Bölüm on beş Bir Yabancının Koruması
gölge`nin içinde kaybolan kelebek
Victoria' nın dudaklarından çıkan o son kelime kulaklarımda yankılanmaya devam etti.
Hamileyim.
Bir an…
Sadece bir an…
Alışveriş merkezinin içindeki bütün sesler uzaklaşmış gibi oldu.
İnsanların konuşmaları, mağazalardan gelen müzikler, yürüyen insanların ayak sesleri…
Her şey bulanıklaştı.
Elimdeki poşetlerin saplarını farkında olmadan daha sıkı tuttum.
Gözlerim istemsizce Victoria'nın karnına kaydı.
Sonra Kai'ye baktım.
Onun yüzünde de garip bir ifade vardı. Sanki benim nasıl tepki vereceğimi bekliyordu.
İşte o an içimde bir şeyin daha öldüğünü hissettim.
Dün düğünüm vardı.
Dün Kai ile hayatımın geri kalanını geçireceğime inanıyordum.
Dün onun çocuklarının annesi olabileceğimi bile düşünmüştüm.
Bunu daha önce kendime bile yüksek sesle söylememiştim ama geceleri bazen hayal ederdim.
Küçük bir ev…
Restoranım…
Kai…
Ve belki bir gün evimizin içerisinde koşturan küçük bir çocuk.
Kai'nin saçlarına sahip olurdu belki.
Ya da benim gözlerime.
Bu hayal…
Bir anda zihnimde belirdi.
Ve Victoria'nın tek bir cümlesiyle paramparça oldu.
Hamileyim.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Hayır.
Hayır, Marina.
Burada ağlamayacaktım.
Dün yeterince ağlamıştım.
Bir ömürlük gözyaşımı bir gecede tüketmiş gibiydim zaten.
Başımı yavaşça kaldırıp Victoria'ya baktım.
Yüzünde zafer kazanmış gibi bir ifade vardı.
Belli ki tam olarak istediği tepkiyi bekliyordu.
Şok olmamı.
Ağlamamı.
Kai'ye dönüp hesap sormamı.
Belki de kıskançlıktan delirmemi.
Ama ben birkaç saniye boyunca sadece ona baktım.
Mina yanımda tamamen sessizleşmişti.
Onun da Victoria'nın söylediklerinden ne kadar şaşırdığını hissedebiliyordum.
Sonra Mina'nın bana doğru hafifçe yaklaştığını fark ettim.
Sanki düşecekmişim gibi.
Ama düşmeyecektim.
Bu kez hayır.
Dik durdum.
Omuzlarımı geriye attım.
Yüzümde yavaşça küçük bir tebessüm oluştu.
Victoria'nın kaşları hafifçe çatıldı.
Sanırım beklediği tepki bu değildi.
"Öyle mi?"
Sesim düşündüğümden daha sakindi.
Victoria gülümsedi.
"Evet."
Bir eliyle Kai'nin koluna daha sıkı sarıldı.
"Biraz erken oldu ama ne yapalım? Sanırım bazı şeyler kader."
İçimden acı bir kahkaha geçti.
Kader mi?
Hayır.
Bu kader değildi.
Bu düpedüz rezillikti.
Kai'ye baktım.
Göz göze geldik.
Bir zamanlar saatlerce bakmaktan sıkılmadığım o gözlere şimdi yabancı birine bakıyormuşum gibi bakıyordum.
Gerçekten tanımadığımı fark ettim.
Beş yıl…
Beş yıl boyunca birlikte olduğum adamın aslında kim olduğunu bilmiyordum.
Belki de en korkutucu şey buydu.
Bir yabancıyla evlenmek üzereymişim.
"Ne zamandır?"
Victoria'nın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
"Ne zamandır ne?"
"Kaç aylık?"
Sorumun ardından Kai'nin bakışları bir anda değişti.
Victoria ise omuz silkti.
"Henüz çok yeni."
