Keşfet

Adaletin gölgesinde

Gölgede açan çiçek

Bölüm şarkısı -cem Adrian & Ezgi

kosa-Gönül

Bir çiçek, güneşin ne zaman doğacağını sormaz; sadece vaktini bekler ve açar. Sen de nasibin için endişelenmeyi bırak, sadece vaktine sadık kal.

Anonim...

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey acı değildi.

Sessizlikti.

O gece yaşananların ardından gelen o ağır sessizlik...

Bir an nerede olduğumu anlayamadım.

Sonra omzumdaki sızı kendini hatırlattı.

Kolumu hareket ettirmeye çalışınca yüzüm buruşturdu.

Kurşun bana sadece sıyırıp geçmişti.

Doktorlar şanslı olduğumu söylemişti.

Ama ben kendimi şanslı hissetmiyordum.

Çünkü gözümün önünden gitmeyen tek görüntü Karan'dı.

Kanlar içinde yerde duruşu...

Bana ulaşmaya çalışması...

Kendi canını düşünmeden önüme geçmesi...

Gözlerimi kapattığımda bile onu görüyordum.

"Karan..."

Adını fısıldadığım anda içimde bir korku büyüdü.

Ya o?

Ya ona bir şey olduysa?

Hakan odaya girdiğinde yüzündeki ifadeden hiçbir şeyin yolunda olmadığını anladım.

Ayağa kalkmaya çalıştım.

"Derya, kalkma."

"Karan..."

Sadece onun adını söyledim.

Hakan birkaç saniye sustu.

Sonra yavaşça yanıma geldi.

"Ameliyattan çıktı."

Kalbim hızla atmaya başladı.

"Yaşıyor mu?"

"Evet."

O an fark etmeden derin bir nefes aldım.

Sanki saatlerdir nefesimi tutuyormuşum gibi.

"Ama..."

Hakan'ın duraksaması içimi yeniden sıkıştırdı.

"Kurşun göğsünü ve omzunu yaralamıştı."

"Ameliyat uzun sürdü."

"Şu an dinleniyor."

Gözlerim doldu.

Ben sadece kolumdan sıyrılan bir kurşunla korkmuştum.

Ama Karan...

Kendi hayatını benim için ortaya koymuştu.

Ertesi gün...

Karan gözlerini açmıştı.

Bunu duyduğum anda hiç düşünmeden odasına gittim.

Kapının önünde birkaç saniye bekledim.

Neden bilmiyordum.

Belki de korkuyordum.

Çünkü ilk defa onun karşısında güçlü duramayacağımı hissediyordum.

Kapıyı açtım.

Karan yatakta uzanıyordu.

Yüzü solgundu.

Ama gözleri hâlâ aynıydı.

Beni gördüğü anda bakışları yumuşadı.

"Derya..."

Sesi kısıktı.

Yanına yaklaştım.

"Nasıl hissediyorsun?"

Her zamanki gibi "iyiyim" diyeceğini sandım.

Ama demedi.

Uzun süre bana baktı.

Acıyor aslında

Şaşırdım.

Çünkü Karan hiçbir zaman zayıflığını göstermezdi.

"Canın mı?"

Başını hafifçe salladı.

"Hayır."

"Buram."

Elini göğsüne götürdü.

"Çünkü seni o hâlde görmek..."

Sustu.

Devam etmekte zorlanıyordu.

"Bana hiçbir kurşunun veremediği acıyı verdi."

Gözlerim doldu.

"Karan..."

"Bana kızdın."

Sesi sakindi.

"Haklıydın."

"Ben seni korumaya çalışırken seni yalnız bıraktım."

"Her şeyi ben kontrol edebilirim sandım."

"Senin ne hissettiğini, ne istediğini unuttum."

Başımı eğdim.

"Ben de seni kırdım."

Karan bana baktı.

"Hayır."

"Sen sadece yoruldun."

"Ben ise seni dinlemek yerine korkularımla hareket ettim."

O an ilk kez karşımda sadece güçlü Karan'ı değil...

Yaralı tarafını da gördüm.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra dayanamayarak sordum.

"Hakan nerede?"

Karan bakışlarını kaçırdı.

"Sadık'ın peşinde."

"Bulunduğu yer belli oldu."

"Nerede?"

"Bodrum."

İçimde yeniden bir endişe oluştu.

"Onu götürdüler mi?"

Karan başını salladı.

"Yaşattıklarının hesabını vermesi için."

Sesinde öfke vardı.

Ama bu kez sadece öfke değildi.

Yorgunluk da vardı.

"Her şey bittiğinde..."

diye fısıldadı.

"Seni normal hayatına döndüreceğim."

Bu cümle içime dokundu.

"Ya sen?"

Karan bana baktı.

"Ben?"

"Evet."

"Sen ne yapacaksın?"

Bir süre sustu.

Çünkü cevabı yoktu.

Sonra yavaşça konuştu.

"Ben uzun zamandır sadece hayatta kalmaya çalıştım."

"İnsanları uzak tuttum."

"Çünkü yanımda olan herkesin zarar göreceğine inandım."

"Güçlü görünmek kolaydı."

"Ama seni kaybetme ihtimali..."

Sesi ilk kez titredi.

"...bana güçlü olmadığımı gösterdi."

Gözlerim doldu.

Karan devam etti.

"Sen benim hayatıma geldiğinde her şey zorlaştı."

"Çünkü ilk defa korumak istediğim bir şey vardı."

"İlk defa kaybetmekten korktuğum biri vardı."

"Bunu söylemekten nefret ediyorum."

Hafifçe gülümsedi.

"Ama sen benim en büyük korkum oldun Derya."

Kalbim hızla attı.

"Çünkü seni kaybetmek..."

"Benim için ölmekten daha kötü."

