bölüm 27 gücün gölgesinde
gölge`nin içinde kaybolan kelebek
Damon elimi sıkıca tutarak beni resmen peşinden sürüklüyordu.
"Biraz yavaşlar mısın?" diye nefes nefese söylendim.
Ama sanki beni duymuyordu.
Ya da duyuyor fakat umursamıyordu.
Topuklu ayakkabılarla onun bu hızına yetişmek hiç kolay değildi. Her adımda bileğimi burkmamak için yere dikkatlice basıyor, bir yandan da nefesimi düzenlemeye çalışıyordum.
"Dam... Damon!"
Sonunda yavaşladı.
Ama elimi bırakmadı.
Etrafımızdaki adamlar sessizce önümüzden ilerliyor, bazıları kapıları açıyor, bazıları çevreyi kontrol ediyor, bazıları ise karşıdan gelen insanlara tek bir bakış atarak yollarını değiştirmelerini sağlıyordu.
Daha da garibi, adamların neredeyse tamamı Damon yanlarından geçerken ceketlerini düzeltiyor, bazıları ise saygıyla başlarını eğiyordu.
Kimse ona soru sormuyordu.
Kimse yolunu kesmiyordu.
Kimse onunla göz göze gelmeye bile cesaret etmiyordu.
İşte o anda Damon'ın gücünü yalnızca sözlerden ibaret olmadığını bir kez daha anladım.
Bu adamın bulunduğu yerde kurallar değişiyordu.
Sonunda siyah, gösterişli aracının önüne geldiğimizde elimizi hızla ondan kurtardım.
"Neyapıyorsun sen, ha?"
Nefes nefese kalmıştım.
"Burası benim restoranım!"
Elimi belime koyup önüme düşen saçlarımı sinirle arkaya savurdum.
"İnsanların önünde beni kolumdan tutup götürüyorsun. Bir de öyle hızlı yürüyorsun ki topuklu ayakkabıyla koşmak zorunda kaldım!"
Damon bana baktı.
Yüzünde en ufak bir pişmanlık belirtisi yoktu.
"Koşmanı istemedim."
"Öyle mi?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Az önce beni neredeyse sürükledin."
"Çünkü orada daha fazla kalmanı istemedim."
"Ben kalacaktım."
"Ben istemedim."
Gözlerimi devirdim.
"Ne kadar emredici konuşuyorsun."
Damon bir adım yaklaştı.
"Çünkü seni korumam gerektiğinde nazik davranmak için zamanım olmuyor."
"Benim korunmaya ihtiyacım olup olmadığına kendim karar veririm."
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra derin bir nefes verdim.
"Ama..."
Damon kaşını hafifçe kaldırdı.
Başımı yana çevirdim.
"Teşekkür ederim."
Bunu söylemek istemesem de gerçek buydu.
"Tam vaktinde geldin."
Damon'un yüzündeki sertlik bir nebze olsun yumuşadı.
"Geç kalmadım."
"Hayır."
Başımı salladım.
"Gerçekten geç kalmadın."
Arkamdan gelen seslerle dikkatimi restorana çevirdim.
Güvenlik görevlileri babamı, Monica'yı, Victoria'yı ve Kai'yi dışarı çıkarıyordu.
Babam hâlâ öfkeliydi.
Monica şaşkın ve üzgün görünüyordu.
Victoria ise Damon'a bakıyordu.
Kai'nin bakışlarıysa doğrudan üzerimizdeydi.
Özellikle de Damon'un yanında duruyor olmam dikkatini çekmişti.
Damon da bunu fark etmişti.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Elini belime koydu.
"Nereye gidiyorsun?"
"Ne?"
Soruyu anlayamadan beni kendisine doğru çekti.
"Da—"
Cümlemi tamamlayamadan Damon beni yanında tuttu.
Kai'nin gözlerinin üzerimizde olduğunu fark etti.
