Keşfet

Davet

Gölgede açan çiçek

"Sevgi kusurları yok etmez, onları da kabul eder. Bir insanı, hiç sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız, işte bu gerçek sevgidir."

-Sevme Sanatı, Erich From+

Gözlerimi yavaşça araladığımda odanın perdelerinden süzülen güneş ışıkları yüzüme vuruyordu.

Bir süre öylece tavana baktım.

Sonra, farkında bile olmadan elim boynuma gitti.

Parmak uçlarım ince zincire dokunduğu anda içimden derin bir nefes çıktı.

Lotus...

Yerindeydi.

Dün gece yaşananların hepsi gerçekti.

Doğum günüm...

Kutlanan ilk doğum günümdü.

Hayatım boyunca kimse bana pasta hazırlamamıştı.

Kimse bana hediye almamıştı.

Kimse "İyi ki doğdun." dememişti.

Ama dün...

Karan demişti.

Lotus kolyesini avucumun içine aldım.

Işığa tuttuğumda küçük taşlar parlıyordu.

Gülümsedim.

Belki de uzun zamandır ilk defa uyandığımda içimde o tanıdık boşluk yoktu.

Yatağımdan kalkıp banyoya girdim.

Yüzüme çarpan soğuk su uykumu tamamen açmıştı.

Saçlarımı tarayıp topladım.

Aynaya baktığımda boynumdaki kolye yine dikkatimi çekti.

İçimde garip bir sıcaklık oluşuyordu.

"Neler oluyor sana Derya..."

diye fısıldadım.

Tam o sırada kapı iki kez tıklandı.

"Derya Hanım?"

Evde çalışan kadınlardan birinin sesiydi.

"Efendim?"

"Kahvaltı hazır."

"Karan Bey aşağıda sizi bekliyor."

Bekliyor...

Bu kelime bile yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşturdu.

"Tamam."

"Hemen geliyorum."

Dolabımı açıp sade bir kot pantolon ve beyaz gömlek çıkardım.

Hazırlanıp odadan çıktığımda ev sessizdi.

Merdivenlerden aşağı inerken mutfaktan gelen kahve kokusu bütün evi sarmıştı.

Salona geçtiğimde Karan çoktan masaya oturmuştu.

Önünde kahvesi...

Elinde gazetesi...

Her zamanki gibi ciddi görünüyordu.

Başını kaldırıp bana baktı.

"Günaydın."

Sesindeki sakinlik nedense bana huzur veriyordu.

"Günaydın."

Masaya oturdum.

Tam tabağıma uzanacakken önümdeki boş tabağı doldurdu ye!

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

"Ne?"

dedi.

"Bir şey mi var?"

Ne yiyeceğime de karışma

Gazeteyi kapatıp bana döndü.

"İlaçlarını aç karnına içiyorsun."

"Unutuyorsun."

İstemsizce gülümsedim.

"Her şeyi mi takip mi ediyorsun?"

"Önemli olanları."

"Kendime bakabiliyorum."

"Bundan pek emin değilim."

Kaşlarımı çattım.

"Nedenmiş o?"

Kahvesinden bir yudum aldı.

"Geçen hafta yağmurun altında yarım saat kaldın."

"Sokaktaki yavru kediyi almadan gelmeyeceğim diye inat ettin."

"Sonra hasta oldun."

"Üç gün ateşin düşmedi."

"Onu saymıyoruz."

"Neden?"

"Çünkü Tarçın buna değdi."

İlk kez dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

"O kedi kadar inatçı başka birini görmedim."

"Kedi mi?"

Aslında Senden bahsediyorum

Başımı iki yana salladım.

"Çok kabasın."

"Gerçekçiyim."

"Arasında fark var."

"Bence yok."

İçimden gülmek geçti tebessüm ettiğimde karanin gözleri dudaklarıma kaydı daha sonra bunu yaptığını fark edince gözlerini kaçırıp boğazını temizledi

Son zamanlarda onun yanında kendimi daha rahat hissediyordum.

Eskisi kadar çekinmiyordum.

Belki de bu yüzden sürekli atışıyorduk.

Tam çayımdan bir yudum almıştım ki Karan konuştu.

"Bugün planımız var."

Merakla baktım.

"Nasıl bir plan?"

"Öglene kadar şirkette olacağım."

"Hakan da benimle gelecek."

Başımı salladım.

"Tamam."

"Sen ise..."

Kısa bir an durdu.

"Hakan'ın sevgilisi defne ile alışverişe çıkacaksın."

Neredeyse çayı boğazıma kaçırıyordum.

"Ne?"

"Alışveriş."

"Benim kıyafetim var."

"Bu akşamki davete uygun değil."

"Ben gayet uygun olduklarını düşünüyorum."

"Ben düşünmüyorum."

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

"İtiraz ediyorum."

"Reddedildi."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Şaka mı yapıyorsun?"

"Hayır."

"Bugün yardım vakfının yaptırdığı öğrenci yurdunun açılışı var."

"Basın da orada olacak."

"Sen de geleceksin."

"Ben gelmesem?"

Karan hiç düşünmeden cevap verdi.

Seninde orda olmanı istiyorum

"Ne kadar emrivaki birisin."

"İşe yarıyor."

Tam ona cevap verecekken dış kapının zili çaldı.

İkimiz de aynı anda kapıya baktık.

Birkaç saniye sonra Hakan'ın sesi duyuldu.

"Kimse beni karşılamayacak mı?"

Gülümsememi engelleyemedim.

Hakan içeri girdi.

Arkasından Defne geldi.

Defne beni görünce hemen gülümsedi.

"Uyandın mı sonunda?"

"Uyandım."

Yanıma gelip sarıldı.

