BÖLÜM 6
Kral, önce uzay aracını gezdirdi daha sonra da gülümser bir tarzda:
- Benim adım Kartal, burada gördüğün askerlerin hepsinin kralıyım. O gördüğün yaratıklar çok vahşidirler. Avlarına ilk önce tuzak kurarlar, daha sonra seninde kapatıldığın gibi kafesin içine hapsederler. Kurbanlarının hapsedildiğini görünce de kurbanlarının susaması için, kızgın çölde yürütürler. Çölde, kurbanlarının susayacağı kadar yol aldıktan sonra durarak kurbanlarına bakarlar. Kurbanları eğer susamışsa, ağızlarından salyalar akıtarak, hep beraber ellerindeki kırbaları kafesin içine atarak kurbanlarının su içmesini sağlarlar. Fakat bu su bildiğimiz su değildir. Bu su kurbanlarının hem susuzluğunu giderir, hem de şişmanlamasını sağlarlar. Bu şekilde de kurbanları şişmanladıktan sonra da yaşadıkları yerlere götürüp hep beraber canlı canlı kurbanlarını yerler. Ayrıca şunu da belirteyim. Biz onlarla yıllardır savaşıyoruz. Onlardan birçok esir almamıza ve öldürmemize rağmen, köklerini bir türlü kurutamadık. Ne yaptıysak yapalım, onlar sürekli çoğaldılar ve sürekli yer değiştiriyorlar. En son ki yerleri seninde hapsedildiğin kayalıklardı.
Hasan, kraldan yaratıkların vahşiliğini hayretle dinledikten sonra:
- Ama siz bunları nereden biliyorsunuz?
Kral, Hasan’ın sorusu üzerine, yüz hatları geriledikten sonra iç geçirerek:
- Çünkü ben de onların tutsağıydım, dedi ve şöyle devam etti. Ben ve yardımcım bir gün, o garip yaratıkların yerini bulmak için gemimizle yola çıkmıştık. Tam keşiften dönmüş ve kayalıklardan geçiyorduk ki, onlar arkamızdan bize doğru yüzlerce ok attılar. Böyle bir şey beklemediğimiz için hamle yapamadık ve gemimiz isabet alarak düşürüldü. Beni ve yardımcımı da geminin içine girerek yakaladılar. Aynen sana anlattığım şeyleri bize de yaptılar. Verdikleri şeylerle de o kadar şişmanladık ki yerimizden kıpırdayamaz hale geldik. Bu halde bizi şehirlerine götürdüler. Orada yardımcımı gözlerimin önünde bağırta bağırta yediler.
- Peki! Siz nasıl kurtuldunuz?
- Askerlerim, bizim üsse dönmediğimizi görünce bizi aramaya çıkmışlar. Gemimizin düşürüldüğünü görünce de yaratıkların şehrini arayıp bularak beni kurtardılar.
Hasan, kralı dinlerken birden şişmanladığını hissetti. O kadar şişmanladı ki, tıpkı kralın anlattığı gibiydi. Kral, Hasan’ı o şekilde görünce sözünü keserek, geminin ecza deposundan bir şişe çıkartarak:
- Belli ki, bize verilen o su gibi olan şeyden sana da içirmişler, dedikten sonra elindeki şişeyi Hasan’a doğru uzatarak:
- Elimde gördüğün şişe panzehirdir. O yaratıkların verdiği suya karşı birebirdir. Onun için al şu şişedeki panzehiri iç, dedi ve elindeki şişeyi Hasan’a uzattı.
Hasan, Kralın elinden şişeyi alarak sonuna kadar içti. İçtikçe düzeldiğini hissediyordu. Tamamen düzeldikten sonra, komutana sitemli bir şekilde:
- Size çok teşekkür ederim, ama onları o şekilde öldürmeniz gerekmezdi, deyince kral, garip hayvanların vahşiliğini bildiğinden dolayı şaşırarak:
- O garip yaratıkların vahşiliğini anlattığım halde, onların o şekilde öldürülmelerine karşı çıktığınızı anlayamadım.
Hasan, vahşi hayvanların hunharca katledilmesine gönlü razı olmadığından ve hayvanlara olan sevgisinden dolayı krala o şekilde söylemişti. Kendisinde, hayvanlara olan sevgisini anlatmak zorunluluğunu hissetti. Bunun için krala ‘Bakınız kralım’ diyerek:
- Çünkü, onlarda bizim gibi can taşıyorlar. Onun için ister vahşi olsun ister evcil olsun hiçbir hayvanın vahşice öldürülmesini doğru bulmuyorum, diyip buradan nasıl kurtulabileceğini sordu. Kral, biraz düşündükten sonra, buralardan nasıl kurtulabileceğini bilmediğini, eğer isterse garip yaratıkların tuzak kurup avlarını yakaladıkları kayalıkların ilerisinde olan yolun oraya kadar götürebileceğini, ondan sonra yolu kendinin bulması ve yolu bulmaya çalışırken de dikkatli olması gerektiğini söyledi.