Damon da fark etmişti.
Hatta bunu özellikle değerlendirmeye karar vermiş gibiydi.
Bana doğru eğildi.
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken başını kısa bir anlığına omzumun yanına yaklaştırdı.
"Sen ne yapıyorsun?"
Fısıltıyla sordum.
Damon cevap vermedi.
Sadece Kai'ye baktı.
O bakış...
Tam anlamıyla küçümseyiciydi.
Sanki Kai'nin kim olduğunu biliyor ve onun kendisine rakip olamayacağını açıkça gösteriyordu.
Kai'nin çenesinin sıkıldığını görebiliyordum.
"Marina!"
Kai'nin sesi öfkeli çıktı.
Başımı ona çevirmek istedim fakat Damon hâlâ beni yanında tutuyordu.
"Marina, onunla gitme."
Damon'un yüzündeki ifade değişti.
"Senin artık ona ne yapacağını söyleme hakkın yok."
Kai Damon'a doğru bir adım attı.
Adrian hemen önüne geçti.
Kai durmak zorunda kaldı.
Damon'un adamları bir anda hareketlenmişti.
Bir saniye içinde etrafımızda birkaç kişi belirdi.
Kimse silah çekmedi.
Kimse bağırmadı.
Ama herkesin duruşu yeterince açıktı.
Bir adım daha atma.
Kai bunu anlamıştı.
Damon ise sakince ona baktı.
"Marina sana açıkça hayatından çıkmanı söyledi."
Kai:
"Bu seni ilgilendirmez."
Damon'un dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.
"Yanlış."
Kai:
"Sen onun hayatında kimsin?"
Bu soru havada asılı kaldı.
Damon birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra bana baktı.
Ben de ona baktım.
"Henüz tanışıyoruz."
Damon'un gözlerinde belli belirsiz bir ışıltı belirdi.
Sonra Kai'ye döndü.
"Ama senin aksine onun sınırlarını biliyorum."
Kai'nin yüzü gerildi.
"Sen onu benden ayıramazsın."
Bu kez Damon güldü.
Kısa.
Soğuk.
Kendinden emin.
"Ben kimseyi kimseden ayırmam."
Bir an durdu.
"İnsanlar kendi seçimleriyle birbirlerinden ayrılır."
Kai cevap veremedi.
Damon devam etti.
"Marina seni seçmedi."
Bu söz Kai'yi susturdu.
Ben ise şaşkınlıkla Damon'a baktım.
Damon bana doğru döndü.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Yalan."
Kaşlarımı çattım.
"Yalan söylemiyorum."
"Dudağın hâlâ iyileşmemiş."
Elimi hemen dudağıma götürdüm.
"Geçer."
Damon'un bakışları sertleşti.
"Geçecek."
Bu kez sesindeki ton farklıydı.
Sanki bunu kendisine söylüyordu.
Sonra babama baktı.
Babam hâlâ birkaç metre ötede duruyordu.
"Sen."
Babam Damon'a baktı.
"Benimle mi konuşuyorsun?"
"Evet."
Damon'un sesi sakindi.
"Marina'ya bir daha el kaldırmayacaksınız."
Babam:
"Sen bana emir veremezsin."
Damon başını hafifçe eğdi.
"Verebilirim."
Adrian telefonunu çıkardı.
Damon devam etti.
"Çünkü sizin hakkında düşündüğünüzden çok daha fazla şey biliyorum."
Babamın yüzündeki öfke yerini temkine bıraktı.
"Bu bir tehdit mi?"
"Hayır."
Damon'un sesi yine aynı soğuk sakinliğe büründü.
"Tehdit etseydim, şu anda bunu tartışıyor olmazdık."
Restoranın önünde sessizlik oldu.
Mina yanıma geldi.
Bana baktı.
Sonra Damon'a baktı.
Ardından kaşlarını kaldırdı.
