Keşfet

BÖLÜM 9

GİZEMLİ YOLCULUK/KAPULAR

Hasan, sultanın bana tekrardan evlat acısı tattırmadığın için sözü üzerine merak içerisinde:

         - Sultanım, siz evlat acısını tekrar tattırmadığınız için, bana teşekkür ettiniz. Yoksa sizde mi evladınızı kaybettiniz?

         - Evet, evlat, bende evladımı kaybettim. Ben, yıllarca evlat hasreti çektim. Yıllar sonra hasta olan bu evladımdan önce bir oğlum daha oldu. Onu çok sevmiştim. Yıllarca evlat hasreti çektikten sonra o evladımla yüzüm gülmüştü. Ne var ki o evladımın bir gün çok hasta olduğunu öğrendim. O günden sonra gözlerimin önünde günbegün eriyip gitti. Bir gün halkımın isteklerini dinlediğim gün gelen bir haberle adeta yıkıldım kaldım. Aldığım o haberde evladımın öldüğünü öğrendim. Onun ölümünden sonra evlat acısı içimi yakıp kavurdu. Oğlumun ölümünden iki yıl sonra bu evladım dünyaya geldi. Onunla evlat acısını unuttum ve tüm sevgimi ona verdim. Yıllar öylece gelip geçti. Yıllar sonra da ikinci oğlumun bu acısı, beni bayağı yıprattı.

       Hasan, sultanı teselli ederek, kendisinin de aynı acıları yaşadığını, evlat acısının zor olduğunu söyleyerek, derdini anladığını belirtti. Ardından yaratık uyanmadan, yaratığı sultanın, oğlunun ayağının üzerinden kaldırıp tekrar çuvalın içine koydu ve çuvalı sırtına aldı.

       Sultan, Hasan’a teşekkür ettikten sonra onu sarayın dışına kadar refakat etti. Sarayın dışına çıkınca sultan, araba hazırlatarak Hasan’a ancak kayalıkların oraya kadar yolu tarif edebileceğini ondan sonrasını bilmediğini söyledi. Hasan, sultanı dinledikten sonra onunla vedalaşarak arabaya binerek evinin yolunu bulmanın ümidiyle yola çıktı. Sultan, araba hareket edip gözden kayboluncaya kadar arkalarından bakarak sarayına geri döndü.

       Hasan, hüzünlü fakat mutlu bir şekilde arabayla gidiyordu. İçinde sultana yaptığı iyiliğin sevinci vardı. Şehirlerden geçtikçe sultanın mutluluğu sanki herkese yansımış gibiydi. Ülkede bayram havası yaşanıyordu. Kayalıkların oraya kadar mutlu bir şekilde arabanın şoförüyle konuşa konuşa yol aldılar. Kayalıkların oraya gelince şoförle de vedalaşarak arabadan indi. Yaratığı aldığı yere bırakmak için dikkatli bir şekilde kayalıklara doğru tırmanmaya başladı. Kayalıklardan içeri girdiği deliğe kadar gelip oradan içeriğe gizlice girdi. Yaratıklar yine oradaydılar ve yine yiyecekleri bir av yakalayıp kafesin içine hapsetmişlerdi. Onlara görünmeden biraz daha ilerleyince hapsettiklerinin kendisini onların elinden kurtardığı kral olduğunu gördü. Hem onu kurtarmak hem de kendisini o yaratıkların elinden kurtardığı için, yaptığı iyiliğe karşı bir iyilik olması açısından yarattıkları uyutmak için tekrardan hafifçe türkü söylemeye başladı. Yaratıklar duydukları türkü karşısında dans etmeye başladılar. Dansın sonunda gözleri görmez olup uyumaya başlayınca kafesin oraya giderek kralı hapsolduğu kafesten kurtardı. Yaratıklar uyanmadan ikisi de beraber kayalıklardan aşağıya indiler. Kral kurtulunca Hasan’a sarılarak:

         -  Beni onların elinden kurtardığın için sana ne kadar teşekkür etsem yine de azdır, dedikten sonra, ben sana onlarla yıllardır savaştığımızı söylemiştim. Ama şunu söylemeyi unutmuşum. Onlar ilk önceden böyle tuzak kurup kafesin içine hapsetmezlerdi. Ne olduysa şu birkaç yıl içerisinde oldu. Onlar hem çeşitli tuzaklar kurmayı öğrendiler hem de kafesler kurarak avlanmaya başladılar.

       Hasan, kralı dinleyince sultanın, oğlunun sözleri aklına geldi. Demek ki sultanın oğlu o yaratığı kafese hapsedince yaratık ondan öğrenmiş ve uygulamaya başlamışlardı. Kayalıklardan aşağıya inince kafasındaki düşünceleri krala söyledi. Kral, yaratıkları nasıl uyuttuğunu merak ederek:

         -  Bana, yaratıkları nasıl uyuttuğunu söyler misin?

       Hasan, kralın sorusu üzerine:

         - Size yaratıkları nasıl yakaladığımı söylerim ama bir şartla.

         -  Nedir o şartın?

         -  Yaratıklara zarar vermeyeceksiniz.

         - Peki, ama neden? Sen de biliyorsun ki onlar vahşidirler.

         - Biliyorum ama onlar da can taşıyorlar. Hiçbir canlıya kötü davranılmasına gönlüm razı olmuyor. Onun için onlara zarar vermeyeceğinize dair bana söz vermelisiniz. 