"Bugün seni kaçırıyorum."

Gülerek ona baktım.

"Nereye?"

"Alışverişe."

"Benim haberim yoktu."

Defne Karan'a baktı.

"Onun haberi var."

Karan sakince kahvesini içmeye devam etti.

Hakan kahkaha attı.

"Abi her şeyi planlamış."

Karan ona baktı.

"Sen de benimle geliyorsun."

Hakan'ın yüzü düştü.

"Ben mi?"

"Evet."

"Ben alışverişe gitsem?"

"Hayır."

Hakan bana döndü.

"Bak, bütün özgürlüğüm senin yüzünden gitti."

"Ben ne yaptım?"

"Abi seni korumaya çalışıyor."

Defne gülerek araya girdi.

"Hakan, abartma."

Hakan susup ellerini kaldırdı.

"Tamam."

"İki kişiye karşı tek başıma mücadele edemem."

Karan ayağa kalktı.

Ceketini aldı.

Gitmeden önce bana baktı.

"Akşam hazır ol."

"Tamam."

Bir an durdu.

Sonra ekledi.

"Ve kolyeyi tak."

Elim hemen boynuma gitti.

"Takacağım."

Karan başını sallayıp çıktı.

Ben ise arkasından bakarken yine kendime kızdım.

Neden onun küçücük sözleri bile bende böyle bir etki bırakıyordu?

Defne yanıma geldi.

"Biliyor musun?"

"Neyi?"

"Sen farkında değilsin."

"Neyin?"

Defne gülümsedi.

"Karan'ın yanında değişiyorsun."

Başımı iki yana salladım.

"Hayır."

Ama içimde küçük bir ses onun haklı olduğunu söylüyordu.

Ve ben o sesi susturamıyordum.

--------------------

Defne ile alışveriş merkezinde saatler geçirmiştik.

Normalde böyle yerlerde uzun süre kalmaktan hoşlanmazdım. Kalabalıklar, insanların bakışları, sürekli kendimi başkalarıyla kıyaslamam...

Beni yorardı.

Ama Defne farklıydı.

Yanında kendimi rahat hissediyordum.

Sanki yıllardır tanıdığım biri gibiydi.

Elindeki elbise poşetlerine bakıp güldü.

"Derya."

"Hmm?"

"Bugün seni ilk defa gerçekten kendin için bir şey seçerken gördüm."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Ne demek istiyorsun?"

Defne gülümsedi.

"Eskiden herkesin ne düşündüğünü fazla önemsiyormuşsun gibi."

Bir şey söylemedim.

Çünkü biraz haklıydı.

Hayatım boyunca hep başkalarının düşüncelerini düşünmüştüm.

Yeterince iyi miyim?

Yeterince güzel miyim?

Birinin yanında durmayı hak ediyor muyum?

Defne omzuma hafifçe dokundu.

"Bugün sadece güzel görünmek için hazırlanmadın."

"Biraz da kendini iyi hissetmek için yaptın."

Gülümsedim.

"Sen ne zaman böyle bilge konuşmaya başladın?"

Kahkaha attı.

"Belki de yaşlandım."

"Hayır."

"Sen sadece iyi birisin."

Bu cümle içimi ısıttı.

Çünkü hayatımda çok az insan bana bunu hissettirmişti.

__________

Eve döndüğümüzde hava kararmaya başlamıştı.

Karan hâlâ gelmemişti.

Defne bana bakıp gülümsedi.

"Heyecanlı mısın?"

"Hayır."

Çok hızlı cevap vermiştim.

Defne kaşını kaldırdı.

"Derya."

"Ne?"

"Yalan söylerken ses tonun değişiyor."

Yüzümü buruşturdum.

"Ben yalan söylemiyorum."

"Tabii."

Gülerek odama çıktı.

Ben ise elimdeki kutuya baktım.

Lotus kolyemi tekrar düzelttim.

Hazırlanmaya başladım.

Saçlarımı toplarken aynadaki yansımama baktım.

Kırmızı elbise...

Eskiden olsa böyle bir şeyi asla giymezdim.

Çünkü dikkat çekmekten korkardım.

Ama bugün...

Belki de biraz olsun değişmiştim.

Saçlarımı zarif bir topuz yaptım.

Makyajımı sade tuttum.

Gözlerimi belirginleştirdim.

Son olarak kolyemi taktım.

Lotus...

Sanki elbisenin tamamlayıcısı olmuştu.

Tam o sırada kapım çaldı.

"Derya?"

"Gel."

Defne içeri girdi.

Birkaç saniye bana baktı.

Sonra gülümsedi.

"Tam düşündüğüm gibi."

"Abartma."

"Hayır."

"Gerçekten çok güzel olmuşsun."



Başımı eğdim.

"Teşekkür ederim."

Defne yanıma gelip kolumu tuttu.

"Hadi."

"Karan'ın yüzünü görmek istiyorum."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Ne?"

"Görürsün."

"Bir şey demese bile anlarsın."

Başımı salladım.

"Sen de çok konuşuyorsun."

Ama içimde küçük bir heyecan vardı.

Bunu inkâr edemezdim

Hazırlanıp aşağı indiğimde salonda yalnızca birkaç ışık yanıyordu.

Kalbim anlamsız bir şekilde hızlı atıyordu.

Neden böyle hissettiğimi bilmiyordum.

Belki de uzun zamandır ilk kez kendimi farklı görüyordum.

Belki de Karan'ın ne düşüneceğini merak ediyordum.

Bunu düşünmem bile saçmaydı.

Çünkü Karan Cihangir Arslan'ın benim hakkımda ne düşündüğü neden önemli olsun ki?

Tam merdivenlerden inerken Karan