Kabullenme
Bölüm şarkısı -perdedenin ardındakiler-mela bedel-Dünyanım yalanları ,
Yol boyunca tek kelime bile etmemiştim karanın arada bakışlarını farkediyordum yüzüne bile bakmak istemedim bir şarkı açtim sözleri hayatımızı anlatıyor su resmen
Yağmuruna kırgın bir çiçek gibi
Ellerimi tut, gözlerime bak
Bırak şehir yansın, biz başbaşa burda
Alsın götürsün zaman, bütün şeytanları
Belki susar biraz dünyanın yalanları🎧
Eve girdiğimizde de tek kelime etmemiştim. Montumu çıkarıp koltuğun üzerine bıraktım. Ayakkabılarımı yavaşça çıkarırken bile arkamdaki bakışları hissedebiliyordum. Karan gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Sanki söylemek istediği onlarca cümle vardı ama hiçbirini kuramıyordu.
"Derya..."
Duymamış gibi mutfağa geçtim. Dolaptan bir bardak çıkarıp su doldurdum. Ellerim hafif titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordum.
"Benimle konuş."
Bardağı yavaşça tezgâha bıraktım. Derin bir nefes alıp ona döndüm. Gözlerinin içine baktım. İlk kez bakışlarımda ne merak vardı ne de sıcaklık. Sadece kırgınlık...
"Soğuk davranıyorsun."
Acı acı gülümsedim.
"Fark ettin mi?"
Karan birkaç adım yaklaştı.
"Derya..."
"Sana bir şey soracağım."
"Sor."
"Madem ben senin için sıradan bir kızım..."
Sözler boğazımı yakıyordu.
"...o zaman neden benim gibi sıradan bir kız için bu kadar endişeleniyorsun?"
Karan'ın yüzündeki ifade dondu.
"Nereden çıktı şimdi bu?"
"Hakan'la konuşmanı duydum."
O an gözlerindeki sertlik yerini şaşkınlığa bıraktı.
"Dinledin mi?"
"İstemeden."
Sessizlik çöktü. İkimiz de birbirimize bakıyorduk.
"'Sadece sıradan bir kız.'"
Sözlerini yavaşça tekrarladım.
"'Korunması gereken biri.'"
Başımı eğdim.
"'Başka hiçbir şey değil.'"
İçimden bir şeyler kopuyordu ama belli etmek istemiyordum.
"İçin rahat olsun Karan."
"Bundan sonra seni rahatsız etmem."
Yanından geçip odama doğru yürüdüm.
"Derya."
Durmadım.
"Derya!"
Yine durmadım.
Kapıyı açtım.
Tam kapatacakken eli kapıya dayandı.
"Lütfen."
İlk kez sesinde öfke yoktu.
Yalnızca yorgunluk vardı.
"Konu sandığın gibi değil."
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
"Ben de zaten sandığım gibi olmadığını öğrendim."
Kapıyı yavaşça yüzüne kapattım.
Kilidin sesi evin içinde yankılandı.
Karan uzun süre kapının önünde öylece kaldı. Hareket etmedi. Kapıya boş gözlerle baktı. Ardından ağır adımlarla salona geçti. Bar dolabını açtı. Tozlanmış viski şişesini eline aldı. Bardağa doldurdu. Tek yudumda bitirdi. Boğazını yakan içki bile içindeki sıkıntıyı söndürmeye yetmemişti.
Balkona çıktı. Gece serindi. Cebinden sigarasını çıkarıp yaktı. Duman ağır ağır karanlığa karışırken gözleri istemsizce Derya'nın odasının penceresine kayıyordu. O kapının ardında ağladığını hissediyordu ama yanına gidemiyordu. Çünkü onu ağlatan kişi yine kendisiydi.
Telefonunu çıkardı.
"Hakan."
"Abi?"
"..."
"İyi değilsin."
Karan dudaklarının arasındaki sigaradan derin bir nefes çekti.
"Yüzüme bile bakmıyor."
"..."
"Konuşmuyor."
"..."
"Yanımdan geçerken sanki yabancıymışım gibi davranıyor."
Hakan sessizce dinledi.
"Sana söylemiştim."
"..."
"Bir gün söyleyemediklerin başına bela olacak diye."
Karan gözlerini kapattı.
İlk kez kendini bu kadar çaresiz hissediyordu.
"Ne yapacağım ben Hakan?"
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
"Önce kendine itiraf edeceksin."
"..."
"O kız senin için sıradan değil."
Karan başını geriye yasladı.
Elindeki sigara yavaşça kül olurken gözleri hâlâ Derya'nın odasının kapısındaydı.
"Ben..."
Cümlesi yarım kaldı.
Çünkü ilk kez...
İnkâr edecek gücü kalmamıştı.Barın loş ışıkları masanın üzerine düşüyordu. Karan, köşedeki her zamanki yerinde oturmuştu. Önündeki viski bardağındaki buzlar yavaş yavaş erirken, elindeki sigaradan yükselen duman tavana doğru süzülüyordu. Hakan karşısında sessizce onu izliyordu. Karan'ın telefonu masanın üzerinde duruyordu. Ekranı her birkaç dakikada bir yanıyor, Karan istemsizce dönüp bakıyordu. Sonra hayal kırıklığıyla yeniden bardağına uzanıyordu.
