Keşfet

bölüm on yedi gölgedeki yemin

gölge`nin içinde kaybolan kelebek

Taksi sakin sakin güzergâhından ilerliyordu. Benim ise aklımın bir tarafı arkamızdaki siyah arabadaydı, diğer tarafıysa Kai ve üvey kız kardeşim Victoria'ya ne yapacağımı düşünmekle meşguldü.

İkisini de hayatımdan çıkarmaya karar vermiştim.

Ama içimde bir ses, bunun öylece bitmeyeceğini söylüyordu.

Kai'nin bana yaptığı ihaneti unutmayacaktım. Victoria'nın yıllarca arkamdan çevirdiği işleri de unutmayacaktım. Hele bugün gelip karşıma dikilerek hamile olduğunu söylemesini hiç unutmayacaktım.

Bir zamanlar Kai'yle birlikte kurduğum hayallerin içinde Victoria yoktu.

Şimdi ise o hayallerin ortasında ikisi birlikte duruyordu.

İronik olan da buydu.

Başımı koltuğa yaslayıp camdan dışarı baktım. Şehrin ışıkları gözümün önünden hızla geçerken bir an için kendimi boşlukta hissettim.

Tam o sırada telefonum çalmaya başladı.

Çantamı açıp telefonumu çıkardım. Ekranda arayan kişinin ismini görünce derin bir nefes aldım.

Monica.

Eski bir arkadaşım.

Kai ve Victoria'yla da ortak arkadaşlığımız vardı. Açıkçası şu an onunla konuşmak isteyip istemediğimden bile emin değildim. Ama aramayı görmezden gelmek yerine birkaç derin nefes aldım ve yeşil tuşa bastım.

"Efendim Monica, ne oldu?"

Telefonun diğer ucundan Monica'nın neşeli sesi geldi.

"Ayol şekerim, niye 'ne var' diyorsun ya? Ben sana şey için aradım."

Kaşlarımı hafifçe çattım.

"Neden aradın Monica?"

"Şey... Bir kutlama veriyorum. Gelmek ister misin?"

Bir anda aklıma bir fikir geldi.

Dudaklarımın kenarında yavaşça bir sırıtış oluştu.

Çenemi hafifçe yukarı kaldırdım.

"Gelirim tabii ki canım."

Monica'nın sesinde memnuniyet hissediliyordu ama ben daha önemli olan soruyu sormak için sabırsızlanıyordum.

"Kutlamaya Kai ve Victoria da geliyor mu?"

Telefonun diğer ucunda bir anda sessizlik oldu.

Sanki Monica ne söyleyeceğini düşünüyordu.

Birkaç saniye sonra derin bir nefes aldığını duydum.

"Evet, geliyorlar Marina."

Sonra sesi biraz daha temkinli bir hâl aldı.

"Ama olay çıkartmak için geleceksen hiç gelme tatlım. Ben olaysız bir kutlama istiyorum."

Dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım.

Olay çıkarmak mı?

Ben mi?

Asla.

En azından Monica'nın düşündüğü anlamda değil.

"Hayır, asla olay çıkarmayacağım."

Sesimi olabildiğince masum çıkarmaya çalıştım.

"Senin hatırladığım kadarıyla harika şarapların var. Onları içmek, biraz da ortamlarda bulunmak istiyorum. Malum, restoranım var. Onu biraz daha ünlü bir yer yapmaya çalışıyorum. Senin bu kutlaman da benim için harika bir fırsat."

Bir an durup gülümsedim.

"Onun için... Kutlama ne zaman?"

Monica'nın sesindeki rahatlama hemen belli oldu.

"Yarın akşam. Tamam canım, yarın akşam bendesin."

"Tamam."

"Görüşürüz o zaman."

"Görüşürüz."

Telefon kapandı.

Ekrana birkaç saniye boyunca baktım.

Sonra başımı koltuğa yasladım.

Dudaklarımda şeytani bir sırıtış belirdi.

Kendi kendime hafifçe mırıldandım.

"Özür dilerim Monica..."

Gözlerimi kısarak camdan dışarı baktım.

"Olay çıkacak."

Sırıtmam biraz daha büyüdü.

"Hem de en büyüğünden."

Taksi kısa süre sonra evimin önünde durdu.

Şoföre parasını verdim, teşekkür edip arabadan indim.

Apartmana girip asansöre bindim. Asansörün aynasında kendime baktığımda yüzümdeki o ifadeyi gördüm.

Dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordum.

Ama içimde başka bir Marina vardı.

Ve ben o Marina'yı uzun zamandır susturuyordum.

Asansör durduğunda kapılar açıldı.

Evimin kapısını açıp içeri girdim.

Çantamı neredeyse gelişigüzel bir şekilde bıraktım. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan doğrudan yatak odama gittim.

Kapıyı kapattım.

Bir süre olduğum yerde durup derin bir nefes aldım.

Sonra odanın köşesindeki kasaya doğru yürüdüm.

Kasayı açtım.

İçeride yıllardır biriktirdiğim takılar duruyordu.

Bazıları benim aldıklarımdı.

Bazıları ise...

Kai'nin aldığı hediyelerdi.

Bir zamanlar onları gördüğümde yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşurdu.

Şimdi ise hiçbir şey hissetmiyordum.

Elimi uzatıp Kai'nin yıllar boyunca bana aldığı takıları tek tek çıkarmaya başladım.

Bir kolye.

Bir bileklik.

Küçük bir yüzük.

Küpe.

Bir başka kolye...

Hepsini tek tek poşetin içine koydum.

Her takı elime geldiğinde geçmişten küçük bir anı zihnimde beliriyordu.

Doğum günüm.

Yıl dönümümüz.

