9.Bölüm...
Kâh güldüm, kâh ağladım. Peki, benim yerim nerede? İki dere arasında kaldım; nerelerde kayboldum, nerelerde uyandım, ben bile bilmiyorum.
Masada karşılıklı oturuyorlardı. Ömer ne yapacağını, nasıl duracağını, nereye bakacağını bir türlü kestiremiyordu. Sanki kendisine yabancı kılınmış, kendi kimliğine bile yabancılaşmıştı. Elif’le ilk defa böyle karşı karşıyaydı. Bakışları donuk, içi ise kıpır kıpırdı. Bir yandan tarifsiz bir heyecan, diğer yandan korkuyla karışık kocaman bir sevgi taşıyordu içinde. Her şey birbirinden farklı, her şey alışılmadık bir hâl almıştı.
Evde hissettikleriyle okulda hissettikleri, şimdi hissettiklerinden bambaşkaydı.
Elif o kadar narin görünüyordu ki… O kadar güzeldi ki! Sanki gökyüzündeki güneş, bütün ışığını onun üzerine bırakmıştı. Üzerinde parıltılar dolaşıyor, yüzünde başka bir dünyanın aydınlığı beliriyordu. Ömer’in gözünde o, narin görünen sıradan bir çiçek değildi. Kendine has, özel bir çiçekti. Belki de bu yüzden, onun varlığı bile Ömer’in içindeki bütün dengeleri değiştiriyordu.
Üzerindeki okul üniforması, rüzgârla hafifçe hareket ediyordu. Simsiyah saçları, bembeyaz teninin üzerinde uçuşuyordu. Rüzgârın ona dokunuşu, Ömer’in içinde uyandırdığı hislerle birleşince her şey daha da gerçek dışı bir hâl alıyordu. Bu, alıştığı duygulardan farklıydı. Daha derin, daha sarsıcı, daha önce hiç tatmadığı bir aşktı.
Ama bu derinliğin içinde bir korku da vardı.
Bir anda neden buluşmak istedi? diye düşündü.
Acaba bana açılacak mı? Yoksa benden özel bir şey mi isteyecek?
Düşünceleri birbiri ardına zihninden geçerken üst dudağını dişleriyle ısırıyor, bacaklarının titrediğini Elif’e belli etmemeye çalışıyordu. Bir an çay bardağına bakıyor, bir an Elif’in yüzünü süzüyordu.
Elif de konuşacak gibi oluyor, sonra susuyordu. Elindeki çaydan bir yudum alıyor, ardından telefonuna göz atıyordu. Sanki sessizliğin hükmü altına girmişlerdi. İkisi de bir şey söylemek istiyor ama ilk kelimeyi kimin söyleyeceğini bilemiyordu.
Konuyu ben mi açsam, yoksa o mu konuşsa?
Ömer’in zihninde bu soru dönüp dururken Elif, incecik sesiyle konuşmaya başladı. Küçücük dudaklarından dökülen kelimeler, yavaş yavaş anlam kazandı.
“Ömer abi…”
Ömer’in yüzüne bir anda buruk bir ifade yerleşti. Bu iki kelime, içinde tarif edemediği bir hayal kırıklığı uyandırmıştı.
Abi…
Kendi kendine bile itiraf etmekte zorlandığı duygularının arasında, bu hitap onu beklemediği bir yerden yaralamıştı.
“Efendim?” dedi. Sesini mümkün olduğunca sakin tutmaya çalıştı. “Dinliyorum seni.”
Elif, söyleyeceklerini toparlamaya çalışır gibi bir an durdu.
“Abi, ben bir şeyler duydum da… Yani, şey… Nasıl desem, bilemedim. Hani pat diye konuya girmek istemiyorum ama sağdan soldan bazı şeyler duydum. Biraz canımı sıktı,” dedi.
Ömer’in kalp atışları bir anda hızlandı.
Galiba ne hakkında konuşmak istediğini anladım.
Elif’in açtığı konu, onun en hassas olduğu noktalardan biriydi. İçinde sakladığı, kimseye tam olarak anlatamadığı duygularını karşısında oturan kişiye belli etmemek için kendisiyle mücadele ediyordu.
