Keşfet

12. Bölüm...

Gökyüzü Ben miyim?

Çok mu sessiz kaldım? Çok mu yabancılaştım? Çok mu geride kaldım? Haddimi aşmayayım derken sevdiklerimi kaybettim. Günaha girmeyeyim derken kendimi de ailemi de korkunun içine sürükledim. Söyleyin, insan bu çamurun içinden nasıl çıkar? Hem de kirlenmeden, tertemiz kalmayı başararak…

Ömer koştu. Koşabildiği kadar koştu. Durağa doğru ilerlerken arkasına bile bakmadı. Bir yandan koşuyor, bir yandan da elindeki telefona bakıyordu. Faruk hâlâ cevap vermemişti. Bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı ama yine de emin olmak istiyordu. Telefonunu kaldırıp Faruk'u yeniden aradı. Bu kez karşısına çıkan şey, ulaşamadığına dair bir bildirimdi.

Arıyordu, açmıyordu. Mesaj atıyordu, cevap gelmiyordu.

Geriye bir tek Niyazi kalmıştı.

Oysa bugün okula gelmemişti. Üstelik en son kavgalı ayrılmışlardı. Birbirlerine kırılmış, konuşmamaya başlamışlardı. Ama Ömer'in içinde büyüyen korku, aralarındaki kırgınlıktan çok daha ağırdı. Daha fazla dayanamadı. Niyazi'yi aradı, ardından bir mesaj gönderdi. Fakat ondan da ses çıkmadı.

İçindeki korku, her geçen dakika biraz daha büyüyordu.

Emin olmak için önce babasını aradı. Babası teknedeydi. Ardından annesini aradı. Annesi teyzesinin evindeydi. En azından ailesinin güvende olduğunu öğrenmişti. Bu bilgi, içindeki korkuyu biraz olsun hafifletmişti ama onu rahatlatmaya yetmiyordu.

Tam o sırada minibüs geldi.

Ömer, bir kez daha arkasına bakmadan minibüse bindi. Önünde ne olduğunu bilmediği bir felakete doğru ilerliyordu. Emre de onu arıyordu ama Ömer telefonunu açmadı. Çünkü kardeşinin ne yapacağını tahmin edebiliyordu. Emre de peşinden gelecekti. Ömer, en azından olayların ne olduğunu anlayana kadar onu bu işin dışında tutmak istiyordu.

Minibüste birkaç yolcu vardı. Her durakta birileri iniyor, araç ağır ağır yoluna devam ediyordu. Ömer'e kalırsa minibüs gereğinden fazla yavaş ilerliyordu. Bacaklarının titremesini durdurmaya çalıştı. Ne bedenine söz geçirebiliyordu ne de zihnindeki düşünceleri susturabiliyordu.

Kimi arayacağını şaşırmıştı.

Yakup Dayı'yı aramayı düşündü ama parmakları telefonun üzerinde öylece kaldı. Sabah gördükleri adamlar yüzünden zaten korkuyordu. Üstelik o çantanın peşinde olduklarını söylemişlerdi. Yakup Dayı'nın başına bir şey geldiyse? Ya adamlar onun peşine düştüyse?

Aramaya cesaret edemedi.

Tırnaklarını kemirmeye başladı. İçten içe büyük bir felaketin yaklaştığını hissediyordu. Köye doğru ilerlerlerken bir anda sağanak yağmur başladı. Gök, sanki öfkesini yeryüzüne kusuyordu. Şimşekler çakıyor, gök gürlüyordu. Minibüs ise ağır ağır yoluna devam ediyordu.

Telefonunda hâlâ ne bir cevap ne de bir haber vardı.

Birden Kemal Amca geldi aklına. Hemen onu aradı. Fakat o da telefonunu açmadı. İsmail'i aramayı düşündü ama onun da fakültede olduğunu biliyordu.

Ne yapacağını şaşırmıştı.

Elinden gelen tek şey köye ulaşmak ve orada neler olup bittiğini öğrenmekti.

Nihayet minibüs köyün girişine geldiğinde Ömer'in gözü ilk olarak yol kenarındaki araçlara takıldı. İki üç araç vardı. Sabah gördüğü siyah araba ise ortalıkta yoktu. Fakat Yakup Dayı'nın evinin önünde bir ambulans duruyordu.

