkıp kendisine doğru yaklaştığını gördü. Tavşan, kendisine doğru yaklaşıp ayaklarının dibine gelerek, o ufacık patileriyle Hasan’ın pantolonunun paçalarını yukarı doğru sıyırdı ve yaralı olan ayaklarını sıvazladı. İşi bitince de geldiği gibi ortadan kayboldu.

       Tavşan ortadan kaybolduktan sonra, ayaklarındaki ağrılarının dindiğini hissetti. Ayağındaki ağrılar geçince, ayağa kalkarak paket taş döşeli yolda dikkatsiz bir şekilde, bastığı yerlerde ne olduğuna bakmadan öylece yürüdü. O şekilde yürüdüğünden dolayı ileride küçük demir çubuğun yere saplı olduğunu fark etmeyip, ayağı ona takılarak yere yüzüstü düştü. O sırada yol, yürüyen merdivenler gibi hareket etmeye başlayıp, gürültüler çıkartarak ilerledi.

Yere düştüğünde, merdivenlerin hareket etmesinden dolayı korkmuş ve o heyecanla ayağa kalkmayı bile unutmuştu. Öylece yürüyen merdivenlerde oturduğu yerden kalkamaz oldu. Biraz sonra yürüyen merdivenler, etrafında kıvılcımlar saçarak gürültülü bir şekilde aniden durdu. Merdivenlerin durduğu yerde renkli ışık zümresi belirdi ve kendi etrafında dönmeye başladı. Gördüğü bu ışık zümresi yerini dumana bırakarak ortadan kayboldu. Ortaya çıkan duman yavaş yavaş çekilince büyük gösterişli bir ev ortaya çıktı.

       Hasan, evi görünce ayağa kalkarak kendi kendine: ‘Bu ışık da nereden çıktı, ne oluyor burada’ diye söylenip eve doğru yaklaştı. Evin önüne gelince kapının tokmağını kaldırarak kapıya vurdu ve beklemeye başladı. Biraz beklemesine rağmen kapı açılmayınca, kimse yok diye geri döneceği sırada, kapı gıcırtıyla açılarak evden, beli iki büklüm olmuş ve başı kelleşmiş olan, kulakları sivrice, üzerinde sade bir elbise olan, yaşlı bir adam çıkarak, ona dikkatli bir şekilde bakıp baştan aşağıya doğru süzer. Karşısında ihtiyar adamın dikkatli bir şekilde bakarak kendisini süzmesi karşısında oldukça tedirgin olur ve şaşırmış bir şekilde ona doğru bakar. İhtiyar adam, Hasan’ın şaşkın şaşkın kendisine doğru öylece baktığını görünce:

         - Niye öyle şaşkın şaşkın bakıyorsun evlat? Diye hitap eder.

       Hasan, şaşkınlığı geçince:

         - Kusura bakma beybaba, çölde kaybolduğumdan beri yolumu arıyorum. Buraya gelinceye kadar da garip şeylerle karşılaştım. Sizin evinizin birden karşıma çıkması ve sizi de iki büklüm olmuş bir şekilde görünce iyice şaştım kaldım.

         -  Ne kusuru oğul. Buraya kaç kişi geldiyse hepsi aynı şeylerle karşılaştılar. Aynen, senin bana söylediğin sözleri söylediler. Onun için yadırgamıyorum artık hiç kimseyi.

         -  Peki beybaba! Yolumu nasıl bulabilirim onu söyler misiniz?

         - Bak oğul! Şu ilerideki çiçekli yolu görebiliyor musun?

         - Evet, görüyorum.

         - İşte, oraya git ve o yoldan düz devam et,