Keşfet

3

Gölge timi

Sessiz Vedalar

Komutanlıktaki hazırlıklar sürerken personele kısa bir dinlenme izni verildi.

Kimisi ailesini aradı.

Kimisi cebindeki fotoğraflara baktı.

Kimisi ise sadece sessizce gökyüzünü izledi.

---

Yüzbaşı Alparslan Yıldırım, komutanlık bahçesinin sakin bir köşesine geçti.

Telefonunu eline aldı.

Aradığı ilk kişi annesiydi.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.

"Alparslan..."

"İyiyim anne."

"Sesini duyunca içim rahatladı oğlum."

Alparslan hafifçe gülümsedi.

"Merak etme. Görevimizi yapıp döneceğiz."

Annesi her zamanki gibi dua etti.

"Allah seni ve bütün evlatlarımızı korusun."

"Âmin."

Telefon kapandıktan sonra Alparslan, babasının yıllar önce kendisine emanet ettiği küçük tespihi avucunda sıktı.

---

Üsteğmen Emre Karaca, nişanlısı Elif'i görüntülü aradı.

"Yine göreve mi gidiyorsun?"

"Evet."

Elif gözyaşlarını belli etmemeye çalıştı.

"Sadece dikkatli ol."

Emre gülümsedi.

"Döndüğümde düğün hazırlıklarına kaldığımız yerden devam edeceğiz."

Elif başını salladı.

"Söz mü?"

"Söz."

---

Astsubay Kıdemli Başçavuş Kaan Çelik, eşi Zeynep'in gönderdiği videoyu açtı.

İki küçük çocuğu kameraya el sallıyordu.

"Babacığım seni çok seviyoruz."

Kaan'ın yüzünde sıcak bir tebessüm oluştu.

Telefon ekranını öpüp cebine koydu.

"En büyük gücüm sizsiniz."

---

Astsubay Atakan Korkmaz, yaşlı babasını aradı.

"Oğlum."

"Nasılsın baba?"

"Ben iyiyim. Sen kendine dikkat et."

Atakan kısa bir sessizlikten sonra konuştu.

"Merak etme. Döndüğümde birlikte köye gideriz."

Babası güldü.

"Seni bekliyorum evlat."

---

Astsubay Furkan Arslan, kız kardeşinden gelen mesajı okudu.

"Abi, yeğenin seni sorup duruyor."

Telefonun hemen ardından küçük bir ses duyuldu.

"Dayı, bana yine oyuncak getirecek misin?"

Furkan güldü.

"Elbette getireceğim."

---

Astsubay Serhat Kaplan, annesinin gönderdiği duayı sessizce dinledi.

Kulaklığını çıkardığında gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

"Allah'ım, bizi ailelerimize sağ salim kavuştur."

---

Uzman Çavuş Mete Aksoy, eşiyle konuşurken küçük oğlu telefona uzandı.

"Baba!"

"Aslan oğlum."

"Ne zaman geleceksin?"

"İşimi bitirince."

"Ben seni bekleyeceğim."

Mete'nin sesi titredi.

"Ben de seni."

---

Uzman Çavuş Buğra Aksoy, annesinin hazırladığı küçük muskayı boynuna taktı.

Annesi her görev öncesi aynı cümleyi söylerdi.

"Allah seni kötü gözlerden korusun."

---

Uzman Çavuş Göktuğ Erdem, sevdiği kadından gelen kısa mesajı okudu.

"Döndüğünde sana anlatacak çok şeyim var."

Göktuğ telefonu kapatırken gülümsedi.

"Benim de."

---

Uzman Çavuş Efe Sancak, kardeşiyle konuştu.

"Üniversiteyi kazandım abi."

Efe gururla ayağa kalktı.

"Helal olsun sana."

"Sen de sağ salim dön."

"İnşallah."

---

Uzman Çavuş Ulaş Demir, dedesinin eski asker fotoğrafına baktı.

"Deden seninle gurur duyardı."

diye düşündü.

---

Uzman Çavuş Baran Yiğit Demir, nişan yüzüğünü avucunda çevirdi.

"Biraz daha sabret."

diye fısıldadı.

