5 . Bölüm...
Susmanın bedeli ölümdü.
Sus, gözlerini kapat, kulaklarını tıka ve kaldığın yerden devam et…
Yakup Dayı, gergin ve bir hayli sinirli bir hâlde yatağından kalkmaya çalışıyordu. Eşi ise bir yandan ona söyleniyor, bir yandan da yeniden yatağına oturması için uğraşıyordu:
— Yakup, bir dur hele daa! Daha kendine gelemedin. Nereye gidiyorsun böyle? Biraz toparlanman lazım!
Fakat Yakup Dayı onu dinlemiyordu. Sürekli telefonuna bakıyor, ekrana her göz attığında yüzündeki gerginlik biraz daha artıyordu. Aldığı darbeler yüzünden telefonun camı çatlamıştı. Cihaz hâlâ çalışıyordu ama ekran doğru düzgün görünmüyordu.
Yine de Yakup Dayı, sanki telefonundan gelecek tek bir haberi bekliyormuş gibi gözlerini ekrandan ayıramıyordu.
Etrafındaki gençler, onun bu hâlini gördükçe bir şeylerin çok ters gittiğini daha iyi anlıyordu.
Elif ise olduğu yerde donup kalmış, şaşkın gözlerle olup biteni izliyordu. Faruk, bir anda ona döndü. Sesindeki sertlik, odadaki herkesi susturacak cinstendi:
— Elif, bak hele! Burada gördüklerini kimseye anlatmayacaksın. Bu yaşananlar aramızda kalacak, anladın mı beni?
Elif, Faruk’un bu sert uyarısıyla irkildi. Ne diyeceğini bilemedi. Titreyen ellerini nereye koyacağını şaşırmıştı. Korkuyla önce Faruk’a, ardından Ömer’e ve Niyazi’ye baktı.
İkisi de sessizdi.
Ömer’in yüzünde donuk bir ifade vardı. Niyazi de ondan farksızdı. Birkaç saat önce aralarında yaşanan gerginlik, sanki bir anlığına başka bir dünyanın kapısını aralamıştı. İkisinin de gözleri Elif’e kayıyor, fakat hiçbiri hissettiklerini dile getirmeye cesaret edemiyordu.
Ömer, Elif’e baktığında içinde tuhaf bir huzur hissediyordu. Korkunun, endişenin ve belirsizliğin ortasında bile onun varlığı, bütün düşüncelerini başka bir yöne sürüklüyordu.
Niyazi de aynı sessizliğin içindeydi.
Fakat Elif’in dikkati onlarda değildi. Gözleri, yüzü ağır darbeler almış Yakup Dayı’ya takılıp kalmıştı. İlk defa bir insanı bu kadar yaralı görüyordu. Ne hissettiğini anlayamıyor, gördüklerini zihninde bir yere oturtamıyordu.
Faruk ise telaşla Yakup Dayı’nın yanına gidip geliyor, bir yandan da Elif’i eve göndermenin yolunu arıyordu. Tam o sırada Ömer öne çıktı:
— Dur, ben onu eve götürürüm.
Niyazi’nin bakışları bir anda Ömer’e çevrildi. Kaşları öfkeyle çatıldı. Ömer’in bu fırsatı değerlendirmesine tahammül edemiyormuş gibi ona sertçe baktı.
Faruk başını salladı:
— Tamam uşak, sen götür. Ama fazla oyalanmayın!
Ömer, Niyazi’ye kısa ve kendinden emin bir bakış attıktan sonra Elif’e döndü:
— Gel, gidelim.
Ancak Elif’le birlikte kapıya yönelmişlerdi ki Niyazi, düşünmeden Ömer’in kolunu tuttu:
— Nereye götürüyorsun onu?
Ömer bir anda durdu. Bakışları önce Niyazi’nin eline, sonra yüzüne kaydı.
Faruk araya girdi:
— Hayırdır kardeşim, ne yapaysun sen? Bizim başımızdan iş eksik olmuyor zaten! Bırak uşağı, kızı evine götürsün daa!
Niyazi, Ömer’in kolunu bıraktı. Elini sıkıca yumruk yaptı ve öfkesini bastırmak istercesine yumruğunu bacağına vurdu.
