Keşfet

Hisler

Gölgede açan çiçek

Erkin Koray -Sevince

Kapıyı açtığımız anda evin sıcaklığı yüzüme çarptı. Üzerimizden damlayan sular parke zemine küçük izler bırakıyordu. Islak saçlarım omuzlarıma yapışmış, üzerimdeki kıyafetler tenime ağırlık yapmıştı. Tam içeri bir adım atmıştım ki salondan gelen seslerle irkildim.

"Allah aşkına şu hâlinize bakın!" diye seslendi Basla, elindeki havluyu sallayarak. Gülmemek için kendini zor tuttuğu her hâlinden belliydi. "Siz yağmurdan mı kaçamadınız, yoksa gidip özellikle altında mı yürüdünüz?"

Karan ayakkabılarını sessizce çıkarırken tek kelime etti.

"Yağmura yakalandık."

Basla iki kaşını kaldırdı.

"Yakalandık öyle mi?"

Bana döndü.

"Derya, doğruyu söyle."

İstemeden gülümsedim.

"Aslında... biraz isteyerek."

"Biraz mı?" Basla kahkaha attı. "Abim hayatında ilk defa biri yüzünden yağmurda ıslandı galiba."

Karan başını kaldırıp kardeşine kısa bir bakış attı.

"Basla."

"Tamam tamam sustum."

Ama sustuğu hâlde yüzündeki sırıtış kaybolmuyordu.

Nermin Hanım mutfaktan iki büyük havluyla çıktı. Telaşlı adımlarla önce bana yaklaştı.

"Gel kızım."

Islak saçlarımı nazikçe havluyla kurularken gözlerinin içindeki şefkati fark etmemek mümkün değildi.

"Üşümüşsündür."

"İyiyim."

"Emin misin?"

Başımı salladım.

Sonra aynı havlulardan birini Karan'ın omzuna attı.

"Sen de odana çık. Hasta olursan kimseye faydan olmaz."

Karan hafifçe başını salladı.

"Tamam."

Yine tek kelime...

İçimden istemsizce söylendim.

Bir insan bu kadar mı az konuşur?

Merdivenlere yönelirken arkamdan Basla'nın sesi geldi.

"Derya."

Dönüp baktım.

"Abim hep böyle."

"Nası?"

"Beş kelimeden fazla konuşursa bayılacak sanıyor."

İstemsizce güldüm.

Karan bunu duymuş olacak ki merdivenlerin ortasında durdu.

Arkasını dönmeden konuştu.

"Basla."

"Ne var?"

"Sus."

Basla bana göz kırptı.

"Bak gördün mü? Yine tek kelime."

Bu kez ben kahkahamı tutamadım.

Karan omzunun üzerinden kısa bir bakış attı.

Yüzü ciddiydi.

Ama dudaklarının kenarında belli belirsiz oluşan küçücük kıvrımı kaçırmadım.

Belki de...

Gerçekten gülümsemeyi unutmamıştı.

Üzerimi değiştirdikten sonra pencerenin önüne geçtim.

Yağmur hâlâ ince ince yağıyordu.

Camdaki damlaları izlerken aklıma biraz önceki anlar geldi.

Yağmurun altında dönerken...

Karan'ın ilk kez isteyerek bana eşlik etmesi...

Sonra bana bakışı...

Düşündükçe istemsizce gülümsedim.

Kapım hafifçe çalındı.

"Gel."

Kapıyı aralayan Basla'ydı.

Elinde sıcak bir fincan vardı.

"Annem gönderdi."

Fincanı bana uzattı.

"Ihlamur."

"Ama zahmet etmiş."

"Eder tabii."

Odamın içine girip etrafına bakındı.

"Nasıl? Odayı sevdin mi?"

"Çok güzel."

"İlk defa bu kadar uzun süre misafirimiz oluyor."

Söylediği cümle garip bir sıcaklık bıraktı içimde.

Misafir...

Hayatım boyunca hiçbir yere ait hissedememiştim.

Şimdi biri bana bunu söylüyordu.

Basla yatağın ucuna oturdu.

"Derya."

"Hı?"

"Abim seni buraya getirdi ya..."

Kafasını hafifçe eğdi.

"Bu çok tuhaf."

"Neden ki?"

"Çünkü o kimseyi bu eve getirmez."

Şaşkınlıkla baktım.

"Hiç mi?"

Başını iki yana salladı.

"Hiç."

O an nedense kalbim hızlı atmaya başladı.

Basla devam etti.

"Çocukluğumdan beri böyledir. Arkadaşı bile gelmez."

"Belki sevmiyordur."

"Yok."

Gülümsedi.

"İstemiyor.hayatina insan almıyor hep bir mesafe evlendirelim dedik kızların yüzüne bile bakmadı

Başla bunu söyleyince garip bir şey oldu tırnaklarımı etime batirmiştim hemde sinirden ne yapiyordum ben ne oluyordu bana banane!

Basla uzun uzun Pencereye baktı.

"Ama seni getirdi."

Ne diyeceğimi bilemedim.

"Belki mecbur kaldı."

Abim mecburiyetten kimseyi evine bile almaz her neyse

Ayağa kalktı.

"Ama yine de getirdi."

Bu cümleyi söyledikten sonra odadan çıktı.

Kapı kapanınca elimdeki fincana baktım.

İçimde açıklayamadığım bir his dolaşıyordu.

Akşam ilerledikçe ev yeniden sessizleşti.

Herkes odasına çekilmişti.

Ben ise ne kadar uğraşsam da uyuyamıyordum kafamın içindeki düşüncelerden

Yastıkta sağa sola dönüp duruyordum.

Buray'ın söyledikleri...

Karan'ın öfkesi...

