Gölge
Bölüm şarkısı -Yasir miy-ziyan
Kapı sessizce kapandı.
Ece çıktıktan sonra odanın içinde garip bir sessizlik oluştu.
Karan, masanın üzerindeki kahverengi zarfı birkaç saniye öylece izledi. Sanki içinde ne olduğunu biliyormuş gibi eli zarfın üzerinde durdu.
Sonunda derin bir nefes aldı.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir beyaz kâğıt çıktı.
Ben koltuğun ucunda oturmuş onu izliyordum.
Önce yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
Sonra gözleri satırlarda ilerledikçe çenesi sertleşti.
Elindeki kâğıdı öyle sıkıyordu ki parmak uçları bembeyaz olmuştu.
"Karan?"
Sesimi duydu ama cevap vermedi.
Bir satır daha okudu.
Sonra...
Hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Masaya öfkeyle yumruğunu indirdi.
Çalışma masasının üzerindeki kalemlik hafifçe yerinden oynadı.
İrkilerek ayağa kalktım.
"N'oldu?"
Karan hiçbir şey söylemeden kâğıdı buruşturdu.
Bir hamlede çöp kutusuna fırlattı.
Telefonunu eline aldı.
"Kerem."
Karşı taraf telefonu açar açmaz sesi buz gibiydi.
"Güvenliği iki katına çıkar."
...
"Hayır, sebebini telefonda konuşmayacağım."
...
"Bugünden itibaren bu kata kim girerse önce bana haber vereceksiniz."
...
"Kim olursa olsun."
Telefonu kapattı.
Ardından çekmecesini açtı.
İçinden siyah bir tabanca çıkardı.
Şarjörünü kontrol edip yeniden beline yerleştirdi.
Kalbim hızlanmıştı.
"Karan..."
Bakışlarını bana çevirdi.
O bakış...
Daha önce hiç görmediğim kadar sertti.
"Bugün benden habersiz bu odadan çıkmuyorsun."
"Neden?"
"Derya."
"Ne oldu söyle."
"Dediklerimi yap."
"Bir şey mi var?"
Sabrının sonuna geldiği belliydi.
"Derya!"
Sesi odanın içinde yankılandı.
İrkilip sustum.
Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.
Sonra gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sanki bana bağırdığı için pişman olmuştu.
"Dışarı çıkmamam yeterli."
Sesi bu kez daha sakindi.
"Anlatamam."
"Neden?"
"Çünkü ne kadar az bilirsen..."
Cümlesini yarıda bıraktı.
Başını iki yana salladı.
"Boş ver."
Ceketini aldı.
Kapıya yöneldi.
On dakika sonra dönerim."
Kapı kapanınca odanın sessizliği yeniden çöktü.
Olduğum yerde birkaç saniye bekledim.
Sonra istemsizce gözüm çöp kutusuna kaydı.
Buruşturulmuş beyaz kâğıt...
Hâlâ oradaydı.
İçimdeki merak giderek büyüyordu.
'Bakma...'
Kendi kendime bunu söyledim.
'Ama ya önemliyse?'
Ayaklarım çoktan beni çöp kutusunun yanına götürmüştü.
Eğilip kâğıdı elime aldım.
Yavaşça açmaya başladım.
Kat izleri yüzünden neredeyse yırtılacaktı.
İlk satırı okuduğum anda nefesim kesildi.
**"Gölge..."**
Kaşlarımı çattım.
Gölge...
Bu da kimdi?
Devamını okumaya başladım.
**"Bu sefer kaçamayacaksın."**
Alt satıra indim.
**"Yanındaki kız oldukça güzel."**
İstemsizce durdum.
Yanındaki kız?
Hangi kız?
Şirkette çalışan biri mi?
Yoksa...
Ailesinden biri mi?
Kendi kendime başımı iki yana salladım.
"Kimden bahsediyor bunlar?"
Tekrar okumaya başladım.
**"Bembeyaz teni uzaktan bile dikkat çekiyor."**
İçimde sebepsiz bir huzursuzluk oluştu.
Neden böyle yazmışlardı?
Karan'ın yanında hangi kız vardı?
Aklıma kimse gelmiyordu.kardeşi olabilir mi?
Alt satırda yazan cümle ise kanımı dondurdu.
**" senden başlamayacağız."**
**"Önce onu izleyeceğiz..."**
Elim titremeye başladı.
Devamındaki satırı okumaya cesaret edemedim.
Kimdi bu kız?
Neden biri Karan'ı böyle tehdit ediyordu?
Ve...
"Gölge..."
Gerçekten kimdi?
Karan'ın yanında sürekli gördüğüm başka bir kadın yoktu.
Devamını okudum.
"Bembeyaz teni uzaktan bile dikkat çekiyor."
İçimde tuhaf bir sıkıntı oluştu.
Ne biçim bir mektuptu bu?
Bir insan neden böyle bir şey yazardı?
Alt satırda yazanlar ise daha da garipti.
"Onu koruyabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun."
"Bu kez senden başlamayacağız."
Elim istemsizce titredi.
"Önce onun canını yakacağız."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Kim bu kız?"
Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısılmıştı.
Aklıma gelen hiçbir isim bu satırlara uymuyordu.
En altta tek bir cümle daha vardı.
"Bir abinin hesabı er ya da geç sorulur."
Kaşlarım daha da çatıldı.
Abi...
Demek bütün bunlar bir intikam meselesiydi.
Ama hangi abi?
Kimden bahsediyorlardı?
Kâğıdı yeniden baştan sona okudum.