Ömer'in kalbi hızla çarpmaya başladı.

Bir şeyler olmuştu. Hem de hiç istemediği bir şeyler…

Minibüsten aceleyle indi ve Yakup Dayı'nın evine doğru koştu. Evin önünde birkaç kişi vardı. Araçların içine, evin çevresine baktı. Tanımadığı insanlar çoğunluktaydı. Aralarında yalnızca bir iki kişiyi tanıyordu. Bunlar Yakup Dayı'nın akrabalarıydı.

Fakat ortalıkta Suna Yenge yoktu.

Kemal Amca da görünmüyordu.

Bunun yerine, evin önünde Niyazi'nin babası İbrahim Amca vardı.

Ömer, koşar adımlarla ona doğru ilerledi.

— İbrahim Amca! Ne oluyor burada?

İbrahim Amca, Ömer'i karşısında görünce şaşırdı. Ardından yüzüne öfkeli bir ifade yerleşti.

— Ömer, senin burada ne işin var uşağum? Senin okulda olman gerekmiyor mu?

Ömer, elini telaşla salladı.

— Amca, sen beni boş ver! Burada ne oluyor? Bu ambulans kimin için geldi?

İbrahim Amca'nın yüzü bir anda değişti. Ellerini birbirine sürterek çevresine baktı. Bembeyazlamış saçlarını geriye doğru itti. Titreyen bacaklarını belli etmemeye çalışarak merdivenlerden ağır ağır indi ve Ömer'le aynı hizaya geldi.

— Senin babanın haberi var mı, uşağum?

Ömer başını iki yana salladı.

— Yok, der gibi.

İbrahim Amca derin bir nefes aldı.

— Kemal Amca fenalık geçirdi. Şimdi hastaneye götürüyorlar.

Ömer'in bakışları hemen ambulansa çevrildi. İçeride sağlık görevlileri Kemal Amca'yla ilgileniyordu. Hemşireler bir şeyler soruyor, diğerleri müdahaleyi sürdürüyordu. Ömer duyduklarından bir anlam çıkarmaya çalışırken İbrahim Amca'nın sözleri zihninde yankılandı.

Kemal Amca fenalık geçirmişti.

Peki, diğerleri neredeydi?

Ömer, titreyen bir sesle konuştu. Korkudan gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

— İbrahim Amca, Allah aşkına söyle! Yakup Dayı nerede? Diğerleri nerede? Niyazi bugün niye okula gelmedi? Ben Faruk'a neden ulaşamıyorum? Ne oluyor burada?

İbrahim Amca, bu soruları duyunca panikle çevresine baktı. Ardından Ömer'i kolundan tutarak ambulansın yanından uzaklaştırdı. Onu Yakup Dayı'nın evinin arka tarafına doğru götürdü.

Ömer, yürürken bir yandan da sorular sormaya devam ediyordu.

— Amca, ne oldu? Ne oluyor? Söylesene!

İbrahim Amca parmağını dudaklarına götürerek susmasını işaret etti. Yüzündeki gerginlik daha da belirginleşmişti.

— Bana bak uşağum. Şimdi beni iyi dinle. Burada duyduklarını kimseye söylemeyeceksin, tamam mı?

Ömer şaşkınlıkla başını salladı.

İbrahim Amca, sesini biraz daha alçalttı.

— Sabah gördüğünüz o siyah araba var ya… O adamlar Yakup'un peşine düşmüş. Faruk'la benim salak oğlum da onların peşinden gitmiş.

Bir an durdu, öfkesini bastıramadı.

— Sabah Niyazi'yi okula götürecektim. Bana bir mesaj attı, gidiyoruz diye. İnan ki nereye gittiklerini ben de bilmiyorum!

İbrahim Amca'nın yüzü öfkeden kızarmıştı. Kendini daha fazla tutamayarak söylenmeye başladı.

— Ulan salak herif! Oğlumu kaç defa uyardım, bu adamlardan uzak dur dedim. Okuluna bak, kendi yoluna bak dedim. Ama yok! Faruk'un yanından ayrılmadı ki! Sanki lafımı dinleyecek…

Öfkeyle başını iki yana salladı.

Ömer ise duydukları karşısında donup kalmıştı.

