bölüm on karanlığın içinde ki adam
gölge`nin içinde kaybolan kelebek
Mina'yı hafifçe silkeleyip yüzüne gülümseyerek baktım.
"Hadi, yemeğimizi yiyip gidelim. Bak, ben iyi olacağım. Biliyorum, endişelisin ama içimden bir ses korkmamam gerektiğini söylüyor."
Mina hâlâ biraz kuşkuyla bana bakıyordu.
"Marina…"
"Gerçekten."
Elini tuttum.
"Hem bence ne yapalım biliyor musun?"
"Ne?"
"Gezi günü yapalım."
Mina'nın kaşları havaya kalktı.
"Gezi günü?"
"Evet."
Biraz daha heyecanlanarak devam ettim.
"Ful gezelim. Alışverişe gidelim. Mağazalara bakalım, kahve içelim, yemek yiyelim… Ne bileyim, uzun zamandır doğru düzgün kendime zaman ayırmadım."
Mina birkaç saniye beni izledi.
"Yani yarın?"
"Yarın."
"Gün boyu?"
"Gün boyu."
"Gerçekten?"
"Gerçekten."
Mina'nın yüzünde yavaş yavaş bir gülümseme oluştu.
"Tamam."
"Tamam mı?"
"Tamam."
Elimi bıraktı ve parmağını bana doğru salladı.
"Ama bir şartım var."
"Ne?"
"Telefonunu sürekli kontrol etmeyeceksin."
Dudaklarımı büzdüm.
"Zor."
"Marina."
"Tamam, tamam."
Gülerek başımı salladım.
"Kontrol etmeyeceğim."
Mina arkasına yaslandı.
"İşte şimdi konuşabiliriz."
Ben de derin bir nefes alıp gülümsedim.
Aslında içimde hâlâ bir huzursuzluk vardı.
Telefonuma gelen mesajlar…
Restoranın dışında bekleyen adam…
Beni takip eden kişinin kim olduğunu bilmemek…
Bunların hiçbirini unutmuş değildim.
Ama o gece korkunun bütün hayatımı yönetmesine izin vermek istemiyordum.
Bir kez olsun…
Sadece Marina olmak istiyordum.
Kai'nin terk ettiği kadın değil.
Victoria'nın üvey kardeşi değil.
Borçları olan restoran sahibi değil.
Birilerinin takip ettiği kadın hiç değil.
Sadece…
Marina.
Ve tam o sırada aklıma gelen şeyi hatırlayınca yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü.
Mina bunu hemen fark etti.
Bana şüpheyle baktı.
"Sen neden öyle sırıtıyorsun?"
"Hiç."
"Marina."
"Bir şey düşünmedim."
"Yalan."
"Değil."
Mina gözlerini kıstı.
"Bir şey buldun."
Ben cevap vermeden ona baktım.
Mina birkaç saniye sonra ellerini iki yana açtı.
"Ne?"
Gülümseyerek başımı iki yana salladım.
"Hiçbir şey."
Mina gözlerini devirdi.
"Sen böyle yaptığında kesin bir şey vardır."
Sonunda dayanamadım.
"Yarın kuyumcuya gidiyoruz."
Mina'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Birkaç saniye boyunca bana boş boş baktı.
Sonra gözlerini kocaman açtı.
"Yok artık Marina."
Kahkaha attım.
"Ne?"
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Yani gerçekten kuyumcuya mı gideceğiz?"
"Tabii."
Mina iki elini başına götürdü.
"Marina, senin depresyondan çıkma yöntemlerine artık şaşırmıyorum."
"Ne var?"
"Bu hayatta altına senin kadar aşık olan birini daha görmedim."
Gülmeye başladım.
Mina devam etti.
"Sen madem bu kadar çok altın takılara bayılıyorsun, burayı restoran yerine kuyumcu yapsaydın."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne yapayım Mina?"
Ciddiyetle ona baktım.
"Altını çok seviyorum."
"Farkındayım."
"Eğer kuyumcu olsaydım hiçbirini satmak istemezdim."
Mina kahkaha attı.
"Bak, mantık!"
"Değil mi?"
"Kesinlikle."
"İşte bu yüzden restoran açtım."
Mina başını salladı.
"Çok mantıklı."
"Yarın kuyumcuya gitmek istiyorum."
Bir an durup camdan dışarı baktım.
"Yeni modeller gelmiştir."
Sonra tekrar Mina'ya döndüm.
"Eskiden Kai hep bu durumdan bana kızardı."
Mina'nın gülümsemesi biraz azaldı.
"Kai ne derdi?"
"Paragöz olduğumu söylerdi."
Bir an sustum.
Sonra omuz silktim.
"Ben sadece takmayı seviyorum."
Mina bana baktı.
"Senin altın sevmenin para istemekle ne alakası var?"
"İşte."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Ben de bunu anlatmaya çalışıyordum."
"Sen sadece güzel şeyleri seviyorsun."
"Kesinlikle."
Bir an düşündüm.
"Altın takınca kendimi iyi hissediyorum."
Mina gülümsedi.
"Senin terapi yöntemin belli oldu."
"Kuyumcu terapisi."
"Doktorun kim?"
"Kuyumcu."
Kahkahayı bastık.
Sonra parmağımla masaya hafifçe vurdum.
"Hem yarın sen 'Marina günü' olsun dedin."
"Evet."
"İlk işimizin neresi olacağını gayet iyi biliyoruz."
Mina başını iki yana salladı.
"Seninle alışverişe çıkmak gerçekten tehlikeli."
"Neden?"
"Çünkü sen bir şey beğenince durmuyorsun."
"Ben seçici bir insanım."
