cesur çiçeğin hikayesi

Bölüm şarkısı -ferudun Düzağaç -beni bırakma

Görsel
Karan & Derya
Akşam yemeğinden sonra ev sessizliğe bürünmüştü.tabi ben karan beyimizi görmek istemediğim için onunla yemedim
Karan da çalışma odasına geçmişti.
Hakan'la telefonda konuşuyordu.
Ben ise salondaki büyük koltuğa kıvrılmış, televizyonu açmıştım.
Kanallar arasında gezinirken eski bir korku filmi dikkatimi çekti.
"Biraz izleyip kapatırım."
Kendi kendime mırıldandım.
Dakikalar ilerledikçe film daha da karanlık bir hâl aldı.
Eski bir malikâne...
Koridorlardan gelen ayak sesleri...
Aniden açılan kapılar...
Farkında olmadan dizlerimi kendime çekmiştim.
Tam o sırada...
Camın önünden siyah bir gölge geçti.
İrkilerek doğruldum.
Kalbim hızlandı.
"Yok artık..."
Perdeyi araladım.
Bahçede kimse yoktu.
Derin bir nefes aldım.
Tam perdeyi bırakacakken...
**PAT!**
Kocaman bir taş salonun camına çarptı.
Çığlık atarak geriye sıçradım.
Taş camı kırdi yere düştü.
Etrafına kalın bir kâğıt sarılmıştı.
Ses bütün evi inletmişti.
Çalışma odasının kapısı sertçe açıldı.
Karan koşarak salona geldi.
"Derya!"
Ben korkudan konuşamıyordum.
Yerdeki taşı işaret ettim.
Karan taşı yerden aldı.
Kâğıdı açtı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Çenesi kilitlendi.
Kâğıtta yalnızca şu yazıyordu:
**"Sana verdiğim süre bitiyor Gölge. Bu kez camına taş attım... Bir sonrakinde kızını alacağım."**
Altında ise tek bir siyah mühür vardı.
Ben yazıyı okuyunca donup kaldım.
"Gölge..."
Kelimeyi içimden tekrar ettim.
Birkaç gündür gelen bütün tehditlerde aynı isim vardı.
Telefon...
Mektup...
Şimdi de bu...
Gözlerim yavaşça Karan'a döndü.
**Yoksa...**
**Gölge... Karan mıydı?**
Olamazdı.
Ama...
Olabilirdi de.
Karan kâğıdı buruşturup yumruğunun içine aldı.
Kapıyı sertçe açıp bahçeye çıktı.
"NEREDESİNİZ LAN!"
Sesi bütün sokağı inletti.
Bahçedeki korumalar koşarak önüne geldi.
"Efendim!"
Karan öfkesini zorlukla kontrol ediyordu.
"Buraya kadar geliyorlar!"
"..."
"Evin camına kadar geliyorlar!"
"..."
"Siz ne işe yarıyorsunuz!"
Sessizlik...
"Aptal herifler!"
Bir koruma başını eğdi.
"Özür dileriz efendim."
"Özrünüzü istemiyorum!"
"Evin etrafındaki bütün kameraları tek tek izleyeceksiniz."
"Her sokağa adam koyun."
"Bugünden itibaren bu evin etrafında kuş uçsa haberim olacak."
"Anlaşıldı mı?"
"Hepsi bir ağızdan cevap verdi."
"Anlaşıldı efendim!"
Karan derin bir nefes aldı.
Öfkesini bastırmaya çalışıyordu.
Tam arkasını döndüğünde...
Derya'nın kapının önünde kendisine baktığını gördü.
Bakışları bu kez korkudan çok...
Merak doluydu.
Ve ilk kez...
Derya'nın zihninde tek bir soru vardı.
**"Gölge... gerçekten Karan olabilir mi?"**
-----
Bir kaç saat önce olanlar aklımdan çıkmıyor 'du birde üstüne korku filmi izliyordum bendeki cesaret takdire şayandı bence çok korkuyordum acaba onun yaninami gitsem onun yanında uyusam of napicam zaten kendisi demişti gelebilirsin diye ilk zamanlarda panik atak geçirdiğim zaman of en iyisi gitmek
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam kolu tutacakken elim havada kaldı.
"Ya beni istemezse?"
Kendi kendime acı acı güldüm.
"Saçmalama Derya..."
"İstemezse söyler."
Derin bir nefes aldım.
Koridora çıktım.
Karan'ın odasının önüne geldiğimde yine duraksadım.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Kapıyı çalmadan önce içimden tek bir cümle geçti.
"Lütfen..."
Usulca kapıya iki kez vurdum.
İçeriden sandalye sesi geldi.
Kapı açıldı.
Karan beni görünce önce şaşırdı.
Sonra yüzündeki bütün sert ifade kayboldu.
"Derya?"
Gözlerimi ondan kaçırdım.
Sesim neredeyse fısıltıydı.
"Hatırlıyor musun..."
"İlk gece..."
"Panik atak geçirdiğimde..."
"Bir daha korkarsan odama gel demiştin."
Karan tek kelime etmeden başını salladı.
"Hatırlıyorum."
Yutkundum.
"Bugün..."
"...tek başıma kalabilecek gibi hissetmiyorum."
Karan bir saniye bile düşünmedi.
Bir adım geri çekilip kapıyı sonuna kadar açtı.
"Gel."
"O sözüm hâlâ geçerli."
Derya içeri girdi.
Aralarındaki kırgınlık bitmemişti.
Ama o gece...
Korku, kırgınlığın önüne geçmişti.
Derya kapının eşiğinde duruyordu.
Odaya girmesine rağmen hâlâ tedirgindi.
