bölüm dört karanlık beni seçti
gölge`nin içinde kaybolan kelebek
Düşüncelerimin içinde kaybolmuş hâlde birkaç dakika daha oturdum.
İntikam alacaktım.
Bundan artık emindim.
Ama nasıl?
Kai'yi nasıl pişman edecektim? Victoria'ya ne yapacaktım? Onların yıllardır benden sakladığı bu ilişkinin altında başka hangi sırlar vardı?
Aklımdan yüzlerce düşünce geçiyordu.
Fakat hayatım, kalbim kırıldı diye durmuyordu.
Ödemelerim vardı.
Dükkânım vardı.
Ve yıllardır kurduğum bir hayalim vardı.
Derin bir iç çektim ve Mina'ya baktım.
"Mina, benim çıkmam gerekiyor. Sen istersen gidebilirsin. Gidip üzerimi değiştireceğim, dükkânı açmam gerekiyor. Biliyorsun, tefeciden borç para almıştım. Bir süredir de para biriktiriyordum. Biriktirdiğimi verip borcun büyük kısmını kapatacağım. Umarım taksit yapmamıştır."
Mina'nın yüzündeki ifade hemen değişti.
"Sen ciddi misin?"
"Evet."
"Marina, dün düğünün iptal oldu. Bu hâlde bugün dükkân mı açacaksın?"
"Hayatımı da iptal mi edeyim?"
Mina sustu.
Ben ise hafifçe gülümsedim.
"Yapmam gereken şeyler var."
Mina bir süre beni inceledi.
"En azından dikkatli ol."
"Olacağım."
Bana sarıldı.
"Bir şeye ihtiyacın olursa ara."
"Ararım."
Mina kapıya yöneldi ama çıkmadan önce tekrar bana döndü.
"Ve Marina…"
"Evet?"
"Ne yaparsan yap, kendini onların seviyesine düşürme."
Bir an sustum.
Sonra başımı salladım.
"Merak etme."
Mina çıktıktan sonra kapıyı kapattım.
Ev bir anda sessizleşti.
Az önceki konuşmalarımızın yankısı bile kaybolmuştu.
Derin bir nefes aldım.
Sonra yatak odama doğru ilerledim.
Restoran…
Yıllardır hayalini kurduğum şeydi.
Küçüklüğümden beri kendi restoranımı açmak istemiştim. İnsanların gelip güzel yemekler yiyebileceği, uzun masalarda kahkahaların yükseldiği, mutfağından sıcak ekmek ve kahve kokularının yayıldığı bir yer…
Burası sadece bir dükkân olmayacaktı.
Benim emeğim olacaktı.
Benim adım olacaktı.
Ve belki de bugün, hayatımda ilk defa gerçekten kendim için bir şey yapacaktım.
Odaya girdiğimde yatağımın kenarına oturdum.
Bir süre öylece kaldım.
Aslında dışarı çıkmak istemiyordum.
Hiç istemiyordum.
Perdeleri kapatıp bütün gün yatakta kalabilir, telefonumu kapatabilir ve dünyadan birkaç günlüğüne uzaklaşabilirdim.
Ama bunu yapamazdım.
Çünkü sorumluluklarım vardı.
Üstelik tefeciden aldığım borç yüzünden durum daha da ciddiydi.
Restoranı açabilmek için uzun süre para biriktirmiştim. Yetmeyince de borç almak zorunda kalmıştım.
Son haftalarda adamlarını birkaç kez göndermişti.
Önce nazikçe konuşmuşlardı.
Sonra sesleri sertleşmişti.
Ödemeyi geciktirirsem başıma iş açılacağını açıkça söylemişlerdi.
Neyse ki sonunda yeterli parayı denkleştirmiştim.
En azından borcun önemli bir kısmını kapatabilecektim.
Yataktan kalktım.
Gardırobun kapaklarını açtım.
Bir süre kıyafetlerime boş boş baktım.
Sonra elim açık pembe, boğazlı ve omuzları açık triko bluzuma gitti.
Onu çıkardım.
Ardından yüksek belli, vücuda oturan siyah kalem eteğimi aldım.
Kıyafetlerimi üzerime geçirdikten sonra siyah file detaylı slingback topuklu ayakkabılarımı giydim. Küçük siyah zincir askılı çantamı aldım.
Altın detaylı siyah küpelerimi taktım.
Aynanın karşısına geçtiğimde uzun, dalgalı sarı saçlarımı omuzlarımın üzerine bıraktım.
Belirgin kirpiklerim ve doğal pembe tonlarındaki dudak makyajımla yüzüme biraz renk gelmişti.
Aynadaki kadına baktım.
Dün gördüğüm kadın değildi bu.
Dün gelindim.
Bugün ise kendi hayatını toplamaya çalışan bir kadındım.
Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirdim.
Kai bu saçlardan nefret ederdi.
Yıllardır sarı saçlarımı boyatmamı söylerdi.
"Başka bir renk sana daha çok yakışır."
"Boyatsan daha güzel olursun."
"Bu sarı saçlardan sıkılmadın mı?"
Her seferinde reddetmiştim.
Çünkü saçlarımı seviyordum.
Belki de sırf onun istediği için değiştirmek istemiyordum.
Aynadaki yansımama bakıp omuzlarımı umursamazca silktim.
"Belki de bu yüzden beni hiç sevmedi."
Bir saniye sonra kendi söylediğime kendim güldüm.
"Ne saçma düşünce."
Kai'nin ihaneti benim saçlarımla ilgili değildi.