Elif, kelimelerini özenle seçerek konuşmaya devam etti.
“Aslında abi, ben bu konuyu açmayacaktım. Hatta kapatmaya çalışacaktım ama… Duydum ki sen de Niyazi’yle tartışmışsınız.”
Ömer’in aklı bir anda durdu. Kalbi mi demeliydi, yoksa zihni mi? Kendisi bile ayırt edemedi.
O an, canını acıtan başka bir gerçeği fark etti.
Bana abi diyorsun da Niyazi’ye neden abi demiyorsun?
Belki de en çok korktuğu şey buydu: Elif’in gönlünde başka birinin olması ve kendisine o gönülde hiçbir yer ayrılmamış olması.
Bu, Ömer için gelmiş geçmiş en büyük sınavlardan biriydi.
Asıl sınavım şimdi başlıyor.
Yutkundu. Titreyen bacakları daha da şiddetli titremeye başladı. Sanki bütün bedeni görünmez bir titreşimin içine girmişti. İçinde kopan fırtınayı durduramıyordu.
Elif’in sözleri, Ömer’in zihninde yankılanırken dünya da onunla birlikte sessizliğe gömülmüş gibiydi. Gözleri Elif’te, kulakları onun sesindeydi. Ama içindeki korku, duyduklarını anlamlandırmasına izin vermiyordu.
Elif konuşmayı sürdürdü:
“Ben bu tartışmayı duyduktan sonra, abi, ilk başta aklım ermedi. Ama sonrasında anladım… Senin gönlünde ben varmışım.”
Ömer’in boğazı düğümlendi.
Elif, bir an durduktan sonra devam etti:
“Ama bil ki… Olmayacak bir aşkı oldurmaya çalışmışsın.”
Ömer, dayanamayarak elini kaldırdı.
“Bir saniye, bir saniye! Elif, bir dakika bekle. Bunları sana kim söyledi? Bir de neden bunları bana söylüyorsun?”
Gözleri dolmuştu. Titreyen sesini bastırmaya çalışıyordu ama başaramıyordu. Kalbini susturmak istiyor, susturamıyordu. İçinde çığlık çığlığa bağıran bir boşluk vardı sanki. Ne kadar uğraşsa da o boşluğu dolduramıyordu.
Ömer, sarsıcı bir gerçekle yüzleşirken kendi korkularıyla da savaşıyordu. Bir kılıcın karşısında durur gibi savunmasızdı. Yutkundu ve karşısında, kendisi için bunca zamandır özel bir yere koyduğu kişiye baktı. Bir zamanlar ona aydınlık gelen o dünya, gözlerinin önünde bulanıklaşmaya başlamıştı.
Elif, ürkek bir ses tonuyla karşılık verdi:
“Abi, beni yanlış anlama. Kimse bana bir şey söylemedi. Sadece ben bunu gördüm, fark ettim. Ama sana söylemek istediğim bir şey var…”
Kısa bir sessizliğin ardından devam etti:
“Benim kalbimde başka biri var.”
Ömer’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Yanaklarına inen gözyaşlarının sıcaklığını hissediyordu ama onları durduracak gücü kendinde bulamıyordu.
Bu kez Elif de gözlerini ondan kaçırmadı. Simsiyah gözleriyle Ömer’in ela gözlerine baktı. Birkaç saniye boyunca birbirlerinden gözlerini ayırmadılar.
Aralarında kocaman bir sessizlik oluştu.
Elif, o sessizliği bozan ilk kişi oldu.
“Kusuruma bakma ama… Gerçekten ben başkasını seviyorum.”
Ömer’in içinde bir şeyler daha kırıldı. Elindeki çay bardağının sıcaklığını artık hissetmiyordu. Bardağı öyle sıkı kavramıştı ki parmakları gerilmişti.
Karanlığın içinde yalnızca kendisinin boğuştuğunu sanıyordu. Oysa hayat, insanın bilmediği nice gerçeği saklıyordu. Bazen en büyük acı, gerçeğin kendisinden değil, o gerçeği öğrenmek zorunda kaldığın andan doğuyordu.
