bölüm iki yıkıntılar arasında pişmanlık
gölge`nin içinde kaybolan kelebek
Gelinliğimin uzun eteklerini iki elimle kavramış, sokakların arasında var gücümle koşuyordum.
Nereye baktığımı bilmiyordum.
Nereye gittiğimi de…
Tek bildiğim şey, oradan mümkün olduğunca uzaklaşmak istediğimdi.
Kai'den…
Victoria'dan…
O evden…
O düğünden…
Ve birkaç dakika içerisinde hayatımı paramparça eden her şeyden.
Topuklu ayakkabılarım taş kaldırımlara her bastığında ayaklarımın acıdığını hissediyordum ama durmuyordum. Beyaz gelinliğimin etekleri arkamda sürükleniyor, rüzgâr duvağımı savuruyordu.
Sokaktaki herkes bana bakıyordu.
Şaşkınlıkla…
Merakla…
Bazıları ellerindeki telefonları indirmiş, bazıları konuşmayı bırakmıştı.
Bir gelinin düğün gününde, sokak ortasında ağlayarak koştuğunu görmek pek de alışılmış bir şey değildi.
"Hanımefendi! İyi misiniz?" diye seslendi yaşlı bir kadın.
Duymamazlıktan geldim.
"Hey, dikkat et!"
Bir adam önümden hızla çekilerek bana yol verdi.
"Bir şey mi oldu?"
"Yardım ister misiniz?"
Sorular…
Sesler…
İnsanlar…
Hepsi birbirine karışıyordu.
Ama ben hiçbirini umursamıyordum.
Çünkü şu anda tek bir kelime bile duymak istemiyordum.
Tek bir insanın yüzünü görmek…
Tek bir soruya cevap vermek…
Hiçbirini istemiyordum.
Gözyaşlarım yüzümden akmaya devam ederken koşmaya devam ettim.
Nefesim düzensizleşmişti.
Göğsüm yanıyordu.
Sanki ciğerlerime yeterince hava girmiyordu.
Ama kalbimdeki acının yanında bunun hiçbir önemi yoktu.
Bir köşeyi döndüm.
Sonra bir diğerini.
Kaldığım eve ulaşmaya çalışıyordum.
Şu anda dünyada gitmek istediğim tek yer orasıydı.
Küçük, sessiz evim…
En azından duvarları bana ihanet etmiyordu.
En azından yatağımda sevdiğim adamı başka bir kadınla görmeyecektim.
Bu düşünce aklımdan geçer geçmez yeniden ağlamaya başladım.
Koşmayı bırakamıyordum.
Çünkü durursam…
Her şeyi düşünmek zorunda kalacaktım.
Kai'nin yüzünü…
Victoria'nın gözlerini…
O odadan gelen sesleri…
Kapıyı açtığım an gördüğüm o manzarayı…
"Hayır…"
Nefes nefese fısıldadım.
"Hayır, düşünmeyeceğim."
Ama insan zihni ne kadar acımasızdı.
Unutmak istediğin görüntüleri tekrar tekrar karşına çıkarıyordu.
Bir an ayağım takıldı.
"Ah!"
Dengemi kaybettim ve neredeyse yere düşüyordum. Son anda yakındaki bir duvara tutundum.
Nefes nefese kalmıştım.
Başımı duvara yasladım.
Gözlerimi kapattım.
Sokaktaki insanların sesleri uzaktan geliyormuş gibi hissediliyordu.
"İyi misiniz?"
Bir kadın sesi duydum.
Başımı kaldırmadan cevap verdim.
"İyiyim."
Ama sesim…
Sesim bile bana yalan söylediğimi hatırlatıyordu.
İyi değildim.
Hayatımda hiç bu kadar kötü olmamıştım.
Kadın birkaç saniye yanımda bekledi.
"İsterseniz birini arayabiliriz."
Gözlerimi açtım.
Yüzümde acı dolu bir tebessüm oluştu.
"Arayabileceğim biri olduğunu sanmıyorum."
Kadın ne demek istediğimi anlamamış gibi bana baktı.
Ama açıklamadım.
Çünkü açıklamak istemiyordum.
Nasıl açıklayabilirdim ki?
Merhaba, ben düğünümden kaçıyorum çünkü evleneceğim adamı, üvey kız kardeşimle sevişirken yakaladım.
Ne kadar korkunç duyuluyordu.
Ne kadar aşağılayıcı…
Başımı duvardan kaldırdım.
"Teşekkür ederim."
Kadın hâlâ endişeyle bana bakıyordu.
"Gerçekten iyi misiniz?"
Bu kez gözlerinin içine baktım.
Ve dudaklarımın arasından acı bir cevap çıktı.
"Hayır."
Kadının yüzündeki ifade değişti.
Ama daha fazla konuşmasına fırsat vermeden yeniden yürümeye başladım.
Bu kez koşmuyordum.
Bacaklarım artık beni taşımakta zorlanıyordu.
Gelinliğimin etekleri çamurlanmıştı. Beyaz kumaşın üzerinde kir izleri vardı.
Sabah saatlerinde kusursuz görünmek için saatlerce uğraşmıştım.
Saçım…
Makyajım…
Gelinliğim…
Her şey mükemmel olmalıydı.
Şimdi ise hiçbir şey umurumda değildi.
Mükemmel görünmek için hazırlanan gelin, düğününden kaçıyordu.
Bir süre sonra evimin bulunduğu sokağa ulaştım.
O tanıdık yolu görünce boğazım düğümlendi.
Sonunda…
Sonunda biraz olsun yalnız kalabilecektim.
Kapıya doğru hızla ilerledim.
Ellerim titriyordu.
Çantamı yanımda getirmediğimi fark ettiğimde durdum.