---

Uzman Çavuş Kerem Aydın, kızının çizdiği resmi tekrar çıkardı.

Resmin altında çocuk yazısıyla tek cümle vardı.

"Benim kahraman babam."

Kerem'in gözleri doldu.

---

Uzman Çavuş Oğuzhan Kaya, annesinin ördüğü atkıyı çantasına dikkatle yerleştirdi.

---

Uzman Çavuş Ali Yılmaz, eşinden gelen ses kaydını dinledi.

"Biz seni bekliyoruz."

---

Uzman Çavuş Yusuf Karataş, küçük oğlunun ilk adımlarını gösteren videoyu izledi.

"Bir sonrakinde yanında olacağım."

diye mırıldandı.

---

Uzman Çavuş Can Demir, eşinin gönderdiği aile fotoğrafını cüzdanına yerleştirdi.

---

Uzman Çavuş Burak Özdemir, annesinin ördüğü bilekliği koluna taktı.

"Şans getirsin."

dedi kendi kendine.

---

Tam o sırada komutanlık hoparlöründen anons yapıldı.

"Tüm personel, hazırlık alanına intikal etsin."

Telefonlar sessizce ceplere konuldu.

Fotoğraflar özenle cüzdanlara yerleştirildi.

Her biri son kez gökyüzüne baktı.

Ardından aynı kararlılıkla silahlarını kuşanıp tim arkadaşlarının yanına yürüdü.

Artık onları bekleyen tek şey görevdi.

Hazırlık alanında son kontroller yapılıyordu.

Çelik yelekler, haberleşme cihazları ve diğer ekipmanlar tek tek gözden geçirildi.

Yüzbaşı Alparslan Yıldırım, timin önünde durarak herkesi dikkatle izledi.

"Malzeme kontrolü tamam mı?"

Üsteğmen Emre Karaca öne çıktı.

"Komutanım, tüm ekip hazır."

Astsubay Kıdemli Başçavuş Atakan Korkmaz da rapor verdi.

"Silah ve mühimmat kontrolleri tamamlandı."

Kaan Çelik, son listeyi Alparslan'a uzattı.

"Eksik personel ya da malzeme yok komutanım."

Alparslan listeyi inceledikten sonra başını salladı.

"Güzel. Disiplinden taviz vermiyoruz."

Tam o sırada araçların motorları çalıştırıldı.

Komutanlık bahçesinde dizilen araçlar görev için hazır bekliyordu.

Rüzgâr, gönderdeki ay yıldızlı bayrağı dalgalandırıyordu.

Alparslan, timine son kez seslendi.

"Arkadaşlar..."

Herkes aynı anda ona döndü.

"Birazdan görev bölgemize hareket edeceğiz. Birbirinizden gözünüzü ayırmayın. Soğukkanlı olun ve verilen talimatlara eksiksiz uyun."

"Emredersiniz komutanım!"

Tek bir ağızdan yükselen ses komutanlık bahçesinde yankılandı.

Mete Aksoy, yanındaki Göktuğ Erdem'e dönüp gülümsedi.

"Döndüğümüzde çaylar benden."

Göktuğ omzuna hafifçe vurdu.

"Sözünü unutma."

Kerem Aydın, cebindeki kızının çizdiği resmi bir kez daha kontrol etti.

Can Demir bunu fark edince sessizce gülümsedi.

"Onun için döneceksin."

Kerem kararlı bir şekilde başını salladı.

"Hepimiz döneceğiz."

Alparslan araca binmeden önce gökyüzüne kısa bir bakış attı.

İçinden sessizce dua etti.

"Allah'ım, bize doğru kararlar vermeyi ve görevimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi nasip et."

Konvoy, komutanlık kapısından düzen içinde çıkış yaptı.

Araçlar ilerlerken kimse konuşmuyordu.

Motor sesleri ve telsizden gelen kısa anonslar dışında derin bir sessizlik hâkimdi.

Her asker düşüncelerini geride bırakmıştı.

Artık akıllarında tek bir şey vardı:

Görevlerini başarıyla tamamlayıp aynı birlik ruhuyla komutanlığa geri dönmek.