Demek Faruk ve Niyazi bir şeyler biliyordu. Üstelik bu işin içine girmişlerdi. Ondan habersiz, kimseye bir şey söylemeden çekip gitmişlerdi.

İçinde bir kırgınlık belirdi.

Bunca zamandır birlikte büyümüşlerdi. Aynı sokaklarda koşmuş, aynı sofralara oturmuş, birbirlerinin hayatına tanıklık etmişlerdi. Peki, bütün bunlar yaşanırken neden ona hiçbir şey söylememişlerdi?

Bir yandan da içindeki yükün hafiflediğini hissetti. En azından kendisi o işin içine girmemişti. Fakat bu düşünce bile onu rahatlatmıyordu. Çünkü sevdiklerinin nerede olduğunu, başlarına ne geldiğini bilmiyordu.

Telefonunu yeniden kontrol etti.

Faruk hâlâ cevap vermemişti.

Daha fazla dayanamadı. Yakup Dayı'nın evine doğru koştu. İçeri girdi, etrafı aradı ama kimseyi bulamadı. Ardından camiye gitti. Caminin içine baktı, bahçesini dolaştı. Fakat orada da aradığı kimse yoktu.

Sonra Faruk'un evine yöneldi.

Faruk'un anne ve babası da Yakup Dayı'nın evinin önündeydi. Fakat Ömer'in gözü Elif'i arıyordu. Onu hiçbir yerde göremiyordu. Üstelik bugün okula da gelmemişti.

Telefonunu çıkarıp Elif'e mesaj gönderdi.

Elif, neredesin? Sana ulaşamıyorum. İyi misin?

Mesajı gönderdikten sonra Faruk'un evine doğru ilerledi. Kapı kilitliydi.

Tam o sırada arkasından bir kadın sesi duydu.

— Uşağum, senin burada ne işin var?

Ömer döndüğünde Elif'in annesini gördü. Kadının yüzünde öfkeli ve gergin bir ifade vardı.

— Teyze, ben Faruk'a ulaşamıyorum. Elif'e de ulaşamıyorum. İkisine de mesaj attım ama cevap vermediler.

Kadın, telaşla çevresine baktı. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama duraksadı. Ömer, onun yüzündeki ifadeyi fark etmişti. Sanki bir şey saklıyordu.

— Onlar şehre gittiler, uşağum. Bugün okula da gitmeyecekler. Birkaç işleri var, onları halledecekler.

Ömer'in kaşları çatıldı.

İbrahim Amca, Faruk'la Niyazi'nin birlikte gittiğini söylemişti. Peki, Elif neden ortalıkta yoktu? Faruk giderken onu

Yorumlar

  • Mavi Güneş: Sorma valla duvar gibi maşallah! İlerleyen bölümlerde o duvarlar bir bir yıkılacak ama... Takipte kal
  • Ege Yıldız: Sana bir şey anlatmak zorundayım ömer ama sen anlamak istemiyorsun!
  • Mavi Güneş: Çok haklısın mektup rahatlatmak bir yana dursun kafalardaki soru işaretlerini katbekat artırdı..
  • Mavi Güneş: Aynen öyle, birini kurtarsan diğeri başka bir belanın ortasında kalıyor... O yüzden korku hiç bitmiyor.
  • Mavi Güneş: Dışarıdan bakınca duruma demek kolay ama o psikolojiyle insan elleri kolu bağlı kalıyor işte...
  • Mavi Güneş: Sorma valla insan en çok da en yakın bildiklerinin sırlarından yaralanıyor... Bakalım bu kırgınlık nasıl bitecek?
  • Mavi Güneş: Keşke olsa ama ortalık o kadar karanlık ve sönük ki herkes kendi yolunu kendisi bulmak zorunda kalıyor
  • Ruskoavo Turk: Vay be böyle bir durumda yol göstermesi gereken kimse yok mu?
  • Recep Karaca: Kederinin ne kadar ağırlaştığını hissedebiliyorum dostların niye böyle yapar?
  • Ege Korkmaz: ömer bu kadar kaygılı kalmamalı Sevdiklerine ulaşamadığın zaman ne yapacaksın?
  • Tc. Halil: içindeki korkuyu hafifletsin diye 가족ının güvende olduğunu bilmek yetmez
  • Esra Sancak: @gunesmavi827 bu mektubu okuyunca her şey daha da karıştı gibi