Anahtarlarım…
Düğün hazırlıkları sırasında çantamı odada bırakmıştım.
"Harika…"
Başımı kapıya yasladım.
"Gerçekten harika."
Hayatım mahvolmuştu ve şimdi kendi evime bile giremiyordum.
Gözlerimi kapattım.
Bir kahkaha çıktı dudaklarımdan.
Ama birkaç saniye sonra o kahkaha yeniden ağlamaya dönüştü.
"Ben ne yapacağım şimdi?"
Bu soruyu ilk defa sesli söyledim.
Gerçekten…
Ne yapacaktım?
Düğün iptal olmuştu.
Evleneceğim adam beni aldatmıştı.
Üvey kız kardeşim beni sırtımdan bıçaklamıştı.
Ve ben…
Üzerimde hâlâ gelinliğimle evimin kapısında kalakalmıştım.
Tam o sırada arkamdan hızlı adımlar duydum.
Önce önemsemedim.
Belki sokaktan geçen biriydi.
Ama adımlar yavaşladı.
Ve tam arkamda durdu.
İçimde kötü bir his oluştu.
Hayır…
Olmasın.
Lütfen o olmasın.
Gözlerimi kapattım.
Arkamdan nefes alışını duydum.
Sonra o ses…
Bugün duymaktan en çok nefret ettiğim ses…
"Sonunda seni buldum."
Kai.
Gözlerimi yavaşça kapattım.
Yüzümdeki son gözyaşını silmeden ona döndüm.
Kai birkaç metre önümde duruyordu.
Üzerindeki düğün kıyafetleri hâlâ aynıydı.
Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.
Sanki birkaç saat sonra evlenmek için hazırlanacak iki âşıkmışız gibi…
Bu görüntü beni daha da sinirlendirdi.
"Nasıl buldun beni?"
Kai nefes nefeseydi.
"Her yere baktım."
"Keşke bakmasaydın."
Bir adım yaklaştı.
"Ben seni bırakmayacağım."
Acı bir şekilde gülümsedim.
"Komik."
Kai kaşlarını çattı.
"Ne?"
Gözlerimi onun gözlerine diktim.
"Bugün beni çoktan bıraktın, Kai."
Sözlerim karşısında yüzü düştü.
"Öyle demek istemedim."
"Ben de bunu söylemeni istemedim."
Bir an sessizlik oldu.
Rüzgâr gelinliğimin eteklerini hafifçe savurdu.
Kai bana baktı.
Gözlerinde pişmanlık vardı.
Ama artık bunun benim için bir önemi yoktu.
Çünkü bazı özürler…
Çok geç kalındığında hiçbir anlam taşımazdı.
"Kapının önünde duruyorum," dedim titrek bir sesle. "Üzerimde gelinlik var. Ağlıyorum. Evimin anahtarı yanımda değil. Hayatımın en mutlu günü cehenneme döndü."
Gözlerim yeniden doldu.
"Ve bütün bunların sebebi sensin."
Kai sessizce başını eğdi.
Bir süre onu izledim.
Sonra yavaşça konuşmaya devam ettim.
"Şimdi bana söyle…"
Sesim buz gibiydi.
"Buraya kadar neden geldin?"
Kai başını kaldırdı.
Gözlerimin içine baktı.
"Çünkü seni seviyorum."
Bu kez gerçekten güldüm.
Acı dolu, kırık bir kahkahaydı.
"Hayır, Kai."
Başımı iki yana salladım.
"Beni sevseydin bugün başka bir kadının yanında olmazdın."
"Bu bir hataydı."
"Hayır."
Bir adım ona doğru yaklaştım.
"Bir insan yanlışlıkla başka birine mesaj atabilir."
Sesim sertleşti.
"Yanlışlıkla bir randevuyu unutabilir."
Gözlerimi kısmıştım.
"Ama bir insan yanlışlıkla kendi nişanlısını, hem de düğün gününde, kız kardeşiyle aldatmaz."
Kai'nin yüzündeki pişmanlığı görüyordum.
Ama kalbim…
Kalbim artık ona karşılık vermiyordu.
Belki hâlâ seviyordum.
İşte en korkunç kısmı da buydu.
İnsan bazen kendisine en çok zarar veren kişiyi bile sevmeye devam edebiliyordu.
Ama sevgi…
Her zaman kalmak için yeterli değildi.
Gözlerimi ondan ayırdım.
"Git."
Kai yerinden kıpırdamadı.
"Lütfen."
"Git dedim."
"Konuşmalıyız."
Bu kez sesimi yükselttim.
"BENİ DUYMUYOR MUSUN?"
Sokak yeniden sessizleşti.
"Hayatımda ilk defa senden bir şey istiyorum, Kai."
Gözlerimdeki yaşları sildim.
"Ve ilk defa bunu yap."
Başımı kapıya çevirdim.
"Git."
Kai birkaç saniye boyunca kıpırdamadan bana baktı.
Sonra sessizce fısıldadı.
"Ya seni kaybedersem?"
Yavaşça ona döndüm.
Kalbim yeniden acıdı.
Ama bu kez acının içinde başka bir şey vardı.
Gerçeği kabullenmenin verdiği soğukluk.
"Sen beni kaybetmedin, Kai."
Bir an durdum.
Sonra son sözümü söyledim.
"Sen beni aldattığın anda kaybettin."
Kai birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı.
Gitmesini bekliyordum.
Arkasını dönmesini, beni rahat bırakmasını…
Ama tam hareket edecekken elindeki şeyi fark ettim.
Çantam.
Şaşkınlıkla gözlerimi kıstım. Kai yavaşça elindeki çantayı bana doğru uzattı.
"Bu arada…" dedi kısık bir sesle. "Apar topar çıktığında almayı unutmuşsun."
Bir an çantama bak