"Ben... sanırım şu an ne diyeceğimi bilmiyorum."
İstemeden güldüm.
"Ben de bilmiyorum."
Mina kulağıma eğildi.
"Bu adam gerçekten Damon Voss mu?"
Gözlerimi ona çevirdim.
"Sanırım."
Mina:
"Sanırım mı?"
"Uzun hikâye."
"Marina, adamın arkasında yaklaşık elli kişi var."
"Elli mi?"
Mina etrafa baktı.
"Tamam, sayı vermeyeyim ama çok fazla."
Damon'un yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Sanki konuşmamızı duymuştu.
Tabii ki duymuştu.
O sırada Adrian Damon'un yanına yaklaşıp alçak sesle bir şey söyledi.
Damon başını salladı.
"Anladım."
Sonra Adrian'a:
"Kimse yaklaşmasın."
"Emredersiniz."
Adrian uzaklaştı.
Mina bana baktı.
"Marina..."
"Efendim?"
"Sen neyin içine girdin?"
Derin bir nefes aldım.
"Bilmiyorum."
Damon araya girdi.
"Henüz."
Mina ona baktı.
"Bu 'henüz' kelimesini siz ikiniz neden bu kadar seviyorsunuz?"
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Damon'un dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Ben ise istemeden güldüm.
İlk defa ortamın ağırlığı birkaç saniyeliğine dağıldı.
Ama sonra gözlerim tekrar Kai'ye kaydı.
Kai hâlâ bize bakıyordu.
Öfkeliydi.
Kıskanç mıydı?
Bilmiyordum.
Ve açıkçası artık umurumda değildi.
Damon elini uzattı.
"Gel."
Eline baktım.
Sonra yüzüne.
"Bu sefer sürüklemeyeceksin değil mi?"
"Hayır."
"Yemin?"
"Yemin."
Elini tuttum.
Bu kez parmaklarımı sıkmadı.
Sadece avucumu kendi avucunun içinde tuttu.
Aracın kapısına doğru ilerlerken arkamdan babamın sesi duyuldu.
"Marina!"
Durmadım.
Bir kez daha seslendi.
"Marina!"
Bu kez Damon durdu.
Ben de durmak zorunda kaldım.
Babam bana bakıyordu.
"Bu adamın kim olduğunu bile bilmiyorsun."
Damon'a baktım.
Sonra babama.
"Doğru."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Henüz bilmiyorum."
Babamın yüzünde küçümseyici bir ifade oluştu.
"Sonra pişman olacaksın."
Bu kez Damon cevap verdi.
"Onun adına karar vermeyi bırakın."
Babam sustu.
Damon bana baktı.
"Karar senin."
Sonra elimi hafifçe sıktı.
"Her zaman."
Bu söz, bütün akşam duyduğum en tuhaf ama en gerçek cümleydi.
Çünkü Damon ne kadar güçlü görünürse görünsün...
İlk defa bana gerçekten bir seçim hakkı bırakıyordu.
Aracın kapısı açıldı.
İçeri binmeden önce son kez restorana baktım.
Sonra aileme.
Sonra Damon'a.
Ve hayatımın eskisi gibi olmayacağını artık kesin olarak anladım.
Çünkü bugün sadece babamın karşısında durmamıştım.
Kai'yi hayatımdan tamamen çıkarmamıştım sadece.
Aynı zamanda Damon Voss'un dünyasının kapısından da içeri adı
Yorumlar
- Eda Sezer: damonın gücünü hissetmek için yanındayken daha da kaygılı oluyorum
- Vural: Kendini de duygusal olarak korumsuz bırakma biraz sesini yükselt damon
- Selin POLAT: O an hızlanmalısın marina damon seni tüketecek gibi geliyor
- Ebru Genç: Ailen tehlikedeyken bu ne rahatlık marina ciddiye al!?
- Ahmet: özellikle de doğru düzgün iyileşmeden bu kadar cesur olma!