Birlikte çıktığımız tatiller.

Bana hediye verdiği geceler.

Söylediği güzel sözler.

Bana aşıkmış gibi baktığı anlar...

Hepsi birer birer gözümün önünden geçiyordu.

Ama artık o anıların hiçbirinin gerçek olup olmadığını bilmiyordum.

Belki de bütün o yıllar boyunca yalnızca ben inanmıştım.

Poşeti doldurduktan sonra ağzını sıkıca bağladım.

Sonra makyaj masamın üzerine bıraktım.

Aynadaki yansımama baktım.

Gözlerimin altında yorgunluk vardı.

Ama bakışlarım eskisi gibi değildi.

Daha sertti.

Daha kararlıydı.

Yavaşça nefes verdim.

"Yarın tefeciye borcumu ödemek için kalan gün iki."

Bu cümleyi söylerken içimdeki sıkıntı yeniden yükseldi.

İki gün.

Sadece iki günüm kalmıştı.

Derin bir nefes aldım.

Poşete baktım.

Sonra aynadaki kendime.

"İki gün içinde bunu da halledeceğim."

Bir an sustum.

Dudaklarımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

"Öyle değil mi?"

Kendime cevap vermemi beklemeden başımı salladım.

"Tabii ki."

Poşeti makyaj masamın yanındaki komodinin üzerine bıraktım.

Sonra aynaya biraz daha dikkatli baktım.

"Kai'nin bana aldığı hiçbir şeyin benim için anlamı kalmadı."

Sesim bu kez daha sert çıktı.

"Ve yarın hepsinden kurtulacağım."

Bir süre sessizce kendime baktım.

Sonra çok daha alçak bir sesle konuştum.

"Kimse bunun ne anlama geldiğini bilmeyecek."

Özellikle Mina.

Mina'nın haberi olmayacaktı.

Bunu gizlice yapacaktım.

Çünkü Mina bilirse beni durdurmaya çalışacağını biliyordum.

Bana mantıklı düşünmem gerektiğini söyleyecekti.

Beni sakinleştirecekti.

Bunun benim seviyemi düşüreceğini söyleyecekti.

Belki haklı olacaktı.

Ama bu kez...

Onu dinlemek istemiyordum.

Çünkü bu kez mesele yalnızca intikam değildi.

Kendimi yeniden bulmak istiyordum.

Ve bunun için geçmişteki Marina'nın bıraktığı her şeyi temizlemem gerektiğini düşünüyordum.

Aynadaki kendime son kez baktım.

"Artık eski Marina yok."

Fısıltım odada yankılandı.

"Onu herkes görecek."

Bir an durdum.

"Ve beni buna mecbur bıraktılar."

Sonra üzerimdeki kıyafetleri çıkardım ve banyoya girdim.

Duşun sıcak suyu üzerime döküldüğünde bütün günün yorgunluğu biraz olsun üzerimden akıp gidiyormuş gibi hissettim.

Gözlerimi kapattım.

Bugün yaşadıklarımı düşünmemeye çalıştım.

Ama zihnim susmuyordu.

Victoria'nın yüzü...

Kai'nin sessizliği...

Hamile olduğunu söylediği an...

Sonra o bilinmeyen numaradan gelen mesajlar...

Beni takip eden siyah araç...

Ve kim olduğunu bilmediğim birinin bana yardım etmeye çalışması...

Her şey birbirine karışıyordu.

Başım hâlâ hafifçe dönüyordu ama sıcak duş iyi gelmişti.

Bir süre sonra banyodan çıktım.

Saç ve yüz bakımlarımı yaptım. Cildime bakım ürünlerimi sürdüm, saçlarımı kuruttum ve rahat pijamalarımı giydim.

Sonra yeniden yatak odama geçtim.

Kasaya baktım.

Bir süre öylece durdum.

Ardından tekrar kasanın başına oturdum ve içeride kalan tüm parayı çıkarmaya başladım.

Ne kadar param varsa...

Hepsini.

Paraları yatağın üzerine ve masanın üzerine düzenli şekilde yerleştirdim.

Sonra tek tek saymaya başladım.

Bir süre sonra elimdeki son banknotu da sayıp diğerlerinin yanına bıraktım.

Derin bir nefes aldım.

Toplamı zihnimde tekrar hesapladım.

Bir kez daha saydım.

Sonra üçüncü kez kontrol ettim.

Ama sonuç değişmiyordu.

Elimi alnıma götürdüm.

"Bu yetmeyecek..."

Gözlerimi kapattım.

"Kahretsin."

Bir süre sessiz kaldım.

Sonra kendimi toparladım.

"Yok."

Başımı kaldırdım.

"İki günüm var."

Paraları tekrar düzgünce bir araya getirdim.

"İki güne kadar denkleştiririm."

Kendi kendime güven vermeye çalışıyordum.

Çünkü başka seçeneğim yoktu.

Paraları yeniden kasaya yerleştirdim.

Kasayı kilitledim.

Anahtarı yerine bıraktım.

Sonra yatağıma uzandım.

Başımı yastığa koyduğum anda bütün günün yorgunluğu üzerime çöktü.

Gözlerimi kapattım.

Yarın Monica'nın kutlaması vardı.

Kai ve Victoria da orada olacaktı.

Ve

Yorumlar

  • Nur: Kendini bulmaya çalışmak iyi bir ide eski geçmişi silmelisin
  • Haticem kar.: Zaten kainin her hali bayat geldi bunu kabullen taşımak zorundasın
  • Alper Akgün: marina sana çok güvenmiyorum ama bu kararı almak zorundaydın
  • Elif Pektaş: Senden boşlukta sadece kaybolurken çıkman ayrı bir ironi