Keşfet

bölüm bir Beyazlar içinde ihanet

gölge`nin içinde kaybolan kelebek

Herkes hayatının en mutlu anını hayal eder. Her şeyin kusursuz olduğu, zamanın durmasını istediği o özel günü…

Peki ya tam herkes mutluluk içindeyken, bir anda hayatınızın en kötü anını yaşasaydınız ne yapardınız?

Ben bunu yaşadım.

Hem de hayatımın en mutlu, en özel gününde.

Bugün mükemmel bir gündü. Evleniyorduk… Hem de sevdiğim adamla. Uzun zamandır hayalini kurduğum o gün sonunda gelmişti. Hiçbir şeyin kötü gitmeyeceğine, hiçbir şeyin mutluluğumu gölgeleyemeyeceğine o kadar emindim ki…

Üzerimde kusursuz beyaz gelinliğim vardı. Aynadaki yansımama son kez baktığımda gördüğüm kadın mutluydu. Heyecanlıydı. Aşıktı.

Ve birazdan hayatının aşkıyla evleneceğini düşünüyordu.

Müstakbel eşimin bulunduğu odaya doğru ilerlemeye başladım. Koridorda yankılanan topuk seslerim bile bana güzel geliyordu. Kalbim heyecandan hızla çarpıyordu.

Tam kapının önüne geldiğimde durdum.

İçeriden gelen sesler…

Önce anlam veremedim.

Kaşlarımı çatarak kapıya biraz daha yaklaştım.

Sonra tekrar duydum.

Nefesim kesildi.

Hayır…

Bu olamazdı.

Kulaklarıma gelen sesleri dinlerken olduğum yerde donup kaldım. İçeride iki kişi vardı ve seslerinden ne yaptıkları açıkça anlaşılıyordu.

Müstakbel eşim…

Başka biriyle sevişiyordu.

Hem de…

Hem de bizim yatağımızda.

Gözlerimi sımsıkı kapattım. Bunun kötü bir rüya olduğunu düşündüm. Birkaç saniye sonra gözlerimi açarsam her şeyin normale döneceğine inanmak istedim.

Ama açtığımda hâlâ o kapının önündeydim.

Ve içeriden gelen sesler hâlâ devam ediyordu.

Gözlerimin kenarından süzülen yaşlar, inci taneleri gibi yanaklarımdan aşağı akmaya başladı. Kalbimin tam ortasına görünmez bir bıçak saplanmış gibiydi.

Titreyen elim kapının koluna uzandı.

Bir an durdum.

Belki de kapıyı açmamalıydım.

Belki de gerçeği görmezsem, yaşananlar gerçek olmazdı.

Ama artık çok geçti.

Kapıyı bir anda açtım.

Ve o an…

Dünyam başıma yıkıldı.

Karşımda müstakbel eşim Kai vardı.

Ve yanında…

Üvey kız kardeşim Victoria.

İkisi de yatağın üzerindeydi.

Sarmaş dolaş…

Birbirleriyle sevişirken yakalanmışlardı.

Gördüğüm manzara karşısında nefesim kesildi. Boğazımdan tek bir kelime bile çıkmadı. Sanki tüm bedenim felç olmuştu.

Kai başını bana çevirdiğinde yüzündeki ifade bir anda değişti.

Victoria ise…

O da bana bakıyordu.

İhanet eden iki insanın gözlerinin içine bakıyordum.

Bir elim ağzıma giderken gözyaşlarım artık durmaksızın akmaya başladı.

Sonunda içimde biriken acı, öfkeye dönüştü.

"TANRIM! SİZ… SİZ NE YAPIYORSUNUZ BURADA?!"

Sesim odanın duvarlarında yankılandı.

Kai hızla benden uzaklaşmaya çalışırken ben çığlık çığlığa bağırmaya devam ettim.

