Keşfet

bölüm onbir geçmişin kapısı

gölge`nin içinde kaybolan kelebek

Eve geçtikten sonra üzerimdeki kıyafetlerin ağırlığını daha kapıdan girer girmez hissettim. Bütün gün ayakta kalmış, restoranla ilgilenmiş, Victoria ile tartışmış ve üzerine bir de kim olduğunu bilmediğim insanların beni takip ettiğini öğrenmiştim.

Normalde bunların herhangi biri insanı günlerce uykusuz bırakabilirdi.

Ama nedense o an tek istediğim şey sıcak bir duş almak ve pijamalarımı giymekti.

Kapıyı kapattıktan sonra Mina'ya döndüm.

"Tamam."

Mina kaşlarını kaldırdı.

"Ne tamam?"

"Bu gece burada kalıyorsun."

Mina sırıttı.

"Zaten sana sormamıştım."

Gözlerimi devirdim.

"Ne kadar görgülüsün."

"Biliyorum."

Çantamı koltuğun üzerine bırakıp odama doğru yürüdüm.

"Dolaptan sana pijama getireceğim."

Mina hemen arkamdan seslendi.

"Sakın o sarı ördekli olanı verme."

Olduğum yerde durup arkamı döndüm.

"Ne?"

"Geçen sefer verdiğin."

"Gayet tatlıydı."

"Marina, üzerinde otuz tane ördek vardı."

"Ördekler modadır."

"Hayır."

"Sen modadan anlamıyorsun."

Mina kahkaha attı.

"Senin moda anlayışın gerçekten sorgulanmalı."

"Altın takıyorum diye kıskanıyorsun."

"Konunun bununla ne alakası var?"

"Her şeyin altınla alakası var."

Mina iki elini havaya kaldırdı.

"Tamam! Pes ediyorum."

Odamın içerisine girip dolabımı açtım. Birkaç dakika kıyafetlerin arasında dolaştıktan sonra Mina'ya uygun rahat bir pijama takımı seçtim.

Açık lila rengindeydi.

Üzerinde küçük yıldız desenleri vardı.

O kadar da kötü değildi.

Pijamayı alıp salona döndüm ve ona uzattım.

"Al."

Mina pijamayı açıp inceledi.

Sonra bana baktı.

"Bu sefer ördek yok."

"Şanslı günündesin."

"Şükürler olsun."

Kahkaha attım.

"İstersen banyoya geç."

Mina pijamayı göğsüne bastırdı.

"Tamam. Ama sıcak suyu bitirme."

"Ben senden önce duş almayacağım."

"Belli olmaz."

"Git artık."

Mina banyoya doğru ilerlerken arkasından seslendim.

"Saç maskeme dokunma!"

Bir anda durdu.

Yavaşça arkasını döndü.

"Ne saç maskesi?"

Gözlerimi kıstım.

"Mina."

"Ben sadece sordum."

"Geçen sefer kavanozun yarısını kullanmıştın."

"Saçım uzun."

"Benim saçım kısa mı?"

"Senin saçların da uzun."

"İşte!"

"Tamam, tamam."

Gülerek banyoya girdi.

Kapıyı kapatmadan hemen önce başını dışarı çıkardı.

"Marina?"

"Ne?"

"Saç masken nerede?"

"MINA!"

Kapı hızla kapandı.

Bir saniye boyunca ona baktım.

Sonra istemsizce gülmeye başladım.

Bazen insanın hayatında hiçbir şeyi değiştirmeyen ama her şeyi güzelleştiren insanlar oluyordu.

Mina da benim için tam olarak öyleydi.

Ne zaman hayatım karışsa…

Ne zaman ağlasam…

Ne zaman kendimi yalnız hissetsem…

Yanımda bitiyordu.

Derin bir nefes alıp odama geçtim.

Kapıyı kapattıktan sonra gardırobumun karşısında birkaç saniye durdum.

