bölüm dokuz beş yıllık yalan
gölge`nin içinde kaybolan kelebek
Marina'dan devam ediyor
Restoranda işlerimi hallettikten sonra son kontrolleri yapıyordum. Masaların üzerindeki mumları, kasayı ve mutfaktaki son hazırlıkları kontrol ederken arkamdan gelen ayak sesleriyle başımı çevirdim.
Mina gülümseyerek bana doğru yaklaşıyordu.
"Patron hanım, bakıyorum işler bitmiş. Hadi, çıkıyor musun?" diye sordu.
Onu görünce istemsizce gülümsedim. Son birkaç gündür hayatımda yaşanan bütün saçmalıklara rağmen Mina'yı görmek bana garip bir huzur veriyordu. Yanına yaklaşıp kollarımı boynuna doladım ve sıkıca sarıldım.
Mina da hemen bana sarıldı.
"Ah, sonunda!" diye mırıldandı. "Seni bütün gün görmek için bekledim."
Sarılışımız sona erdiğinde ona baktım.
"Bitti, evet." dedim derin bir nefes alarak. "Biraz yorgunum ama… iyi de hissediyorum."
Mina gözlerini kısarak yüzümü inceledi.
"İyi hissediyorsun?"
"Şimdilik."
"Şimdilik ne demek?"
Omuzlarımı silktim.
"Hayatımın son yirmi dört saatini düşünürsek her an tavandan yeni bir felaket düşebilir."
Mina birkaç saniye bana baktı.
Sonra ikimiz de aynı anda gülmeye başladık.
"Sen gerçekten çıldırmışsın." dedi.
"Hayır."
Parmağımı kendime doğru gösterdim.
"Ben sadece travmalarımı mizahla kapatıyorum."
Mina kahkaha attı.
"İşte benim en sevdiğim Marina geri dönüyor."
Sonra kollarını göğsünde birleştirip ciddi bir ifadeyle karşıma geçti.
"O zaman itiraz kabul etmiyorum."
Kaşımı kaldırdım.
"Ne?"
"Senin favori müşterin olarak sana emir veriyorum."
"Emir mi?"
"Evet."
Başını gururla kaldırdı.
"Bana bol dedikodulu, bol sohbetli ve bol kahkahalı bir gece hazırlıyorsun."
Bu cevabına istemsizce güldüm.
"Tabii Mina Hanım."
Kapıya doğru yürüyüp restoranın girişini gösterdim.
"Buyurun. Sizin için en mükemmel masamıza geçin. Şefin bütün özel yemeklerini size tattıracağım."
Mina gözlerini kocaman açtı.
"İşte bu yüzden senin arkadaşınım."
"Yalancı."
"Neden?"
"Benim için değil, yemeklerim için arkadaşım olduğunu biliyorum."
Mina hiç utanmadan başını salladı.
"Doğru."
İkimiz yeniden gülmeye başladık.
Restoranda birkaç garson ve mutfakta çalışan birkaç kişi kalmıştı. Elimi kaldırarak dikkatlerini çektim.
"Çocuklar!"
Hepsi bana döndü.
"Bugün restoranın en önemli müşterisi burada."
Mina gururla saçlarını geriye attı.
"Doğru söylüyor."
Gözlerimi devirdim.
"Mina Hanım'a özel yemeklerden getirin."
Sonra kendimi gösterdim.
"Bana da bir şeyler hazırlayın. Bugün doğru düzgün yemek yemedim."
Şef mutfaktan seslendi.
"Sonunda aklınız başınıza geldi!"
Mina hemen bana döndü.
"Bak, çalışanların bile senin aç olduğunu biliyor."
"İhanete uğradığım gün aç kalmayı unutmuşum, kusura bakmayın."
Mina'nın yüzündeki gülümseme bir anda soldu.
"Ah canım…"
Elimi kaldırdım.
"Hayır, hayır. Ağlamak yok."
"Ben ağlamıyorum."
"Gözlerin doldu."
"Restoranın ışıkları gözüme geldi."
"Tabii."
Mina dilini çıkardı.
Birlikte restoranın en güzel köşesindeki geniş koltuklu masaya ilerledik. Mina pencerenin yanındaki koltuğa otururken ben de karşısındaki koltuğa geçtim.
Dışarıda hava kararmıştı.
Şehrin ışıkları camlara yansıyordu.
Restoranın içerisindeki büyük ışıkların çoğunu kapatmıştık. Ortam daha sakin, daha huzurlu bir hale gelmişti.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Mina bana bakıyordu.
Ben de masanın üzerindeki mumun titreyen alevini izliyordum.
Sonra derin bir nefes aldım.
"Bugün Victoria geldi."
Mina'nın gözleri anında büyüdü.
"Ne?"
Başımı salladım.
"Evet."
"Buraya mı geldi?"
"Restoranıma."
Mina iki elini masaya koydu.
"Ve?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ve beni sinirlendirdi."
"Ne yaptı?"
Gözlerimi kaldırıp Mina'ya baktım.
"Önce oturdu."
"Ne?"
"Sonra restoranımla dalga geçti."
Mina'nın yüzündeki ifade değişmeye başladı.
"Sonra?"
"Sonra Kai ile olan ilişkilerinin ne kadar büyük bir aşk olduğunu anlattı."
Mina ağzını açtı.
"Bu kızın gerçekten aklıyla ilgili ciddi sorunları var."
"Dur, daha bitmedi."
Mina sandalyesinde doğruldu.
"Devam et."
Victoria'nın yüzünü hatırladım.
O kibirli gülümsemesini…
Gözlerimin içine bakarken söylediklerini…
Bir an için içimdeki huzur yeniden kayboldu.