Yağmur...aynı filmlerde kitaplarda ki gibiydi

Hepsi birbirine karışmıştı.

Sonunda pes edip yataktan kalktım.

Belki biraz su içersem rahatlarım diye düşündüm.

Kapıyı sessizce açıp koridora çıktım.

Merdivenlerden inerken ev tamamen karanlıktı.

Sadece mutfaktan gelen loş ışık görünüyordu.

Bir bardak su doldurup geri dönecekken teras kapısının hafifçe açıldığını duydum.

Refleksle olduğum yerde durdum.

Ayak sesleri...

Ardından alçak bir erkek sesi.

Karan...

Telefonla konuşuyordu.

İstemeden nefesimi tuttum.

Kapının yanındaki duvarın arkasında kaldım.

Beni görmesi mümkün değildi.

"...Bekleyemeyiz."

Sesi sertti.

"...Bana yeni bir ev bul."

Kalbim sıkıştı.

Yeni ev mi?

"...Gözlerden uzak olsun."

Kısa bir sessizlik oldu.

"...Kimsenin bilmediği."

Elimdeki bardak hafifçe titredi.

"...Bu ev de o ev gibi artık güvenli değil."

Devamını duymak için farkında olmadan biraz daha yaklaştım...

"...Hayır." Karan'ın sesi bu kez daha sert çıkmıştı. "O ev artık güvenli değil."

Karşı taraftan söylenenleri duyamıyordum ama Karan'ın çenesinin gerildiğini görebiliyordum.

"Tekrar aynı riski alamam."

Birkaç saniye sustu.

"Hayır, tamir edilmesi hiçbir şeyi değiştirmez."

Elini saçlarının arasından geçirdi. Derin bir nefes aldı.

Boğazım düğümlendi.

Bahsettiği ev...

Birkaç gün önce saldırıya uğradığımız evdi.

Demek gerçekten oraya dönmeyecektik.

Karan konuşmaya devam etti.

"Bana şehir merkezinden uzak bir yer bul."

...

"Komşusu az olsun."

...

"Bahçeli olursa daha iyi.

...

"Giriş çıkışları kontrol edebileceğimiz bir yer istiyorum."

Sesindeki kararlılık ürkütücüydü.

Bu, taşınmayı düşünen bir adamın sesi değildi.

Sanki birinden kaçıyordu.

Ya da...

Birini korumaya çalışıyordu.

"Hayır." dedi yeniden. "Derya'nın aynı şeyi ikinci kez yaşamasına izin vermeyeceğim."

O cümleyi duyduğum anda nefesim kesildi.

Adımı duymuştum.

Parmaklarım elimdeki bardağın etrafında biraz daha sıkıldı.

Benim için mi?

Beni korumak için mi bütün bunları yapıyordu?

"Ne gerekiyorsa yap." dedi son kez. "Yarın bana haber ver."

Telefon kapandı.

Karan birkaç saniye boyunca kıpırdamadan ayakta durdu.

Başını hafifçe öne eğdi.

Omuzları gün boyu taşıdığı yükün altında çökmüş gibiydi.

Sonra cebinden sigara paketini çıkardı.

Paketten tek bir sigara aldı.

Çakmağın küçük alevi karanlığı bir anlığına aydınlattı.

İlk nefesi içine çekerken gözlerini kapattı.

Sanki ciğerlerine dolan şey duman değil de bütün yorgunluğuydu.

Ben ise kapının arkasında sessizce duruyordum.

Yanına gitmek istiyordum.

"İyisin mi?" diye sormak...

Ama yapamadım.

Çünkü ilk kez, Karan'ın herkesten sakladığı yalnızlığı görmüştüm.

...

................

Sabah mutfağa indiğimde ev her zamanki gibi hareketliydi. Nermin Hanım mutfakta son hazırlıkları yapıyor, Basla masaya tabakları diziyordu. Karan'ın babası gazeteyi katlayıp bir kenara bırakmıştı. Sadece Buray ortalıkta yoktu.

"Günaydın." dedim çekinerek.

"Günaydın kızım." diye gülümsedi Nermin Hanım. "Gel, kahvaltı hazır."

Masaya göz gezdirdim.

Karan her zamanki yerine oturmuştu. Önündeki kahve fincanından yükselen buharı izliyor, bir yandan telefonundaki maillere bakıyordu. Başını kaldırıp bana kısa bir bakış attı.

"Günaydın."

Karan başını sallamakla yetindi

Ama İçimde garip bir rahatlama oldu.

Dünkü kavgadan sonra ortamın bu kadar sakin olması beklediğim bir şey değildi.

Tam Karan'ın karşısındaki boş sandalyeye yönelmiştim ki arkamdan tanıdık bir ses geldi.

"Demek buradasın."

Olduğum yerde durdum.

Buray...

Merdivenlerden ağır ağır iniyordu. Saçları dağınıktı ama yüzündeki o kendini beğenmiş ifade hiç değişmemişti.

Bana bakarak gülümsedi.

"Sabah seni göremeyince kaçtın sandım."

Cevap vermedim.

Sandalyeyi çekip oturacakken Buray benden önce davranıp yanımdaki sandalyeye oturdu.

Oldukça yakınıma...

Rahatsız olacak kadar.

Basla kaşlarını çattı.

"Buray abii

"Hı?"

"Şuraya otursana."

"Neden?"

"Orası da boş."

"Ben burayı sevdim."

Sanki özellikle beni rahatsız etmek ister gibi sandalyesini biraz daha bana yaklaştırdı.

İçimden derin bir nefes aldım.

Belki de büyütmemeliydim.

Belki birkaç dakika sonra kalkıp giderdi.

Nermin Hanım çayları dağıtırken Buray bana döndü.

"İyi uyudun mu?"

Sayılır

"