Bugün kaç farklı Marina olmuştum?

Sabah…

İhanete uğramış bir kadın.

Öğlen…

Restoranını ayakta tutmaya çalışan bir patron.

Akşam…

Üvey kız kardeşiyle kavga eden biri.

Şimdi ise…

Sadece pijamasını seçmeye çalışan yorgun bir kadın.

Hayat gerçekten tuhaftı.

Dolabımdan yumuşacık, açık pembe tonlarında bir pijama takımı çıkardım. Üzerindeki küçük detaylar oldukça sade ve rahattı. Saçımı açıp omuzlarımdan aşağı bıraktım.

Sonra diğer banyoya geçtim.

Sıcak su vücuduma değdiği anda bütün kaslarımın gevşediğini hissettim.

Gözlerimi kapattım.

Bir süre hiçbir şey düşünmedim.

Ne Kai.

Ne Victoria.

Ne borç.

Ne gizemli mesajlar.

Hiçbir şey.

Sadece suyun sesi.

Sadece sıcaklık.

Sadece sessizlik.

Belki de insanın bazen gerçekten hiçbir şey düşünmemeye ihtiyacı vardı.

Duşumu bitirdikten sonra havluya sarınıp odama döndüm.

Saçlarımı kurularken kapım çalındı.

"Gel!"

Kapı açıldı.

Mina içeri girdi.

Üzerinde verdiğim lila pijama vardı.

Saçları ıslak bir şekilde omuzlarına dökülüyordu.

Bana bakıp ellerini beline koydu.

"Saç kurutma makinen nerede?"

Gülümseyerek yatağımın üzerindeki makineyi gösterdim.

"Orada."

Mina makineyi eline aldı.

"Benim saçımı sen kurutacaksın."

"Ne?"

"Ben seninkini kurutacağım."

"Berber miyiz biz?"

"Evet."

"Ne zaman?"

"Şimdi."

Bir anda yatağın üzerine oturdu.

"Haydi."

Gülmeye başladım.

"Sen gerçekten çocuk gibisin."

"Sen de."

Sonunda pes edip saç kurutma makinesini elime aldım.

Mina yatağın kenarına oturdu.

"Saçımı yakma."

"Ben kuaförüm."

"Hayır değilsin."

"İçimde bir yetenek var."

"İnşallah içerde kalır."

"Terbiyesiz."

Saçlarını ikiye ayırıp kurutmaya başladım.

Bir süre sonra Mina saçlarını savurdu.

"Nasıl?"

Saçlarına baktım.

"Fena değil."

"Fena değil mi?"

"Biraz elektriklisin."

"Saçım mı elektrikli?"

"Hayır, karakterin."

Mina yastığı kaptığı gibi bana doğru fırlattı.

"MARİNA!"

Yastık yüzüme çarpınca kahkahayı bastım.

"Şaka yaptım!"

"Ben de şimdi şaka yapacağım."

İkinci yastığı almaya çalışırken hemen geri çekildim.

"Hayır, hayır! Ateşkes!"

Mina gülerek yastığı yatağa bıraktı.

"Seninle uğraşmak çok yorucu."

"Ben patronum, alış."

"Yarın seni kuyumcuda bırakıp kaçacağım."

Bir anda ciddileştim.

"Hayır."

Mina kahkaha attı.

"Bak!"

Parmağımı ona doğrulttum.

"Şaka yapabilirsin ama bunun şakası olmaz."

"Altın meselesi senin için gerçekten ciddi."

"Hayat memat meselesi."

Mina gözlerini devirdi.

"Tamam."

Saçlarımızı kuruttuktan sonra bakım malzemelerini yatağın üzerine yaydık.

Maskeler…

Nemlendiriciler…

Serumlar…

Kremler…

Mina küçük bir kavanozu eline aldı.

"Bu ne?"

"Gece kremi."

"Bu?"

"Göz altı kremi."

"Bu?"

"Dudak maskesi."