İçinde biriken kıskançlık, öfke ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Salonun içinde bir ileri bir geri yürümeye başladı. Dudaklarını birbirine bastırıyor, ellerini sıkıp açıyor fakat içindeki huzursuzluğu bir türlü yatıştıramıyordu.
Ortam bir anda buz kesmişti.
Ömer ise kapıyı aralayıp Elif’le birlikte dışarı çıktı. Dar koridorda ilerlerken arkasına dönüp bakmadı.
Güneş çoktan tepeye yükselmişti.
Karadeniz’in dağları arasında sabahın sisli havası yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Yine de evlerin çevresinde ince dumanlar dolaşıyor, serinlikle sıcaklık birbirine karışıyordu. Hafifçe esen rüzgâr, insanın yüzüne dokunup geçiyordu.
Ömer, saatin ne kadar ilerlediğini ancak telefonuna baktığında fark etti. Babası da annesi de onu aramıştı. Cevapsız aramaları görünce telefonu kapattı.
Şimdilik aklında başka bir şey vardı. Yanında yürüyen Elif…
Elif’in sesi çıkmıyordu. Yaşadıklarının etkisinden henüz kurtulamamıştı. Gördüğü manzara, zihninde dönüp duruyordu. Ömer ise sanki birkaç saat önce yaşanan bütün gerginliği bir anlığına unutmuştu.
Elif’e bakıyordu.
Hem de öyle bir bakıyordu ki gözlerini ondan ayırmakla ona biraz daha yaklaşmak arasında kalmıştı.
Sanki karşısında kırılmasından korktuğu, en ufak bir hareketle incitebileceği narin bir şey vardı. Elif’in simsiyah saçları, koyu gözleri ve yüzündeki masum ifade Ömer’in aklını birbirine katıyordu.
Onun yanında yürürken bile kalbinin sesini duyacakmış gibi hissediyordu. Bir an yaklaşmak, bir an geri çekilmek istiyordu. İçinden gelen duygulara karşı koymaya çalıştıkça kendisini daha da kaptırıyordu.
Kalbi, korkunun ve acının içinden sıyrılıp kendine bambaşka bir dünya kurmuş gibiydi.
Belki de uzun zamandır ilk kez böylesine huzurlu hissediyordu. Ama bu huzurun ardında büyük bir korku vardı.
Onu kaybetmekten mi korkuyordu, yoksa kendisini bu kadar kaptırmaktan mı?
Eve doğru ilerlerken Ömer birkaç kez konuşmaya niyetlendi, her defasında vazgeçti. İçinde biriktirdiği sözler, söylemeye cesaret edemediği duygulara dönüşüyordu.
Ya bir daha yüzüme bakmazsa?
Ya benimle eskisi gibi konuşmazsa?
Ya benden uzaklaşırsa?
Bu düşünceler, yol boyunca zihninde dönüp durdu.
Tam o sırada Elif sessizliği bozdu:
— Ömer abi…
Ömer bir anda kendine geldi:
— He, söyle Elif.
Elif başını hafifçe ona çevirdi:
— Sen de korktun, değil mi? Ben hâlâ ne olduğunu anlayamadım. Yakup Dayı’ya kim, niye böyle bir şey yaptı?
Ömer’in kalbi, Elif’in ona "abi" diye seslenmesiyle tuhaf bir biçimde sıkıştı. İşte en çok bundan korkuyordu: Elif’in gözünde yalnızca bir abi olarak kalmaktan…
Yine de hissettiklerini belli etmedi. Başını hafifçe salladı:
— He, ben de korktum. Sabahtan beri düşünüyorum; kim yaptı bunu, niye yaptı? Yakup Dayı niye bu kadar telaşlı? Bir türlü anlam veremedim uşak… Aklım almıyor.
Konuşurlarken evin önüne varmışlardı.
Elif merdivenleri çıkıp kapıya yöneldi. Kapıyı açmadan önce dönüp Ömer’e baktı:
— Teşekkür ederim, abi.
Ömer cevap vermek için ağzını açtı ama kelimeler boğazına düğümlendi. Elif kapıyı açıp içeri girdi.
Kapı kapandığında Ömer olduğu yerde kaldı.
Bir süre gri kapıya baktı. Nefesi daralmış, boğazı düğümlenmiş gibiydi. Sanki az önce kapanan kapı, yalnızca Elif’in evinin kapısı değil, onun içinde açılmaya cesaret edemediği bir dünyaydı.