Fakat sonra başımı iki yana salladım.
"Benim yerimde olsan ne yapardın?"
Mina hiç düşünmeden cevap verdi.
"Saçını başını—"
"Şiddete başvurmuyoruz."
Mina dudaklarını büktü.
"Tamam."
Birkaç saniye düşündü.
"Psikolojik olarak mahvederdim."
Gülmeye başladım.
"Ben de aşağı yukarı öyle yaptım."
Mina gözlerini kıstı.
"Ne yaptın Marina?"
Biraz öne doğru eğildim.
"Önce bana Kai'nin beni hiç sevmediğini söyledi."
Mina'nın yüzü asıldı.
"Şerefsiz."
"Sonra da Kai'nin onu seçtiğini söyledi."
"Devam et."
"Sonra ben de ona dedim ki…"
Bir an durdum.
Mina merakla bana bakıyordu.
"Ne dedin?"
Dudaklarımın kenarı yukarı kıvrıldı.
"Ben de ona dedim ki; beş yıl boyunca beni aldatan bir adamın ona sadık kalacağına gerçekten inanıyor mu?"
Mina'nın ağzı açık kaldı.
Sonra masaya hafifçe vurdu.
"İşte benim kızım!"
Kahkahamı tutamadım.
"Dur, daha bitmedi."
Mina ellerini birbirine vurdu.
"Devam et!"
"Sonra bana Kai'nin onu bırakmayacağını söyledi."
"Ve?"
"Ben de…"
Kendimi tutamayıp kıkırdadım.
"Umarım bırakmaz, tepe tepe kullan dedim."
Mina bir anda kahkahayı patlattı.
Öyle yüksek sesle gülüyordu ki mutfaktan şef başını uzatıp bize baktı.
"İyi misiniz?"
Mina elini kaldırdı.
"Devam edin şef! Hayat çok güzel!"
Şef şaşkınlıkla başını sallayıp tekrar mutfağa girdi.
Mina gözlerinden gelen yaşları silerken bana baktı.
"Marina, sana bir şey söyleyeceğim."
"Ne?"
"Ben senin yerinde olsam muhtemelen hâlâ banyoda ağlıyor olurdum."
Bu sözleri duyunca gülümsemem hafifçe kayboldu.
Başımı masaya doğru eğdim.
"Ben de ağladım."
Mina'nın yüzündeki ifade yumuşadı.
"Biliyorum."
"Dün gece gerçekten çok ağladım."
Sesim farkında olmadan alçaldı.
"Kendimi aptal gibi hissettim."
"Sen aptal değilsin."
"Bazen öyle hissediyorum."
Mina'nın gözlerine baktım.
"Bir insan sana beş yıl boyunca yalan söylerken bunu nasıl fark etmezsin?"
Mina hemen öne doğru uzanarak elimi tuttu.
"Çünkü güveniyorsun."
Gözlerimi kırptım.
"—"
"Bu aptallık değil Marina."
Parmaklarımı hafifçe sıktı.
"Birine güvenmek aptallık değil."
Boğazım düğümlendi.
Mina devam etti.
"Aptal olan kişi sen değilsin."
Gözleri sertleşti.
"Aptal olan Kai."
Bir an sustuk.
Sonra Mina ekledi.
"Ve Victoria."
Başımı salladım.
"Evet."
"Özellikle Victoria."
Bu kez ikimiz de gülümsedik.
Tam o sırada garsonlardan biri masamıza yaklaştı.
Önümüze birbirinden güzel yemekler bırakmaya başladı.
Şef özel olarak hazırladığı başlangıçları, sıcak yemekleri ve küçük tatlı tabaklarını göndermişti.
Mina yemekleri görünce gözleri parladı.
"İşte şimdi hayat hakkında konuşabiliriz."
Kahkaha attım.
"Az önce hayatım mahvolmuştu."
Mina çatalını eline aldı.
"Şimdi makarna var."
Bir an ona baktım.
Sonra ikimiz de gülmeye başladık.
Yemeklerden birer lokma alırken Mina bana dikkatlice baktı.
"Bu arada."
"Hı?"
"Bugün seni takip eden adamlar kimdi?"
Elimdeki çatal havada kaldı.
Mina'nın gözleri ciddileşmişti.
"Ne adamları?"
"Marina."
"—"
"Ben aptal değilim."
Başımı kaldırdım.
Mina devam etti.
"Restorana gelirken iki tane siyah takım elbiseli adam gördüm."
Kalbim bir anlığına hızlandı.
"Belki müşteridir."
"Hayır."
"Nasıl bu kadar eminsin?"
Mina çatalını bıraktı.
"Çünkü ikisi de restorana bakıyordu."
Gözlerimi kıstım.
"Sonra?"
"Ben içeri girdiğimde karşıdaki binanın önünde duruyorlardı."
Mina biraz daha yaklaştı.
"Ve ben seni restorandan çıkarken beklemeye karar verince de hâlâ oradalardı."
İçimdeki huzursuzluk yeniden yükseldi.
Telefonuma gelen mesajı hatırladım.
Seni izliyoruz.
Tefecinin adamlarını…
Fotoğrafları…
Üç gün.
Mina yüzümdeki ifadeyi fark etmişti.
"Marina."
"Bir şey yok."
"Yalan söyleme."
"Gerçekten bir şey yok."
Mina gözlerini kıstı.
"Sen şu an o meşhur 'bir şey yok' ifadesini takındın."
"Nasıl yani?"
"Bir şey varken ama anlatmak istemediğinde yaptığın surat."
İstemsizce gülümsedim.
"Benim böyle bir suratım mı var?"
"Var."
"Yok."
"Var."
"Yok."
"Marina."
"Tama