"SİZ BUNU BANA NASIL YAPARSINIZ?! KAİ! BUNU BANA NASIL YAPTIN, HA?!"

Göğsümü yumruklayacakmış gibi hissediyordum. Nefes almak bile canımı yakıyordu.

Titreyen parmağımı Victoria'ya doğrulttum.

"ÜVEY KIZ KARDEŞİMLE! VICTORIA İLE NASIL YAPABİLİRSİN?! NASIL?!"

O an üzerimdeki gelinlik dünyanın en ağır şeyiymiş gibi geldi.

Birazdan evleneceğim adam…

Birazdan hayatımı birleştireceğim insan…

Beni, kendi kız kardeşimle aldatıyordu.

Ve en acısı da şuydu;

Ben kapının önüne gelene kadar onların ihaneti hakkında hiçbir şey bilmiyordum.

Bugün benim en mutlu günüm olacaktı.

Ama birkaç saniye içinde…

Hayatımın en büyük kâbusuna dönüşmüştü.

Derin bir nefes aldım sakinlesmeye çalışıyordum ama olmuyordu kendimi sakinleştiremiyordum Kai ve Victoria'ya

"BU EVLİLİK OLMAYACAK!"

Sesim o kadar yüksek çıkmıştı ki kendi kulaklarım bile çınladı.

"BİTTİ! HER ŞEY BİTTİ!"

Odaya birkaç adım attım. Kai'nin yüzüne son bir kez baktım. Az önce hayatımı birleştirmeyi hayal ettiğim adam, şimdi karşımdaki en büyük yabancıydı.

Gözlerim Victoria'ya kaydı.

Üvey kız kardeşim…

Çocukluğumdan beri aynı evde büyüdüğüm, birlikte güldüğüm, sırlarımı anlattığım kişi.

İkisi de bana bakıyordu.

Kai bir şey söylemek için dudaklarını araladı.

"Ben—"

"SAKİN!"

Elimi havaya kaldırarak onu susturdum.

"Tek bir kelime bile söyleme!"

Sesim titriyordu. Öfkeden mi, acıdan mı yoksa kalbimin paramparça oluşundan mı bilmiyordum.

"Şu anda ağzından çıkacak tek bir kelimeye bile tahammülüm yok, Kai."

Bir adım geriledim.

"Görmek istemiyorum sizi."

Gözyaşlarımı silmeye çalıştım ama yenileri durmadan akıyordu.

"İkinizi de görmek istemiyorum!"

Daha fazla dayanamadım.

Arkamı döndüm ve hızla odadan çıktım.

Koridora adımımı attığım anda gelinliğimin eteklerini iki elimle kavradım. Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi çarpıyordu.

Koşmaya başladım.

Var gücümle…

Arkamda ne olduğunu umursamadan, insanların bana bakıp bakmadığını düşünmeden, makyajımın gözyaşlarımla akıp akmadığını bile önemsemeden koşuyordum.

Az önce düğün için hazırlanan o büyük ev şimdi bana bir hapishane gibi geliyordu.

Koridor boyunca ilerlerken duvarlarda asılı çiçek süslemeleri gözüme çarpıyordu.

Beyaz güller.

Her yerde beyaz güller vardı.

Ne kadar ironikti.

Saflığın ve masumiyetin sembolü olan çiçekler…

Ben ise hayatımın en büyük ihanetiyle karşılaşmıştım.

Arkamdan bir ses duydum.

"Dur! Bekle!"

Kai.

Sesini duyduğum anda daha hızlı koştum.

"Benimle konuşman gerekiyor!"

"Hayır!" diye bağırdım arkamı dönmeden. "Konuşmamız gereken hiçbir şey yok!"

Merdivenlere ulaştığımda neredeyse düşüyordum. Gelinliğimin uzun etekleri ayaklarıma dolanıyordu. Bir elimle korkuluğa tutunurken diğer elimle eteklerimi kaldırmaya çalıştım.