O an söyleyecek söz bulamadım.

Sadece elimi uzattım.

Parmaklarım onun eline dokundu.

Karan şaşırdı.

Ama geri çekilmedi.

"Ben hâlâ kızgınım."

dedim.

"Biliyorum."

"Ama..."

Derin bir nefes aldım.

"Artık senden kaçmak istemiyorum."

Karan'ın bakışları yumuşadı.

"Ben de senden kaçmanı istemiyorum."

O gece Karan uyumaya çalışırken ben odadan çıkmadım.

İlk defa onun yanında kalmak bana korkutucu gelmedi.

Sadece yorgun görünüyordu.

Güçlü adamın altında sakladığı yaralı çocuğu görüyordum.

Ve belki de ilk defa...

Onu gerçekten anlamaya başlıyordum.

Ama Bodrum'da başka bir şey oluyordu.

Hakan, Sadık'ın karşısındaydı.

Ve Sadık hâlâ gülümsüyordu.

Çünkü Karan'ın bilmediği bir gerçek vardı.

Sadık yakalanmıştı...

Ama asıl oyunu daha yeni başlıyordu.

.....

Karan, Sadık'ın yakalandığını öğrendiğinde herkesin düşündüğü şeyi düşündü.

Bu iş bitmişti.

Yıllardır peşinden gelen düşman sonunda karşısındaydı.

Sadık Bodrum'daydı.

Kaçamıyordu.

Etrafı sarılmıştı.

Hakan her şeyi kontrol altına aldığını söylemişti.

Ama Karan'ın içinde hâlâ dinmeyen bir his vardı.

Bir şeyler yanlış gidiyordu.

Çünkü Sadık gibi biri...

Kolay kolay köşeye sıkışmazdı.

---

Bodrum'da eski bir depoda Sadık sandalyede oturuyordu.

Ellerinde kelepçe vardı.

Karşısında Hakan duruyordu.

"Bu kadar kolay olacağını mı sandın?"

diye sordu Hakan.

Sadık başını kaldırdı.

Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

"Kolay mı?"

Hakan kaşlarını çattı.

"Kaybettin."

Sadık sessizce güldü.

"Hayır."

"Ben sadece sizin kazanmanıza izin verdim."

Hakan'ın bakışları sertleşti.

"Ne demek bu?"

Sadık cevap vermedi.

Çünkü bilmediği bir şey vardı.

Karşısındaki insanlar onun oyun kurduğunu düşünüyordu.

Ama asıl oyunu çoktan Karan kurmuştu.

---

Karan hastane odasında tek başına oturuyordu.

Derya uyumuştu.

Onu izliyordu.

Kıvırcık saçları yastığın üzerine dağılmıştı.

Yüzünde hâlâ yaşadığı korkunun izleri vardı.

Karan derin bir nefes aldı.

Onu bu hayattan uzak tutmaya çalışmıştı.

Ama başaramamıştı.

Çünkü Derya artık onun zayıflığı değildi.

Onun sebebiydi.

Telefonunu eline aldı.

Hakan'ın gönderdiği dosyaya tekrar baktı.

Sadık'ın yakalanma şekli...

Geliş şekli...

Bıraktığı izler...

Hepsi fazla açıktı.

Fazla kolaydı.

Karan'ın gözleri kısıldı.

"Sen yakalanmadın..."

diye fısıldadı.

"Sen yakalanmış gibi yaptın."

---

Ertesi gün Karan taburcu edilmeden önce Hakan ile konuştu.

"Onu gerçekten yakaladığınızı mı düşünüyorsunuz?"

Hakan şaşırdı.

"Abi?"

Karan dosyayı masaya bıraktı.

"Sadık'ın amacı kaçmak değildi."

"Ne?"

Karan sakin bir şekilde devam etti.

"Benim ona ulaşmamı istedi."

Hakan sustu.

"Çünkü beni oraya çekmek istedi."

"Bir şey hazırlıyor."

Hakan'ın yüzündeki ifade değişti.

"Yani..."

Karan başını salladı.

"Bu onun planı değil."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Onun bizim görmemizi istediği plan."

---

O gece Karan hastaneden çıktıktan sonra kimseye haber vermedi.

Tek başına eski bir depoya gitti.

Sadık'ın bütün bağlantılarını incelemeye başladı.

Duvarlarda fotoğraflar vardı.

Haritalar...

İsimler...

Tarihler...

Ve ortada tek bir isim.

Derya.

Karan'ın yüzü değişti.

Ama bu kez öfkelenmedi.

Çünkü artık Sadık'ın nasıl düşündüğünü biliyordu.

Sadık, Karan'ın duygularını kullanmaya çalışıyordu.

Ama bir şeyi unutmuştu.

Karan sadece Gölge değildi.

Aynı zamanda sabırlı bir avcıydı.

---

Saatler sonra Sadık'ın bulunduğu yere giden Karan, Hakan'a tek bir emir verdi.

"Kimse içeri girmesin."

"Bu işi ben bitireceğim."

Kapı açıldı.

Sadık başını kaldırdı.

Gülümsedi.

"Sonunda geldin."

Karan karşısına geçti.

"Sen benim gelmemi istedin."

Sadık'ın gülümsemesi bir anlığına durdu.

Karan devam etti.

"Kaçmadın."

"Çünkü kaçarsan seni takip edeceğimi biliyordun."

"Yakalandın."

"Ama aslında beni buraya çekmeye çalıştın."

Sadık birkaç saniye sustu.

Sonra yavaşça alkışladı.

"Artık eskisinden daha zekisin."

Karan ona yaklaştı.

"Hayır."

"Ben sadece artık seni tanıyorum."

Sadık gözlerini kıstı.

"Peki ne yapacaksın?"

Karan