Hasan, çaresiz komutanın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü ondan başkası buraları bilmemekteydi. Kralın önerisini kabul etiği sırada, kralın askerleri de gittikleri yerlerden tekere teker dönmeye başlamışlardı. Tüm askerler gemiye girince, askerin biri krala gelerek:
- Kralım, yaratıkların çoğusunu yok etmeyi başardık. Umarım bundan sonra bir daha karşımıza çıkmazlar.
- Umarım.
Kral, askerlerine teşekkür ederek gemisini hareket ettirdi. Gemi, kayalıkları geçerek kralın söylediği yola gelerek yere indiler. Hasan, gemi yere indikten sonra kralla vedalaşıp gideceği sırada kral, Hasan’ı arkasından tutarak geri çevirdi ve iç geçirerek:
- Biliyor musun, bu garip yaratıklar çok önceleri yoktu. Ne olduysa on sene evvel oldu. Babam kardeşimi ilim öğrenmesi için baş danışmanıyla beraber başka bir ülkeye gönderdi. Kardeşim, ilim öğrenmek için gittiği o ülkede ilim öğrendi ama öğrendiği ilmi ülkesinin yararı yerine değil de kendi çıkarı uğruna kullandı. Aslında kardeşim öyle her şeyi kendi çıkarları yerine kullanacak biri değildi. Ülkesini seven, kendi yerine başkasını düşünen, iyilik yapmayı seven biriydi. Hatta babam onu o kadar çok severdi ki, bazen onu bu sevgiden dolayı kıskanırdım. Birbirlerimizi o kadar çok severdik ki, birimizin bir yeri kanasa öbürümüz de ağlardı. Ne olduysa babamın yerine beni geçirmek istemesi ve onu da ilim öğrenmek için başka bir ülkeye göndermek istemesiyle oldu. Gittiği o ülkede ilim öğrenip geri döndüğünde tamam değişti. Herkese merhametle karşılık veren kardeşim, bu sefer herkesin kalbini kırmaya ve zulmetmeye başladı. Babam bu yüzden yataklara düştü. Kardeşim, babamın o halini gördüğü halde yine düzelmedi ve halkına zulmetmeye devam etti. Babam, baktı ki kardeşim düzelmeyecek onu sürgüne göndererek halkını onun zulmünden kurtardı. Kardeşim, babamın onu sürgüne göndermesinden sonra intikam almak için öğrendiği ilmi uyguladı ve o garip yaratıklar meydana geldi. Onlar ortaya çıktıktan sonra ülkemde her şey altüst oldu. Halkım kendi can güvenliğini sağlamak için teker teker ülkemi terk etmeye başladılar. Bende, babam öldükten sonra halkımın güvenliğini sağlamak için onlarla savaşmaya başladım. Onlarla son savaştığımız yeri sende biliyorsun, dedi ve geri döndü. İkisi de geri dönüp yollarına gidecekken kral tekrar geri döndü ve Hasan’a:
- Aslında kardeşimin bana, babama ve ülkeme onca haksızlıklarına rağmen yinede ben onu çok seviyorum. Çünkü o benim kardeşim, sırdaşım ve yoldaşımdı. Halkına çok iyi davranır, onların her derdini dinler ve benim çözüm bulmakta zorlandığım işlerde çözümü o bulurdu, benim kardeşim öğle bir kişiliğe sahipti, diyerek iç geçirerek, ah! Onu bir görebilsem, koşup boynuna bir sarılabilsem, ona ‘her ne kadar hatalı olsan da, yine de seni seviyorum, diyebilsem’ dedi ve gözyaşları içerisinde el sallayarak gemisine bindi. Hasan, kralın gemisine binip gözden kayboluncaya kadar da bir yere ayrılmadı ve geminin arkasından öylece bakakaldı.
Kralın tarif ettiği yoldan ilerleye ilerleye bir kasabaya rastladı. Bu kasabada yaşayan herkes, doğu kapısından içeriye girip karşılaştığı yaşlı adama beziyorlardı ve onlarında kulakları sivrice ve başları kelleşmişti. Yalnız, gördüğü bu kasabanın halkının hepsinin hüzünlü bir halde başlarını yere eğerek gezdiklerini gördü. Hayvanlarına bile hüzün çökmüştü. Acaba bu kasabanın insanlarına ne olmuştu da böyle hüzünlü hüzünlü başlarını eğiyorlardı. Çekine çekine yanından geçmekte olan birisine:
- Söyler misin, neden böyle hüzünlüsünüz? Diye sordu. Adam, neden öyle hüzünlü olduklarını tek tek anlattı. Hasan, adamın anlattıklarını dehşet içerisinde dinledikten sonra adama:
- Peki, sultanınıza bir çare bulamadınız mı?