Keşfet

bölüm on üç karanlığa atılan ilk adım

gölge`nin içinde kaybolan kelebek

Telefonum çantanın içerisinde tekrar titreşti.

Bu kez bakmadım.

Çantanın fermuarını kapattım ve derin bir nefes aldım.

Bugün korkmayacaktım.

Kim olduğunu bilmediğim birinin, gönderdiği birkaç mesajla bütün günümü mahvetmesine izin vermeye hiç niyetim yoktu.

Tam o sırada Mina banyodan tekrar seslendi.

"Marina! Karar verdin mi?"

Başımı kaldırdım.

"Ne için?"

"Ne giyeceğim için!"

"İkisini de getir dedim!"

Birkaç saniye sonra Mina elinde siyah eteği ve pantolonu tutarak odadan çıktı.

"Sen seç."

Kollarımı göğsümde birleştirip onu baştan aşağı süzdüm.

"Kesinlikle etek."

Mina kaşlarını kaldırdı.

"Siyah olan mı?"

"Evet."

"Üstüne?"

Dolabı işaret ettim.

"Beyaz bluz."

Mina birkaç saniye düşündü.

"Topuklu?"

"Elbette."

"Marina, kuyumcuya gidiyoruz."

"Evet."

"Balo salonuna değil."

"Altınların arasına giriyoruz Mina. Saygılı görünmeliyiz."

Mina birkaç saniye bana baktı.

Sonra başını iki yana salladı.

"Seninle tartışmanın hiçbir anlamı yok."

"Yok."

"Gerçekten yok."

"Çünkü ben haklıyım."

"İşte bu özgüven fazla."

Gülerek odama doğru ilerledim.

"Git hazırlan."

Mina arkamdan seslendi.

"Sen de telefonuna gelen garip mesajı unutmaya çalış."

Bir anda durdum.

Yavaşça arkamı döndüm.

Mina bana bakıyordu.

Yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.

"Ne?"

"Az önce telefonuna baktığında yüzün değişti."

Bir süre sessiz kaldım.

Mina beni çok iyi tanıyordu.

Yalan söylediğimde…

Bir şey sakladığımda…

Moralimin bozulduğunu gizlemeye çalıştığımda…

Hemen anlardı.

"Bir şey yok."

Mina gözlerini kıstı.

"Marina."

"Gerçekten."

"Mesaj mı geldi?"

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Mina'nın yüzündeki endişeyi görünce daha fazla saklamanın anlamı olmadığını düşündüm.

Çantamı açıp telefonumu çıkardım.

Ekranı ona uzattım.

Mina mesajı okudu.

Bir kez.

Sonra tekrar.

Ardından kaşları çatıldı.

"Bugün güzel görünüyorsun."

"Ben de okuyabiliyorum."

"Şaka yapma."

"Şaka yapmıyorum."

Mina telefonumu bana geri verdi.

"Bu normal değil."

"Farkındayım."

"Biri seni görüyor."

"Onu da fark ettim."

"Marina."

"Ne?"

"Polise gitmeliyiz."

Bir anda başımı iki yana salladım.

"Hayır."

"Ne demek hayır?"

"Elimizde ne var Mina?"

Telefonu kaldırdım.

"Bir mesaj."

"Ve seni takip eden adamlar."

"Evet ama kim olduklarını bilmiyoruz."

"Restoranının önünde durmuşlardı."

"Doğru."

Mina bana birkaç saniye sessizce baktı.

Sonra ellerini beline koydu.

"Tamam."

"Tamam mı?"

"Bugün seni yalnız bırakmayacağım."

Gülümseyerek ona baktım.

"Zaten birlikteyiz."

"Hayır."

Parmağını bana doğru uzattı.

"Bugün bir saniyeliğine bile yanımdan ayrılmıyorsun."

Kahkaha attım.

"Abartıyorsun."

"Hayır."