Her satır yeni bir soru bırakıyordu.
"Gölge..."
Yavaşça mırıldandım.
"Sen kimsin, Karan?"
Tam o anda koridordan ayak sesleri duyuldu.
Panikle mektubu buruşturup cebime sıkıştırdım.
Kapı kolu aşağı indi.
Karan içeri girdi.
Bakışları doğrudan bana kaydı.
O an kalbim sanki yerinden çıkacak gibiydi.
Acaba...
Mektubu okuduğumu anlamış mıydı?
Kapının açılmasıyla irkilip elimi hızla cebime attım.
Mektup avucumun içinde buruşturulmuş hâlde duruyordu.
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sanki odanın içinde yankılanıyordu.
Karan içeri girdi.
Yüzü hâlâ sabahki kadar sertti.
Elindeki telefonu masaya bıraktı, ardından gözlerini bana çevirdi.
"Neden ayaktasın?"
"Şey..."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Sıkıldım."
Başını hafifçe salladı.
"Birazdan çıkacağız."
"Nereye?"
"Bir yere."
İç çektim.
"Yine mi bir yere?"
"Derya..."
"Tamam, tamam."
Mırıldanarak yeniden koltuğa oturdum.
Karan bilgisayarının başına geçti.
Dosyalara bakıyor gibi görünüyordu ama dikkati başka yerdeydi.
Telefonu bir kez daha çaldı.
Ekrana baktı.
Arayan kişi Hakan'dı.
Telefonu açtı.
"Konuş."
Karşı taraf uzun uzun bir şeyler anlattı.
Karan'ın yüzü her geçen saniye biraz daha sertleşiyordu.
"Anladım."
...
"Kimsenin haberi olmasın."
...
"Hayır."
...
"Ben ilgileneceğim."
Telefonu kapattı.
İki eliyle masaya yaslandı.
Başını eğdi.
Derin bir nefes verdi.
İlk kez onu bu kadar yorgun görüyordum.
Dayanamadım.
"Karan."
"Hm."
"İyi misin?"
"Bilmiyorum."
Verdiği cevap beni şaşırtmıştı.
İlk kez "iyiyim" dememişti.
Masanın önüne kadar yürüdüm.
"Sabah gelen mektupta ne yazıyordu?"
Başını yavaşça kaldırdı.
Bakışları gözlerime kilitlendi.
"Neden sordun?"
"Merak ettim."
"Derya."
"Söylemeyecek misin?"
"Söylemeyeceğim."
"Dün de söylemedin."
Sessizlik.
"Bugün de söylemiyorsun."
Yine sessizlik.
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Sen gerçekten çok sinir bozucusun."
Karan hafifçe başını eğdi.
"Biliyorum."
"Bazen sana kızmak istiyorum."
"Kız."
"Kızıyorum zaten."
"Devam et."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Bana izin mi veriyorsun?"
"Daha iyi hissediyorsan."
İstemeden güldüm.
"Garipsin."
"Bunu daha önce de söyledin."
"Çünkü öylesin."
Tam o sırada kapı yeniden çalındı.
"Gel."
Hakan içeri girdi.
Yüzündeki ifade en az Karan kadar ciddiydi.
Beni görünce kısa bir an duraksadı.
"Karan..."
Sözünün devamını getirmedi.
Karan ayağa kalktı.
"Derya."
"Hı?"
"Bir dakika dışarı çıkar mısın?"
"Neden?"
"Lütfen."
İlk kez bana emir vermemişti.
Sessizce başımı sallayıp odadan çıktım.
Kapı kapanır kapanmaz içeriden boğuk sesler gelmeye başladı.
İstemeden kapıya biraz yaklaştım.
"...emin misin?" dedi Hakan.
"Yüzde yüz."
"...adamın kardeşi şehirde."
Kardeşi?
Kimin kardeşi?
Karan'ın sesi bu kez daha alçaktı.
"Beni arasın."
"...amacı sen değilsin."
"Biliyorum."
"Doğrudan kıza ulaşmaya çalışacak."
Kalbim bir an durdu.
Hangi kız?
Sabah mektupta bahsedilen kız mı?
Yoksa...
Yoksa başka biri mi?
Kapının arkasında nefesimi tutmuş dinliyordum.
İçeriden Karan'ın sert sesi duyuldu.
"Ben hayattayken ona kimse dokunamaz."
Ona...
Kime?
İçimdeki sorular her geçen dakika daha da büyüyordu.
Ve cevaplarını bana söylemeye niyeti olan tek kişi...
Israrla susuyordu.
Kapıyı kapattıktan sonra birkaç adım attım.
Aslında uzaklaşmam gerekiyordu.
Ama içimdeki merak, ayaklarımı olduğu yere çivilemişti.
İçeriden Hakan'ın sesi geliyordu.
"...emin misin?"
Karan'ın sesi bu kez daha sertti.
"Eminim."
"Hâlâ vazgeçmeyecek."
"Biliyorum."
Birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Hakan yeniden konuştu.
"Abi... o şerefsizi temizledik diye konu kapandı sandık."
Kalbim hızlandı.
Temizledik?
Ne demekti bu?
"Meğer asıl bela kardeşiymiş."
Karan hiçbir şey demedi.
Hakan konuşmaya devam etti.
"Adam aklınca intikam peşinde."
"..."
"Ve zayıf noktanı bulmuş."
Nefesimi tuttum.
Karan'ın sesi buz gibiydi.
"Derya."
Adımı duyunca olduğum yerde donup kaldım.
Hakan iç çekti.
"Evet abi