Ömer, korkuyla karışık bir sesle sordu:
“Peki, sana bir şey soracağım. Senin gönlündeki kişi kim? Yanlış anlama ama… Sadece bilmek istiyorum.”
Elif başını öne eğdi.
Ömer, onun vereceği cevabı beklerken nefesini tuttu. İçinde küçücük de olsa bir umut kalmış mıydı, kendisi bile bilmiyordu.
Elif başını kaldırdı. Bu kez sesi daha kararlıydı.
“Niyazi.”
Her şey durmuştu.
Ömer’in en son duymak istediği isim, en son karşılaşmak istediği gerçek buydu.
Kalbinin yükünü ilk defa bu kadar ağır hissetti. Sanki görünmeyen bir ağırlık bütün bedenine çökmüş, onu olduğu yere çivilemişti. Titremeye başladı. Daha fazla dayanamayacağını anladı.
Hızla ayağa kalktı. Cebinden parasını çıkarıp masanın üzerine bıraktı.
Elif, gözlerini ondan ayırmadan Ömer’e bakıyordu. Ömer ise artık onun yüzüne bakamıyordu. Duraksamış, sessizleşmişti.
Elif, iki eliyle tırnaklarına dokunuyor, parmaklarını birbirine vuruyordu. Ellerini meşgul ederek içinde bulunduğu gerginliği bastırmaya çalışıyordu. Bir başını kaldırıp Ömer’e bakıyor, bir ellerine gözlerini indiriyordu.
Ömer birkaç saniye olduğu yerde durdu. Sonra başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Ardından çevresindeki ağaçlara göz gezdirdi.
Ne tuhaftı…
Hayat, hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.
Ağaçlar yerindeydi. Gökyüzü aynı gökyüzüydü. Rüzgâr esiyor, dünya dönüyordu. Ama Ömer’in kalbiyle zihni bambaşka bir yerdeydi. Sanki zaman, onun için başka bir hızda akıyordu.
Derin bir nefes aldı. Nefesini ağır ağır bıraktıktan sonra son kez Elif’e baktı.
“Demek bu sevda sınavında benim payıma düşen de buymuş,” dedi. Sesi kırgın ama kararlı çıkıyordu. “Bu saatten sonra herkes yerini de bilecek, haddini de. Sen merak etme. Ben yerimi de yurdumu da bilirim, kalbimi de bilirim. Sen de sahibinde, yerinde, yurdunda olursun.”
Bir an durdu.
“Bu saatten sonra ne ben seninle ne de sen benimle bu konuda muhatap olacaksın. Hiçbir şey yaşanmamış gibi olacak.”
Bunları söyledikten sonra arkasını döndü ve gitti.
Çay bahçesinden çık
Yorumlar
- Feride Vatan: Bu abi hitabı çok üzücü elif seni dostça görmek istiyor ama senin işin derya
- Mavi Güneş: Sorma... O sırlar bir kez açığa çıktı mı kimse durduramaz Yüreğine sağlık bu harika yorumun için ⏳
- Ayla Malkoç: Gonlünde başka biri varsa bunu hemen söylüyorsun mesele burada!
- Mavi Güneş: Sessizlik bazen bin kelimeden daha çok şey anlatır...... Ama haklısın, belki de fırtına öncesi sessizliktir bu....
- Zafer Kaan Genç: Aranızdaki sessizlik çok ağır ikiniz de konuşmalısınız artık
- Mavi Güneş: Çok haklısın valla, insan bazen korkusundan yüzleşemiyor işte... Ama o kaçışın sonu yok, yakında büyük yüzleşmeler kapıda!!!
- Zeynep Avcı: ömer ne kadar kararsız görünüyor hislerinden nasıl bu kadar kaçabiliyor anlamıyorum
- Mavi Güneş: Çok haklısın... O isim geçince Ömerin içinde kopan fırtınaları ve o derin boşluğu her defasında yeniden hissediyoruz... Bakalım o boşluk ne zaman kapanacak 😉🙄
- Aleyna Mumlu: niyazi ismi söylenince ömerde olan o boşluğu anlıyor muyuz?