"Altın bakarken bile mi?"

"Özellikle altın bakarken."

"Çünkü biri yüzüğü kapıp kaçabilir."

Mina'nın yüzündeki ciddi ifade birkaç saniye içerisinde bozuldu.

"Sen gerçekten korkunçsun."

"Teşekkür ederim."

Telefonumu tekrar çantama koydum.

"Şimdi hazırlan."

Mina derin bir nefes aldı.

"Tamam."

"Beş dakika."

"On dakika."

"Beş."

"Marina!"

"Altınlar bizi bekliyor."

"Altınlar kaçmıyor."

"Bunu nereden biliyorsun?"

Mina gözlerini kapattı.

"Ben gidiyorum."

Kahkaha atarak odama döndüm.



Yaklaşık yirmi dakika sonra Mina odama geldiğinde yatağın üzerinde oturmuş güneş gözlüğümü seçiyordum.

Elimde iki farklı gözlük vardı.

Birini yüzüme taktım.

Sonra diğerini.

Mina kapının kenarına yaslanıp beni izledi.

"Kaç saattir bunu yapıyorsun?"

"On dakika."

"İki dakika önce beş dakika içerisinde çıkmam gerektiğini söyleyen sen değil miydin?"

"Bu farklı."

"Ne farklı?"

"Gözlük seçiyorum."

Mina derin bir iç çekti.

"Marina."

"Ne?"

"Birinci."

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"İkinci daha mı kötü?"

"Hayır."

"O zaman neden birinci?"

"Çünkü ilk söylediğim buydu."

Birkaç saniye düşündüm.

"Gayet mantıklı."

Gözlüğü yüzüme taktım.

Mina'yı baştan aşağı süzdüm.

Ve dudaklarımda memnun bir gülümseme oluştu.

Siyah, vücuduna zarif bir şekilde oturan eteğini giymişti. Üzerine sade ama şık beyaz bir bluz tercih etmişti. Siyah topuklu ayakkabıları görünümünü tamamlıyordu.

Bakır tonlarındaki saçlarını düzleştirmiş, omuzlarından pürüzsüz bir şekilde aşağı bırakmıştı.

Makyajı da benimkine benziyordu.

Belirgin ama abartısız siyah eyeliner…

Kirpiklerini ortaya çıkaran hafif bir maskara…

Ve dudaklarında nude tonlarında bir ruj.

Bir süre ona baktım.

Mina kaşlarını kaldırdı.

"Ne?"

"Çok güzel olmuşsun."

Yüzünde hemen bir gülümseme oluştu.

"Sen de."

"Teşekkür ederim."

"Bugün insanları kıskandırmaya mı gidiyoruz?"

Bir an düşündüm.

"Hayır."

Başımı hafifçe yana eğdim.

"Bugün altınları kıskandırmaya gidiyoruz."

Mina kahkahalara boğuldu.

"Yeter artık!"

"Ne var?"

"Bir gün gerçekten seni kuyumcu vitrinine koyacaklar."

"Umarım."

"Şaka yapmıyorum."

"Ben de yapmıyorum."

İkimiz de gülmeye başladık.

Çantalarımızı omuzlarımıza taktık.

Ben küçük denim çantamı omzuma yerleştirirken Mina siyah çantasını koluna geçirdi.

Son kez aynaya baktım.

Saçlarım omuzlarımdan dalgalar halinde dökülüyordu.

Altın küpelerim güneş ışığını yakaladıkça hafifçe parlıyordu.

Mina yanıma geldi.

"Tamam mı?"

Başımı salladım.

"Tamam."

"Telefon?"

"Çantamda."

"Anahtar?"

"Çantamda."

"Para?"

"Çantamda."

Mina gözlerini kıstı.

"Altınlara bakıp bütün paranı harcamayacaksın değil mi?"

Bir an sessiz kaldım.

"Bu soruyu duymamış gibi yapacağım."