"Sen geçen sefer üç tane aynı kolyeden aldın."
"Üçünün zincirleri farklıydı."
"Aralarındaki farkı ben göremedim."
"Ben gördüm."
Mina derin bir nefes aldı.
"Tamam. Yarın kuyumcu."
Gülümsedim.
"Anlaştık."
Fakat içimde küçük bir düşünce daha vardı.
Tefeci.
Borç.
Üç gün.
Bunların hepsini biliyordum.
Üstelik bugün bankadan para çekmiştim.
Birikimimin önemli bir kısmı artık ödenmişti .
Normal şartlarda böyle bir durumda ilk düşüncem borcu tamamen kapatmak olurdu.
Ama o an…
Sanki hayatımın son birkaç gününü bir kenara bırakıp nefes almak istiyordum.
Üç gün mühlet verilmişti.
Ben de bu üç günü korkarak geçirmek istemiyordum.
Hem borcumu ödeyecektim.
Hem restoranımı ayakta tutacaktım.
Hem de kendimi yeniden toparlayacaktım.
Kimse benim hayatımı benden daha fazla yönetemezdi.
Ne Kai.
Ne Victoria.
Ne de beni takip eden kimliği belirsiz insanlar.
Mina önümdeki tabağa bakıp kaşlarını kaldırdı.
"Yemeğini bitir."
"Bitiriyorum."
"Sen konuşurken yemek yemeyi unutuyorsun."
"Ben patronum."
"Burada patron olabilirsin ama benim yanımda çocuğumsun."
"Çocuğun mu?"
"Evet."
"Ben senden büyük müyüm küçük müyüm?"
Mina düşünüyormuş gibi yaptı.
"Ruhen küçüksün."
"Terbiyesiz."
Gülerek peçeteyi ona doğru fırlattım.
Mina kahkahalarla güldü.
O gece…
Uzun zamandır ilk kez gerçekten güldüm.
Kahkahalarımız restoranın boş salonunda yankılanıyordu.
^_^♡^_^♡^_^♡
Marina farkında değildi ama restoranın karşısındaki siyah aracın içerisinde biri onları izliyordu dikkatli ve bir Saniyeyi bile kaçırmamaya çalışarak.
Telefon ekranında restoranın içinden çekilmiş görüntü açıktı.
Adam birkaç saniye ekrana baktıktan sonra telefonunu kaldırdı.
"Patron."
Karşı taraftan kısa bir cevap geldi.
"Konuş."
"Marina Hanım arkadaşının yanında. Şu anda yemek yiyorlar."
"Durumu nasıl?"
Adam kısa bir süre sustu.
"Gülüyor."
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Adam devam etti.
"Oldukça mutlu görünüyor."
Uzun bir sessizlik daha.
Sonra Damon'ın sesi duyuldu.
"İyi."
Adam şaşırdı.
"Efendim?"
"İyi dedim."
Damon'ın sesi sakindi.
"Onu ağlarken görmek istemiyorum."
Adam başını eğdi.
"Anlaşıldı patron."
"Yarın ne yapacak?"
"Henüz bilmiyoruz."
Damon birkaç saniye düşündü.
"Öğrenin."
"Emredersiniz."
Telefon kapandı.
Adam aracın koltuğuna yaslandı.
Birkaç saniye sonra yanında oturan diğer adam ona baktı.
"Patron yine ne söyledi?"
"Yarın Marina Hanım'ın nereye gideceğini öğrenmemizi istedi."
"Başka?"
Adam kısa bir süre düşündü.
"Bir de…"
"Ne?"
"Mutlu olduğu sürece sorun olmadığını söyledi."
İki adam birbirine baktı.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Bu adam için mesele gerçekten çok farklıydı.
Marina ise bunların hiçbirini bilmiyordu.
^_^♡^_^♡^_^♡
Yemeğimizi bitirdikten sonra ayağa kalktım.
Mina da çantasını aldı.
Restoranın ışıklarını kontrol ettim.
Kasayı kapattım.
Mutfakta kalan personele iyi geceler diledim.
Son kez salonu kontrol ettim.
Her şey yerli yerindeydi.
İçimde garip bir huzur vardı.
Mina kapının önünde beni bekliyordu.
"Marina."
"Hı?"
"Yarın kaçta buluşuyoruz?"
"Sabah."
"Kaçta?"
"Dokuz."
"Dokuz mu?"
"Evet."
"Sen gerçekten sabah dokuzda kalkabilecek misin?"
"Ben patronum."
"Bu cevap olmadı."
Gülerek omuz silktim.
"Tamam. Sekiz buçukta."
Mina kahkaha attı.
"Yarın seni arayıp uyandıracağım."
"Arama."
"Neden?"
"Çünkü telefonu açmayacağım."
"Marina!"
Gülerek kapıyı kilitledim.
Sonra anahtarı çantama koydum.
Bir an durup restoranın tabelasına baktım.
Burası benim hayalimdi.
Benim emeğimdi.
Benim hayatımdı.
Ve ne olursa olsun…
Kimsenin bunu elimden almasına izin vermeyecektim.
Mina yanıma geldi.
"Ne düşünüyorsun?"
"Hiç."
Tabelaya bakarak gülümsedim.
"Yarın güzel bir gün olacak."
Mina koluma girdi.
"Kesinlikle."
Birlikte yürümeye başladık.
^_^♡^_^♡^_^♡
Sokağın başında siyah bir araç olduğunu fark etmedi.
İçindeki adamlar onları izliyordu.
Ama bu kez araç hareket etmedi.
Çünkü onları izleyen başka bir araç daha vardı.
Biraz ileride…
Ka