Başımı hafifçe yana eğdim.
"Ne kadar yeni?"
Victoria birkaç saniye sustu.
İşte o küçücük sessizlik…
O küçücük tereddüt…
Bana her şeyi anlatmaya yetti.
Gözlerimi kıstım.
"Bir ay mı?"
Victoria cevap vermedi.
"İki ay mı?"
Kai hemen araya girdi.
"Marina, bunun hesabını burada vermek zorunda değiliz."
Başımı ona çevirdim.
"Ben senden hesap mı sordum?"
Kai sustu.
Victoria ise yüzündeki ifadeyi bozmadan bana baktı.
"Senin için zor olduğunu biliyorum."
Bir an ona baktım.
Sonra istemsizce güldüm.
Gerçekten güldüm.
Mina başını bana çevirdi.
Victoria'nın yüzü değişti.
"Ne gülüyorsun?"
Başımı iki yana salladım.
"Hiç."
"Hayır, söyle."
Derin bir nefes aldım.
"Gerçekten bana üzülüyormuş gibi mi yapıyorsun?"
Victoria'nın yüzündeki gülümseme dondu.
"Kötü niyetle söylemedim."
"Tabii."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Dün benim düğün günümde müstakbel kocamla sevişirken de kötü niyetin yoktu zaten."
Victoria'nın yüzü gerildi.
Çevremizden geçen birkaç kişi dönüp bize bakmaya başladı.
Mina ise dudaklarını birbirine bastırmış, belli ki Victoria'nın üzerine atlamamak için kendini zor tutuyordu.
Victoria gözlerini devirdi.
"Yine aynı şeyi konuşmayalım."
"Doğru."
Başımı salladım.
"Artık geçmişte kaldı."
Kai bana dikkatlice baktı.
Sanki söylediğim şeye kendisi bile inanamıyordu.
Devam ettim.
"Çünkü gerçekten umurumda değil."
Bu cümleyi söylerken kalbimin içerisinde küçük bir sızı hissettim.
Ama bazen insan iyileşmek için önce kendine yalan söylemek zorundaydı.
Belki bir gün gerçekten umurumda olmayacaktı.
Victoria gülümseyerek elini karnına koydu.
"Yine de seni düğüne çağıracağım."
Bir anda kaşlarımı kaldırdım.
"Ne?"
"Eğer Kai ile evlenmeye karar verirsek tabii."
Mina'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Sen ciddi misin?"
Victoria Mina'ya baktı.
"Aramızdaki meseleye karışmasan?"
Mina hemen bir adım öne çıktı.
"Ben Marina'nın en yakın arkadaşıyım."
"Ne kadar üzücü."
"Hayır, asıl senin onun kardeşi olman üzücü."
Victoria'nın gözleri öfkeyle büyüdü.
"Mina."
Mina parmağını Victoria'ya doğru kaldırdı.
"Sakın."
Victoria birkaç saniye Mina'ya baktı.
Sonra küçümseyici bir şekilde güldü.
"Sen de onun gibi parasız bir hayat yaşadığın için onu savunuyorsun tabii."
İşte…
Yanlış kişiye yanlış cümleyi söylemişti.
Mina'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Poşetleri yere bırakacak sandım.
Hemen koluna dokundum.
"Mina."
Bana döndü.
"Marina bırak."
"Hayır."
"Bu kadın—"
"Mina."
Derin bir nefes aldı.
Ama gözlerini Victoria'dan ayırmadı.
Victoria ise hiçbir şey olmamış gibi saçlarını düzeltti.
"Ne oldu?"
Mina dişlerini sıktı.
Ben ise Victoria'ya baktım.
Bir zamanlar kardeşim olarak gördüğüm kıza.
Çocukken oyuncaklarımı paylaşmaya çalıştığım…
Doğum günlerinde hediye aldığım…
Ağladığında yanında olduğum…
Ve karşılığında yıllardır benden nefret eden kıza.