"MARİNA."

"Şaka yaptım."

Mina inanmaz bir ifadeyle bana baktı.

"Gerçekten mi?"

"Hayır."

Kapıya doğru yürümeye başladım.

"Haydi!"

Mina arkamdan homurdanarak geldi.

Evin kapısını kilitledikten sonra birlikte apartmandan çıktık.

Sabah güneşi yüzümüze vuruyordu.

Hava oldukça güzeldi.

Ne çok sıcak ne de üşütecek kadar soğuktu.

Güneş gözlüğümü takıp derin bir nefes aldım.

"Bugün güzel bir gün olacak."

Mina da gözlüğünü taktı.

"Umarım."

Koluma girdi.

Ben de ona baktım.

"Ne demek umarım?"

"Senin alışveriş alışkanlıklarını biliyorum."

"Bu benim karakterim."

"Bu senin ekonomik düşmanın."

Kahkaha attım.

"Abartma."

Birlikte kaldırım boyunca yürümeye başladık.

Kol kola girmiştik.

Bir taraftan sohbet ediyor, bir taraftan da yoldan geçen taksilere bakıyorduk.

Mina elini kaldırdı.

"TAKSİ!"

Yanımızdan geçen taksi durmadan devam etti.

Mina arkasından bakakaldı.

"Şaka mı bu?"

"Belki doludur."

"Boştu."

"Belki seni sevmedi."

Mina başını bana doğru çevirdi.

"Biraz önce beni çok güzel buluyordun."

"Benim standartlarım farklı."

"Terbiyesiz."

Gülerek biraz daha yürüdük.

Bir başka taksi görünce bu kez ben elimi kaldırdım.

"Taksi!"

Araç yavaşladı.

Tam önümüzde duracakmış gibi oldu.

Sonra…

İçindeki yolcuyu görünce hızla devam etti.

Olduğum yerde kaldım.

"Bu şehirde taksi bulmak neden bu kadar zor?"

Mina kollarını iki yana açtı.

"Çünkü kader bizi yürütmek istiyor."

"Ben topukluyla yürümek için yaratılmadım."

"Sen topukluyla doğmuş gibisin."

"Doğarken ayağımda stiletto vardı."

Mina kahkahayı patlattı.

"Senin ciddi ciddi bir sorunun var."

"Altın sevgisi dışında mı?"

"Altın sevgisi ilk sırada."

Yolun kenarında birkaç dakika daha bekledik.

Bu sırada ben saçlarımı düzelttim.

Mina telefonundan taksi uygulamasına bakmaya başladı.

Fakat gözlüğümün ardından karşı kaldırıma baktığımda bir şey dikkatimi çekti.

Siyah bir araç.

Dün restorandan çıkarken gördüğüm araçlardan birine fazlasıyla benziyordu.

Kalbim kısa bir anlığına sıkıştı.

Bakışlarımı aracın camlarına çevirdim.

Camlar koyuydu.

İçerisini göremiyordum.

Mina hâlâ telefonuyla uğraşıyordu.

"Buraya beş dakika uzaklıkta bir taksi var."

"Harika."

Fakat gözlerimi araçtan ayırmadım.

Bir şey mi kuruyordum?

Yoksa gerçekten…

Bizi mi izliyorlardı?

Tam o sırada siyah aracın arka kapısı açıldı.

Vücudum istemsizce gerildi.

Fakat araçtan kimse inmedi.

Sadece kapı açılmış…

Ve birkaç saniye sonra tekrar kapanmıştı.

Mina sonunda başını kaldırdı.

"Marina?"

"Hı?"

"Nereye bakıyorsun?"

Gözlerimi araçtan ayırdım.

"Hiçbir yere."

Mina bakışlarımı takip edip siyah aracı gördü.

Yüzündeki ifade değişti.

"Yine mi?"

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Bilmiyorum."

"Bu araç dün gördüğü