Gözleri doldu. Yutkundu.
Bir an daha bekledi. Sonra başını çevirip hızla oradan uzaklaştı. Adımları gittikçe hızlanıyordu.
Ömer, kendi kalbinin içinde verdiği savaşın henüz başında olduğundan habersizdi.
Ömer, Yakup Dayı’nın evine yaklaştıkça içeriden yükselen sesleri duymaya başladı.
Önce birkaç kişinin aynı anda konuşması sandı. Fakat adımlarını hızlandırdıkça seslerin sıradan bir sohbet olmadığını anladı. Bağırışlar, öfkeli sözler ve birbirine karışan sesler evin dışına kadar taşıyordu.
Ömer’in içine yeniden bir korku düştü. Koşar adımlarla eve yöneldi. Kapıya ulaştığında duraksamadan içeri girdi.
Karşılaştığı manzara onu olduğu yerde çiviledi.
Yakup Dayı yatağından kalkmış, öfkeyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Etrafındakilerin yüzü asıktı. Sesler yükseliyor, ağır sözler havada uçuşuyor, kimsenin kimseyi dinlemediği bir tartışma giderek büyüyordu.
Kalabalığın arasında köyün imamı Kemal Bey de vardı.
Kemal Bey, Yakup Dayı’nın öz abisiydi. Altmışlı yaşlarını süren, yaşının ilerlemesiyle beli biraz bükülmüş, yüzünü derin kırışıklıkların sardığı bir adamdı. Bembeyaz saçları ve açık teniyle hemen fark edilirdi. Dışarıdan bakıldığında sert bir mizacı varmış gibi görünse de köy halkı onun yumuşak kalbini ve merhametini iyi bilirdi.
Ne var ki şimdi onun bile yüzündeki ifade değişmişti.
Ömer, Kemal Bey’in bu tartışmanın ortasında ne aradığını, olanları nasıl öğrendiğini anlayamıyordu.
Yakup Dayı’nın öfkesi ise bambaşka bir boyuttaydı. Ömer onu daha önce hiç böyle görmemişti. Adamın yüzündeki yaralar, öfkeli bakışları ve bağırışları ortada sıradan bir mesele olmadığını gösteriyordu.
Ömer’in telefonu cebinde yeniden titremeye başladı. Babası arıyordu, ardından annesinin araması geldi. Telefonu sessize almaya çalışırken bir yandan da odadaki konuşmaları anlamaya uğraşıyordu. Niyazi’yle göz göze gelmemeye çalışıyor, Faruk’l
Yorumlar
- Can Kaan Odabaş: faruk cidden sert davranıyor elif sen buna katlanmışsın ama dikkat et
- Mavi Güneş: İşte insana nasıl da yük olunurmuşşş😔
- Eda Zorlu: elindeki korku hissi inandırıcı bir şekilde serilmekte açılmaya cesaret edemediğin duygular saklı
- Mavi Güneş: Çok haklısın elifin hissettikleri daha başlangıç!!!! Faruk içinde artık taşları yerinden oturacakk🙃
- aleyna: elifin bunu hissetmesi korkutucu farun karar vermesi gerekiyor
- Mavi Güneş: O çanta meselesi göründüğünden çok daha büyük ve karanlık bir sır saklıyor 🫣 ... Çantanın peşindekiler ortaya çıktıkça işler iyice çığırından çıkacakk hazırlıklı ol!!
- Mavi Güneş: Yakup Dayı`nın hırsın kurbani olacak!! İlerleyen bölümlerde her şey daha net anlaşılacaktır.
- Mavi Güneş: Ömer zaten ne yapacağını kime güveneceğini şaşırmış durumda!!! 🙈 İşin içine Rus belası da girince ... Gelecek bölümde bak gör neler olacak 😉
- Derya Ergin: yakup dayının durumu beni derinden etkiledi bunu yaşaman gerekmezdi
- Ayşe kibritci: Bu bölüm gerçekten insana korku salıyor çantanın peşine düşen herkes neye ulaşmaya çalışıyor?
- Ruskoavo Turk: Sakin ol ömer иппони станула çok kaygılı gözüküyor bu seni hırpalayabilir