Keşfet

2. Bölüm: Buz Gibi Bakışlar

Gölge hükümdar

Naz'ın günleri artık o gizemli adamı düşünmekle geçiyordu. Ne var ki, işe gitmek için kullandığı büfeye uğradığı bir sabah, kaderin cilvesine bakın: aynı adam, büfenin hemen yanındaki lüks binadan çıkıyordu.

Naz'ın kalbi yerinden fırladı. Cesaretini toplayıp yaklaştı. "Merhaba... Geçen gün burada gördüm sizi. Ben Naz."

Adam durdu, gözlerini Naz'a çevirdi. Bakışları buz gibiydi. "Seninle tanışmak zorunda değilim," dedi sert bir sesle, yanından geçip gitti.

Naz şaşkın kalakaldı. Yanındaki büfeci amca durumu görmüş, başını sallıyordu. "Ona bulaşma kızım. O, Yiğit Bey. Bu civarda kimse onunla göz göze bile gelmeye cesaret edemez."

"Neden?" diye sordu Naz merakla.

"Onun ailesi... büyük iş yapar. Kendisi de hem akıllı hem tehlikeli. Çalışanlarına bile gülümsediği görülmemiştir."

Naz'ın gözleri parladı. İçindeki o eski hayal yeniden canlanmıştı. Ama bu sefer gerçekti.

Sonraki günlerde Naz, tesadüfen (aslında biraz da bilerek) Yiğit'in yolunun kesiştiği yerlerde belirmeye başladı. Yiğit her seferinde aynı soğuklukla karşılık veriyordu — bazen bir bakış bile atmadan geçip gidiyordu, bazen de kısa, sert cümlelerle susturuyordu onu.

"Seni takip mi ediyorsun?" dedi bir gün sinirli bir tonla.

"Hayır... Sadece burada oturuyorum, kahve içiyorum," dedi Naz, gülümseyerek. "Ama itiraf edeyim, sizi görmek hoşuma gidiyor."

Yiğit'in çenesi kasıldı. Kimse ona bu kadar rahat, bu kadar pervasızca konuşamazdı. Ama bu kızın gözlerinde bir tuhaflık vardı — korku yoktu. Sadece saf bir merak ve sıcaklık.

"Sen delisin," dedi sonunda, ama sesindeki sertlik bir tık azalmıştı. Döndü, gitti.

Naz arkasından bakarken içinden gülümsedi. "Bu daha başlangıç," diye mırıldandı kendi kendine.

O geceden sonra Yiğit'in adamları fark etmeye başladı: patronları her zamanki gibi soğuk ve sert olsa da, o kızın adı geçtiğinde bir an, sadece bir an, gözlerinde bir şey değişiyordu.