Karan bunu fark etti.
"İstersen kapıyı açık bırakabilirim."
Derya başını iki yana salladı.
"Hayır... sadece..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Tam o anda gökyüzünü yaran şiddetli bir şimşek çaktı.
Ardından bütün evi sarsan bir gök gürültüsü duyuldu.
Derya istemsizce irkildi.
Omuzları titredi.
Karan kaşlarını çattı.
"Gök gürültüsünden mi korkuyorsun?"
Derya utangaçça başını eğdi.
"Çocukluğumdan beri..."
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
"Korkuyorum."
Karan'ın yüzünde yumuşak bir ifade belirdi.
Yatağın üzerindeki yastığı düzeltti.
"Gel."
"Yatağın bir tarafında sen yat."
"Ben diğer tarafta yatarım."
Derya tereddüt etti.
"Ama..."
"Sana söz veriyorum."
Karan sakin bir sesle devam etti.
"Sana dokunmayacağım."
"Sadece korkma diye yanındayım."
Derya birkaç saniye onu izledi.
Sonra sessizce yatağın kenarına oturdu.
Battaniyeyi üzerine çekti.
Aralarında belirgin bir mesafe vardı.
Karan da ışığı kapatıp yatağın diğer tarafına uzandı.
Oda karanlığa gömüldü.
Bir süre yalnızca yağmurun cama vuran sesi duyuldu.
Sonra...
Bir şimşek daha çaktı.
Ardından gelen gök gürültüsü evi titretti.
Derya istemsizce gözlerini sımsıkı kapattı.
Parmakları battaniyeyi sıkıca kavradı.
Karan bunu fark etti.
Sessizce konuştu.
"Geçecek."
"Biliyorum."
"...ama yine de korkuyorum."
Karan yatağın üzerinde doğrulmadan, yumuşak bir sesle konuştu.
"İstersen ışığı açık bırakayım."
Derya başını salladı.
"Hayır."
Bir süre daha sessizlik oldu.
Sonra Derya, çekinerek konuştu.
"Karan..."
"Hm?"
"Uyudun mu?"
"Hayır."
"Bana..."
Derin bir nefes aldı.
Derya battaniyeyi çenesine kadar çekti.
Dışarıda gök gürültüsü bir kez daha duyuldu.
İrkilerek gözlerini kapattı.
"Karan..."
"Hm?"
"Bana bir hikâye anlatır mısın?"
Karan hafifçe gülümsedi.
"Ne hakkında?"
"Bilmiyorum..."
"Çocukken annelerin anlattığı gibi..."
Karan tavana baktı.
Birkaç saniye düşündü.
Sonra alçak ve sakin sesi odanın sessizliğine karıştı.
"Bir zamanlar..."
"...rüzgârın hiç dinmediği bir vadide küçücük beyaz bir çiçek yaşarmış."
Derya sessizce onu dinliyordu.
"Vadideki bütün çiçekler fırtına çıktığında yapraklarını kapatır, toprağa eğilirmiş."
"Ama o küçük çiçek..."
"...her fırtınadan sonra yeniden doğrulurmuş."
"Neden?"
diye fısıldadı Derya.
"Çünkü güneşi görebilmek için."
Çiçek gölgeyi seviyor belki bende yağmurlu günleri seviyorum diye geçirdim içimden
"Diğer çiçekler ona sürekli..."
"'Boşuna direniyorsun.' dermiş."
"'Bir gün kırılacaksın.'"
"'Rüzgâr seni koparıp atacak.'"
Karan kısa bir süre sustu.
"Fakat küçük çiçek hiçbir zaman vazgeçmemiş."
"Her sabah yeniden açmış."
"Yağmur yağmış..."
"Açmış."
"Rüzgâr esmiş..."
"Yine açmış."
"Bir gün yaşlı bir ağaç ona sormuş."
"'Neden korkmuyorsun?'"
"Küçük çiçek gülümsemiş."
"'Korkuyorum.' demiş."
"'Hem de çok.'"
"'Ama cesaret..."
"...korkmamak değildir."
"'Korktuğun hâlde yine de ayağa kalkabilmektir.'"
Odanın içinde birkaç saniye sessizlik oldu.
Dışarıda yağmur camlara vuruyordu.
Karan tekrar konuştu.
"Yıllar geçmiş."
"Vadideki bütün çiçekler birer birer solmuş."
"Ama o küçük beyaz çiçek..."
"...hâlâ oradaymış."
"Çünkü onu güçlü yapan şey..."
"...hiç düşmemesi değil."
"...her düştüğünde yeniden ayağa kalkmasıymış."
Derya'nın sesi uykuyla karışmıştı.
"Sonra ne olmuş?"
Karan yüzünde belli belirsiz bir tebessümle ona baktı.
"Sonra..."
"...vadiden geçen herkes o çiçeği görmeye başlamış."
"Kimse en güzel olduğu için değil..."
"...en cesur olduğu için."
Derya gözlerini aralamadan mırıldandı.
"O çiçek..."
"...güzelmiş."
Karan fısıltıyla cevap verdi.
"Evet."
"Çünkü o çiçek..."
Gözleri Derya'nın kıvırcık saçlarına takıldı.
"...hiç vazgeçmedi."
Derya bunu duydu mu bilmiyordu.
Çünkü çoktan uykuya dalmıştı.
Karan ise bir süre daha onu izledi.
Sonra gözlerini kapattı.
Dışarıdaki fırtına devam ediyordu.
Ama odanın içindeki sessizlik...
İkisinin de kalbine uzun zamandır hissetmedikleri kadar huzur bırakmıştı.