       Kral, onlara zarar vermeyeceklerini söyleyince, Hasan, şayet yaratıklara esir düşerseniz hafifçe türkü söyleyin. Onlar türküyü duyunca dans etmeye başlarlar. Dansın sonuna doğru gözleri görmez olur ve daha sonra da uykuya dalarlar. Onlar uykuya dalıca da sizler onların elinden kaçıp kurtulursunuz, diyerek komutanla vedalaşarak sakin bir şekilde kayalıklardan uzaklaştı. Kayalıklar görünmez olunca bir yol bulmak için sağa sola bakındı. Fakat bir türlü yol bulamadı ve şaşırıp kaldı. O şaşkınlık içerisindeyken ileride beyaz bir şeyin kendisine doğru yaklaştığını gördü. Dikkatli şekilde bakınca onun alnında küçük bir beyazlığı olan siyah bir at olduğunu fark etti. At iyice yaklaşınca başından tutarak sevmeye başladı. O kadar sevimli bir attı ki, bakmaya doyamıyordu. Atı severken şaşırtacak bir şey oldu, at kanatlanarak dile geldi:

         - Ey insanoğlu! Eğer yolunu bulmak istiyorsan üstüme bin, yelelerime sıkı tutun, gideceğin yere götüreyim. Yalnız dikkat et, üstümdeyken yelelerimi sakın bırakma.

       Hasan, şaşkınlık içerisinde atı dinledikten sonra, kendi kendine: ‘Bu at, nasıl kendi kendine koştu ve kanatlandı’ diye düşündü ve o şaşkınlık içerisinde atın üzerine bindi. At kanatlarını açarak havalandı ve birlikte uçmaya başladılar. Atın üstündeyken, bir ara unutarak ellerini atın yelelerini tutmayı bıraktı. İşte o anda atın üstünden hızla düşmeye başladı. Tam yere düşecekken hafif bir rüzgârla birlikte içinden el çıkarak Hasan’ı arkasından tuttu ve o hızla yukarı doğru çıkmaya başladı. Atın uçtuğu yere kadar yükseldi. Kendisini tuttuğu el, atın üzerine bırakınca ortadan kayboldu. At, Hasan’ı görünce:

         - Ben, sana dememiş miydim, yelelerimi sıkı tutun diye. Bak gördün mü yelelerimi bırakınca ne oldu. Şimdi yelelerimi sıkı tut ve bir daha bırakma, dedikten sonra hızlı bir şekilde yol alarak çölün ortasındaki dört yol ayrımına geldiler. At dört yol ayrımına gelince aşağıya inerek Hasan’ı sırtından indirdi ve ona, bundan sonraki kapıların sonunda karşısına çıkacağını söyleyerek geldiği gibi hızla yükselerek uçup gitti.

              BATI KAPISI

       Dört yol ağzına gelince Doğu Kapısında şiddetli sarsıntılar meydana gelmeye başladı. Karşılaştığı bu sarsıntılar o kadar kuvvetliydi ki, yerinden bile kıpırdayamıyordu. Sarsıntılar geçmesinin hemen peşine ortalığı toz duman kapladı ve Doğu Kapısı ortadan kayboldu. Doğu Kapısı kaybolduğu için, kapılar üçe düşmüş ve bu kapıların her birinin etrafında duvardan setler oluşmaya başlamıştı. Oluşmaya başlayan setler oldukça esnekti ve dokundukça çeşit çeşit sesler çıkarıyorlardı.

       Hasan, setlere dokundukça onların verdiği huzur ortamına aldanmamak ve ailesine bir an evvel kavuşmak için, bu seferde belki bu yol doğrudur diye Batı Kapısı yazan yola doğru gitmeye başladı. Batı Kapısı yazan yol eğri büğrü ve toz toprak olduğundan dolayı bir müddet sonra ayaklarını bastığı yerlerden toz kalkmaya başladı. Tozlar her tarafı kapladığı için nereye gideceğini şaşırıp yolunu kaybetti. Toz toprak yere indiği zaman kendisini çamurlu, batak bir alanda olduğunu gördü. Çamurlu alanda hiçbir iz, yol olmadığından nereye gidecek, hangi yolu izleyecekti. İşte, bunu bilemiyor, çaresizlik içerisinde sağa sola bakınıp duruyordu.

       Çaresizlik içerisindeyken kendi kendine ‘Ben, niye çaresizlik içerisinde kalıyorum ki. İçinde bulunduğum şu durumdan kurtaracak bir çare çıkar, mutlaka’ diye düşündü ve yere çömelip nereye gideceğini bulmak için çareler aramaya başladı. Tam o sırada çamurlu alanın her tarafından kurbağalar çıkmaya başladı. Bu kurbağalar bir araya gelip bağırmaya başladılar. Onların bağırtısı öyle şiddetliydi ki kulakları sağır edebilecek cinstendi. Kurbağaların seslerini duymamak için ellerini kulaklarına kapatıp ayağa kalktı. Ayağa kalktığı sırada şaşırtacak bir şey oldu. Kurbağaların bağırtısından çamurlu yol dümdüz oldu ve beyaz tavşan yine ortaya çıktı. Ardı

Yorumlar

  • Recep Sağlam: Elindeki aynayı düşürmen belki iyi bir şeydir ama dikkatli ol
  • nadire menekşe: atın seni korkutması çok normal ama dikkat etmelisin hepsi gerçek mi
  • Derya Cengiz: hasan sultan ile konuşurken sana bunları kimse anlatmadı mı
  • Aleyna Mumlu: Umarım sultanın acısından bahsederken sen de kötü hissetmiyorsundur