Bir an için içimdeki bütün öfke kayboldu.
Yerine sadece garip bir boşluk geldi.
"Victoria."
"Evet?"
"Gerçekten mutlu musun?"
Soruma şaşırdı.
Kai bile başını bana çevirdi.
Victoria'nın yüzündeki gülümseme hafifçe azaldı.
"Tabii ki mutluyum."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Başımı salladım.
"Umarım öylesindir."
Victoria gözlerini kıstı.
"Ne demek istiyorsun?"
Çantamın askısını omzuma düzelttim.
"Hiç."
Mina'ya döndüm.
"Hadi."
Mina şaşkınlıkla bana baktı.
"Gidiyor muyuz?"
"Evet."
"Ama—"
"Bugün bizim günümüz."
Elimdeki poşetlere baktım.
"Ben bütün günümü bunlarla geçirmek istemiyorum."
Victoria arkamızdan seslendi.
"Bu kadar mı yani?"
Durmadım.
Fakat birkaç adım sonra sesini tekrar duydum.
"Hiçbir şey söylemeyecek misin?"
İşte o an durdum.
Yavaşça arkamı döndüm.
Victoria hâlâ Kai'nin yanında duruyordu.
Kai'nin yüzündeki ifadeyi görmemeye çalıştım.
Victoria'nın gözlerinde ise o tanıdık meydan okuma vardı.
Benden bir tepki bekliyordu.
Gülümsedim.
"Ne söylememi istiyorsun?"
Victoria omuz silkti.
"Bilmiyorum."
Elini tekrar karnına koydu.
"Sonuçta hamileyim."
Başımı hafifçe eğdim.
"Ve?"
Victoria'nın gülümsemesi kayboldu.
"Sen…"
"Ben ne?"
"Hiç üzülmedin mi?"
İşte…
Asıl mesele buydu.
Victoria benim üzülüp üzülmediğimi merak etmiyordu.
O, benim canımın yanıp yanmadığını görmek istiyordu.
Benden daha mutlu olup olmadığını ölçmeye çalışıyordu.
Belki de yıllardır bütün yarışımız buydu.
Benim sahip olduklarımı istemişti.
Şimdi Kai'yi kazanarak beni geçtiğini düşünüyordu.
Ama bir insan gerçekten mutluysa…
Neden başkasının mutsuzluğunu görmek isterdi?
Bu düşünceyle yüzümdeki gülümseme biraz daha büyüdü.
"Victoria."
"Evet?"
"Gerçekten dürüst olmamı ister misin?"
Kendinden emin bir şekilde başını salladı.
"İsterim."
Derin bir nefes aldım.
"İlk duyduğumda şaşırdım."
Kai'nin bakışlarını üzerimde hissettim.
"Çünkü düğünümüzden bir gün sonra bunu söylemeniz… biraz garip."
Victoria'nın yüzü gerildi.
Devam ettim.
"Ama sonra düşündüm."
Başımı hafifçe yana eğdim.
"Belki de bu gerçekten olması gereken şeydi."
Kai'nin kaşları çatıldı.
"Ne demek o?"
İlk kez ona baktım.
"Belki de dün yaşadıklarım hayatımın sonu değildi."
Kai'nin yüzündeki ifade değişti.
"Marina—"
"Belki de başlangıcıydı."
Bir anda sessizlik oldu.
Kendi söylediğim cümle beni bile şaşırttı.
Ama doğruydu.
Dün hayatımın bittiğini düşünmüştüm.
Gelinliğimle sokaklarda koşarken…
Evimin banyosunda yere çöküp ağlarken…
Her şeyin bittiğine inanmıştım.
Fakat bugün?
Bugün Mina ile kahvaltı yapmıştım.
Gülmüştüm.
Alışveriş yapmıştım.
Altınlara bakmıştım.
Kendimi yeniden biraz olsun Marina gibi hissetmiştim.
Belki de hayat