Sorun benim hiçbir zaman yeterli olmamam değildi.
Sorun onun yeterince dürüst olmamasıydı.
Kendime biraz daha dikkatli baktım.
"Ben gayet iyiyim."
Çantamı aldım.
Son kez parfümümü sıktım.
Sonra evden çıktım.
Kapıyı kilitledikten sonra birkaç saniye apartmanın koridorunda durdum.
Dışarı çıkmak hâlâ zor geliyordu.
Ama yürümeye başladım.
İlk yapmam gereken şey bankaya gitmekti.
Birikimimin tamamını çekip borcun ödemesini yapacaktım.
Telefonumu çıkarıp hesabımı kontrol ettim.
Bir süre ekrana baktım.
Yeterliydi.
Derin bir nefes aldım.
"Tamam."
Telefonumu çantama koydum.
"Önce banka."
Sonra restoran.
Sonra…
Kai.
O ismi düşünür düşünmez yüzümde soğuk bir ifade oluştu.
İntikam düşüncesi yeniden zihnimin bir köşesinde belirdi.
Ama bu kez acele etmeyecektim.
Öfkeyle hareket etmeyecektim.
Çünkü artık biliyordum.
Kai ve Victoria'nın benden sakladığı bir geçmiş vardı.
Ortaokuldan beri süren bir ilişki…
Yıllarca söylenmiş yalanlar…
Ve benim bilmediğim daha pek çok şey.
Önce gerçekleri öğrenecektim.
Sonra ne yapacağıma karar verecektim.
Sokağa çıktığımda güneş yüzüme vurdu.
İnsanlar normal hayatlarına devam ediyordu.
Bir kadın elinde kahvesiyle yürüyordu.
Bir adam telefonuyla konuşuyordu.
Bir çocuk annesinin elini tutarak koşuyordu.
Kimsenin dünyası benim dünyam gibi parçalanmamıştı.
Bir an durup etrafıma baktım.
Sonra yürümeye devam ettim.
Topuklarım kaldırımlara düzenli aralıklarla vuruyordu.
Dün aynı sokaklarda gelinliğimle koşuyordum.
Bugün ise kendi ayaklarımın üzerinde yürüyordum.
Aradaki farkı hissedebiliyordum.
Bankaya ulaştığımda kapıdan içeri girdim.
Sıra numaramı aldım ve beklemeye başladım.
Ellerimi çantamın üzerinde birleştirdim.
İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen bir numara.
Mesaja girdim.
"Borç ödemesini bugün bekliyoruz."
Mesajı birkaç saniye inceledim.
Sonra telefonu kapattım.
Bugün korkmayacaktım.
Sıra numaram ekranda göründü.
Ayağa kalktım.
Gişeye doğru yürüdüm.
Birkaç dakika sonra hesabımdaki birikimin büyük kısmı çekilmişti.
Parayı çantama yerleştirirken içimden garip bir rahatlama geçti.
Yıllardır biriktirdiğim para…
Hayallerim için sakladığım para…
Şimdi borcumu kapatmak için elimden çıkıyordu.
Ama bunu kayıp olarak görmemeye çalıştım.
Çünkü borcun ağırlığından kurtulmadan restoranımı gerçekten kendi işim gibi hissedemezdim.
Bankadan çıktığımda telefonum yeniden çaldı.
Bu kez Mina arıyordu.
"Efendim?"
"Bankaya gittin mi?"
"Evet."
"Her şey yolunda mı?"
"Şimdilik."
Mina birkaç saniye sustu.
Sonra sordu:
"İyi misin?"
Sokağın karşısındaki dükkânların camlarına baktım.
Kendi yansımamı gördüm.
Sarı saçlarım…
Pembe bluzum…
Siyah eteğim…
Ve dün geceye rağmen ayakta duran ben.
"Hayır," dedim dürüstçe.
"Ama iyi olacağım."
Mina'nın sesi yumuşadı.
"İşte bunu duymak istiyordum."
Telefonu kapattım.
Sonra derin bir nefes aldım.
Artık sıradaki durağım belliydi.
Restoranım.
Yıllardır hayalini kurduğum yer.
Ve bugün ilk defa, Kai'nin hayatımdaki yerinden bağımsız olarak kendi geleceğime doğru bir adım atacaktım.
Ama bilmediğim bir şey vardı.
Ben dükkâna doğru ilerlerken, arkamda duran siyah bir araç beni uzaktan takip ediyordu.
Ve direksiyonun başındaki adam, telefonunu kulağına götürüp kısa bir cümle söyledi.
"Parayı çekti."
Karşı taraftan gelen cevabı dinledi.
Adamın yüzünde soğuk bir ifade oluştu.
"Tamam. O zaman dükkâna gitmesini bekleyelim."
Telefon kapandı.
Ben ise hiçbir şeyden habersiz, hayatımı yeniden kuracağımı düşünerek yürümeye devam ettim.
Restoranımın bulunduğu sokağa girdiğimde adımlarım yavaşladı.
Uzaktan bile tabelasını görebiliyordum.
Henüz yeni olduğu için ışıkları yanmıyordu. Camların ardından içerisi karanlık görünüyordu. Ama benim için orası yalnızca dört duvar ve birkaç masa değildi. Yıllardır kurduğum hayalin ta kendisiydi.
Anahtarlarımı çantamdan çıkarırken derin bir nefes aldım.
“Tamam Marina…”
Kendi kendime fısıldadım.
“Artık ağlamak yok.”
Anahtarı kapıya soktum.
Tam çevireceğim s