Ama gözyaşları yüzünden etrafımı doğru düzgün göremiyordum.

"Dur, lütfen!"

Kai'nin ayak sesleri yaklaşıyordu.

"Git başımdan!"

"Bir açıklaması var!"

Bu sözleri duyduğum anda olduğum yerde durdum.

Yavaşça arkamı döndüm.

Kai birkaç metre uzağımda durmuştu.

Gözleri bana bakıyordu.

Bir zamanlar o gözlere baktığımda kendimi güvende hissederdim.

Şimdi ise midem bulanıyordu.

"Bir açıklaması mı var?"

Sesim kısık çıkmıştı.

Kai sessiz kaldı.

Gözlerim dolarken acı bir kahkaha attım.

"Gerçekten bunu mu söyledin?"

"Dinlemeni istiyorum."

"Ne dinleyeceğim, Kai?"

Bir adım ona doğru yaklaştım.

"Kapının önünde duyduklarımı mı yanlış anladım?"

Kai'nin yüzü gerildi.

"Hayır, ben—"

"Yatağımızda gördüklerimi mi yanlış gördüm?"

Sustum.

Boğazım düğümlendi.

Victoria'nın görüntüsü gözümün önüne tekrar geldi.

Kai'nin yanında…

Benim yatağımda…

Evleneceğimiz gün.

"Bugün evleniyorduk."

Bu kez sesim neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.

"Bugün benim gelin olduğum gündü."

Kai başını eğdi.

Gözlerimden bir damla yaş daha düştü.

"Ben saatlerce hazırlanırken… sen ne yapıyordun?"

Cevap vermedi.

"Cevap versene!"

Bir anda sesimi yükselttim.

"Ben aynanın karşısında seni düşündüm! Sana nasıl görüneceğimi düşündüm! Hayatımın geri kalanını seninle geçirmek için heyecanlandım!"

Göğsümdeki acı dayanılmaz bir hâl almıştı.

"Ama sen…"

Başımı iki yana salladım.

"Sen benim üvey kız kardeşimle sevişiyordun."

Bu kelimeleri söylemek bile kalbimi paramparça ediyordu.

Kai gözlerini kapattı.

"Özür dilerim."

Bir anda kahkaha attım.

Gerçekten güldüm.

Ama o gülüşün içinde zerre kadar mutluluk yoktu.

"Özür mü?"

Gözyaşlarımı silerek ona baktım.

"Bu kadar mı?"

"Ne söylememi istiyorsun?"

"Hiçbir şey!"

Sözlerim koridorda yankılandı.

"Çünkü söyleyebileceğin hiçbir şey bunu düzeltemez!"

Tam arkamı dönmek üzereydim ki Kai tekrar konuştu.

"Onunla bir ilişkimiz yok."

Bu kez tamamen durdum.

Yavaşça ona döndüm.

Gözlerimdeki ifade değişmişti.

"Ne dedin?"

Kai derin bir nefes aldı.

"Victoria ile uzun süredir bir ilişkim yok."

"Bu beni rahatlatması gereken bir bilgi mi?"

"Hayır, sadece—"

"Sadece ne?"

Bir adım daha yaklaştım.

"Bir kere olması daha mı iyi, Kai?"

Cevap veremedi.

"Benim için fark etmiyor."

Gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan devam ettim.

"Bir saniye bile olsa, bir hata bile olsa, sarhoş bile olsan, ne bahanen olursa olsun… beni aldattın."

Elimi kalbimin üzerine koydum.

"Ve bunu onunla yaptın."

Başımı Victoria'nın olduğu odaya doğru çevirdim.

"Benim ailemden biriyle."

O anda içeriden kapının açılma sesi geldi.

Victoria görünmüştü.

Üzerine aceleyle bir şeyler geçirmişti. Yüzünde suçluluk vardı.

Ama onun yüzünü gördüğüm anda içimdeki öfke