7
7. Bölüm — Karanlığın İçinden
Alparslan'ın Ağzından
Telefonu cebime koyduğum anda dışarıdan ikinci bir ses geldi.
Bu kez daha yakındı.
Telsizi kaldırdım.
— Herkes yerini alsın.
Timden kısa cevaplar gelmeye başladı.
— Emredersiniz komutanım.
Duvarın kenarına yaslandım.
Omzumdaki ağrı giderek artıyordu ama bunu düşünmeye zamanım yoktu.
Dışarıda birileri vardı.
Kim olduklarını bilmiyorduk.
Ama bizi buldukları belliydi.
Elimi silahımın üzerine koydum.
Nefesimi tuttum.
Bir...
İki...
Üç...
Sonra karanlığın içinden bir gölge geçti.
— Şimdi!
Timin hareketlenmesiyle birlikte ortam bir anda karıştı.
Sesler birbirine girdi.
Bağırışlar, ayak sesleri ve telsizden gelen kesik konuşmalar...
Başımı kaldırdığımda karşı tarafta hareket eden birkaç kişi gördüm.
— Sağ taraf!
Uyarımla birlikte tim yön değiştirdi.
Ben de birkaç adım ilerledim.
Fakat omzumdaki ağrı yüzünden dengemi kaybettim.
Duvara tutundum.
Bir an gözlerim karardı.
"Şimdi düşemezsin."
Kendime bunu söyledim.
Çünkü düşersem yalnızca kendimi değil, yanımdaki herkesi de tehlikeye atacaktım.
Telsiz yeniden cızırdadı.
— Komutanım, çıkış yolu kapanmış!
Dişlerimi sıktım.
— Alternatif?
Kısa bir sessizlik oldu.
— Kuzey tarafında dar bir geçit var.
Etrafıma baktım.
Kuzey tarafı neredeyse tamamen karanlıktı.
Ama başka seçeneğimiz yoktu.
— Herkes kuzeye ilerleyecek.
Tim hareketlenmeye başladı.
Ben en arkada kaldım.
Bir an durup arkamıza baktım.
Sanki karanlığın içinde bizi izleyen biri vardı.
Ama hiçbir şey göremedim.
Tam ilerleyecekken cebimdeki telefon titredi.
Donup kaldım.
Telefonu çıkardım.
Ekranda tek bir bildirim vardı.
Betül'den yeni mesaj.
Kalbim hızlandı.
Mesajı açtım.
"Alparslan, içime kötü bir şey doğuyor. Lütfen sesini duyur."
Bir süre ekrana baktım.
Sonra istemsizce gülümsedim.
Bunca şeyin arasında bile beni düşünüyordu.
Parmaklarım ekrana gitti.
"İyiyim. Merak etme. Eve döneceğim."
Göndermek üzereyken durdum.
Çünkü bir şey fark ettim.
Telefonumun şarjı...
Yüzde birdi.
Mesajı gönderdim.
Ekran karardı.
Telefon kapandı.
— Kahretsin...
Cebime koydum.
Artık Betül'le iletişim kurmanın başka yolu yoktu.
Ama en azından son mesajımı görmüştü.
Bunu düşünerek ilerlemeye başladım.
Geçide ulaştığımızda timden biri öne çıktı.
— Komutanım, burası çok dar.
— Geçmek zorundayız.
Önce diğerlerini gönderdim.
Sonra sıra bana geldi.
Tam geçide girecekken arkamdan bir ses duyuldu.
— Alparslan!
Döndüm.
Bir arkadaşım yere düşmüştü.
Hiç düşünmeden geri döndüm.
— Tutun kolumu!
Onu kaldırmaya çalışırken omzumdaki acı dayanılmaz hale geldi.
Ama bırakmadım.
— Komutanım, gidin!
— Seni burada bırakmam.
Kolunu omzumun üzerine aldım.
Birlikte ilerledik.
Geçidin sonuna geldiğimizde dışarıdan soğuk hava yüzüme çarptı.
Gökyüzüne baktım.
Sabaha daha vardı.
Ama ufukta çok hafif bir aydınlık görünüyordu.
İlk kez o gece gerçekten eve dönebileceğime inandım.
Tam o sırada telsizden bir ses geldi.
— Komutanım...
Sesindeki tereddüt dikkatimi çekti.
— Söyle.
— Burada bir şey bulduk.
Kaşlarımı çattım.
— Ne?
Karşı taraftan birkaç saniye cevap gelmedi.
Sonra:
— Bir çanta.
— Kimin?
— Bilmiyoruz.
Yanına gittim.
Yerde duran çantaya baktım.
Üzerinde hiçbir işaret yoktu.
Eğilip çantayı açtım.
İçinden birkaç belge çıktı.
Belgeleri tek tek kontrol ederken bir fotoğraf yere düştü.
Fotoğrafı elime aldım.
Ve olduğum yerde donup kaldım.
Fotoğrafta ben vardım.
Ama fotoğraf yeni değildi.
Aylar önce çekilmişti.
Arkamda ise...
Betül vardı.
Başımı kaldırdım.
Kimse konuşmuyordu.
Fotoğrafı tekrar çevirdim.
Arkasında tek bir cümle yazıyordu:
"Seni eve göndermemizi istemiyorsak, Betül'ü unut."
Kalbim hızlandı.
Bir an nefes alamadım.
Telsizi elime aldım.
— Herkes duracak.
— Komutanım?
Gözlerimi fotoğraftan ayırmadım.
— Görev değişti.
Sesim artık eskisi gibi değildi.
Çünkü bu artık sadece benim görevim değildi.
Birileri Betül'ü biliyordu.
Ve daha kötüsü...
Birileri bizi uzun zamandır izliyordu.
Fotoğrafı cebime koydum.
Başımı kaldırdım.
— Eve dönüyoruz.
Bir an sustum.
— Ama önce Betül'ü bulacağız.