Mina başka bir şişeyi kaldırdı.

"Bu?"

Bir an düşündüm.

"Onu ben de bilmiyorum."

İkimiz birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonra aynı anda kahkahaya boğulduk.

"Sen ne olduğunu bilmediğin şeyi yüzüne sürüyorsun!"

"İndirimdeydi."

Mina kahkaha atarak yatağa uzandı.

"Sen gerçekten iflah olmazsın."

"İndirim görünce kontrolümü kaybediyorum."

"Altın, indirim, restoran…"

"Ve güzel çantalar."

"Bir de çantalar."

"Hayatımda zaaflarım var."

"Fark ettim."

Bakımlarımızı yaptıktan sonra nihayet salona geçtik.

Ben büyük koltuğun bir köşesine kıvrıldım.

Mina ise diğer köşeye oturup televizyonu açtı.

Bir süre kanal değiştirdi.

"Ne izleyelim?"

"Fark etmez."

"Film mi?"

"Olur."

"Dizi?"

"Olur."

"Belgesel?"

Gözlerimi kapatmaya başladım.

"Olur."

Mina bana baktı.

"Sen uyuyacaksın."

"Hayır."

"Uyuyorsun."

"İzliyorum."

"Ekrana bile bakmıyorsun."

Gözlerimi yarım açıp televizyona baktım.

"Ekran burada."

Mina birkaç saniye sustu.

"Sen gerçekten çok yorulmuşsun."

"Biraz."

Sonunda en sevdiğim dizilerden birini açtı.

Normalde o dizinin yeni bölümünü kaçırmamak için bütün işlerimi bırakabilirdim.

Ama o gece…

Göz kapaklarım bana ihanet ediyordu.

Televizyondaki karakterlerden biri yüksek sesle konuştu.

Mina bir anda doğruldu.

"YAPMA!"

Gözlerimi yarım açtım.

"Hı?"

Mina televizyona parmağını uzattı.

"Şuna bak!"

"Kim?"

"Şu kadın!"

Ekrana baktım.

Gözlerimi kısmak zorunda kaldım.

"Hangi kadın?"

"Az önce adamı aldattı!"

Bir süre düşündüm.

"Kim kimi aldattı?"

Mina bana döndü.

"Marina!"

"Hı?"

"Sen izlemiyorsun."

"İzliyorum."

"Az önce kadın sevgilisini aldattı."

Gözlerimi tamamen açtım.

Bir anda yüzüm ciddileşti.

"Şerefsiz."

Mina birkaç saniye bana baktı.

Sonra gülmeye başladı.

"Bak, olayları kaçırıyorsun ama aldatılma kısmını duyunca anında ayıldın."

"Travmalarım var."

"Fark ettim."

Televizyona yeniden döndüm.

Bir dakika boyunca dikkatlice izlemeye çalıştım.

Sonra karakterlerden biri ağlamaya başladı.

Mina hemen koltuğa doğru eğildi.

"Bak işte!"

"Hı?"

"Şimdi gerçekleri öğrenecek."

Gözlerim tekrar kapanmaya başladı.

"Kim?"

"Az önce sana anlattım."

"Ben uyuyor muydum?"

"Evet!"

"Hayır."

Mina kahkahayı bastı.

"Marina, sen şu an uyku uyanıklık arasında benimle konuşuyorsun."

Başımı koltuğun arkasına yasladım.

"Ben dinliyorum."

"Emin misin?"

"Evet."

"Az önce dizide ne oldu?"

Birkaç saniye düşündüm.

Sonra gözlerimi açmadan cevap verdim.

"Birileri birbirini aldattı."

Mina kahkahadan kırılmaya başladı.

"Bravo!"

"Teşekkür ederim."

"Karakterlerin isimlerini biliyor musun?"

"Hayır."

"Harika."

"Ben ruhunu hissediyorum dizinin."

Mina gözlerinden gelen yaşları silerek televizyona döndü.