"Kaçıncı bakışın bu?"
Karan cevap vermedi.
"Telefonu delip geçeceksin."
"..."
"Mesaj bekliyorsun."
"Beklemiyorum."
Hakan alaycı bir şekilde güldü.
"Üç dakikada bir ekranı kontrol eden adam beklemiyormuş."
Karan viskisinden bir yudum aldı.
"Eskiden..."
diye başladı Hakan.
"...telefonun hiç susmazdı."
Karan istemsizce gülümsedi.
Aklına Derya gelmişti.
Sabah uyanır uyanmaz mesaj atardı.
**'Uyandın mı?'**
Beş dakika sonra...
**'Neden cevap vermiyorsun?'**
Ardından...
**'Kesin yine kahve içiyorsun.'**
Biraz daha geçince...
**'Tamam küstüm sana.'**
Ve en sonunda...
**'Şaka yaptım. Hadi cevap ver.'**
Telefonu eline aldı.
Mesaj kutusunu açtı.
En son konuşmaları hâlâ duruyordu.
Sayfalarca...
Derya'nın mesajları.
Kendi cevapları ise tek kelimeydi.
**'Tamam.'**
**'Geliyorum.'**
**'Olur.'**
Hakan telefonu fark edince başını iki yana salladı.
"O kıza yeni telefon alırken ne demiştin hatırlıyor musun?"
Karan sessiz kaldı.
"Hâlâ o eski tuşlu telefonla uğraşıyordu."
"..."
"Sen de gidip en iyisini aldın."
Karan istemsizce gülümsedi.
"İlk gün yüzündeki mutluluğu görmeliydin."
"..."
"Telefonu elinden düşürmüyordu."
Karan alçak sesle mırıldandı.
"Başımın etini yiyordu."
Hakan kahkaha attı.
"Şimdi ne oldu?"
Karan telefonun ekranına baktı.
Bildirim yoktu.
"Şimdi..."
Sesi kısıldı.
"...telefon susmuyor."
Hakan kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani?"
"Her baktığımda..."
Parmağıyla ekranı açtı.
"...mesaj yok."
Derin bir nefes verdi.
"Meğer insan..."
"...birinin sürekli yazmasına bile alışıyormuş."
Hakan bu kez gülmedi.
Karan'ın sesi ilk kez gerçekten kırılmıştı.
"Ev sessiz."
"..."
"Telefon sessiz."
"..."
"O sessiz."
Başını önüne eğdi.
"Ve ben..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...o sessizliğe dayanamıyorum."
Hakan bardağını masaya bıraktı.
"Çünkü özlediğin şey sadece sesi değil."
Karan başını kaldırdı.
"Neyi?"
"O."
"Her sabah attığı saçma mesajları."
"..."
"Seni sinir etmek için gönderdiği emojileri."
"..."
"Durmadan konuşmasını."
"..."
"Sen fark etmeden o kız hayatının her yerine girmiş abi."
Karan telefonunu tekrar eline aldı.
Derya'nın sohbet penceresi açıktı.
Parmağı klavyenin üzerinde durdu.
**'İyi misin?'**
Yazdı.
Birkaç saniye baktı.
Sonra hepsini sildi.
Telefonu sessizce masaya bıraktı.
"Yazsana."
dedi Hakan.
Karan başını iki yana salladı.
"İstemiyorsa..."
"...onu konuşmaya zorlayamam."
O sırada telefon ekranı bir kez daha yandı.
Karan umutla uzandı.
Ama sadece bankadan gelen otomatik bir bildirimdi.
Telefonu yavaşça masaya bıraktı.
İlk kez...
Bir mesaj gelmemesi, aldığı bütün kurşunlardan daha çok canını yakıyordu.
...........
Gece yarısını çoktan geçmişti. Anahtar kapıda yavaşça döndü. Karan eve sessiz adımlarla girdi. Üzerinden alkol kokusu geliyordu ama ayakta duramayacak kadar sarhoş değildi. Sadece düşüncelerini susturacak kadar içmişti.
Ceketini sandalyenin üzerine bıraktı. Kravatını gevşetti. Ev karanlıktı.
Koridorda durdu.
Gözleri istemsizce Derya'nın odasının kapısına kaydı.
Birkaç saniye öylece baktı.
Sonra ağır adımlarla kapıya yaklaştı.
Parmakları kapı koluna dokundu.
"Bir dakika göreyim seni..."
diye mırıldandı.
Kapıyı usulca araladı.
İçeri yalnızca ay ışığı vuruyordu.
Derya derin uykudaydı.
Kıvırcık saçları yastığın üzerine dağılmıştı.
Karan uzun süre kapının önünde kaldı.
Sessizce onu izledi.
Yüzündeki bütün öfke kaybolmuştu.
Yerine tarifsiz bir özlem gelmişti.
İçeri birkaç adım attı.
Yatağa yaklaşmadı.
Pencerenin önündeki tek kişilik koltuğa oturdu.
Başını geriye yasladı.
"Dünyanın en tehlikeli adamı..."
Acı acı gülümsedi.
"...bir kızın sessizliğine yenildi."
Derin bir nefes verdi.
Gözlerini Derya'dan ayırmadan fısıldadı.
"Seni seviyorum..."
Bu cümleyi ilk kez sesli söylemişti.
Söylediği anda gözlerini kapattı.
"Ama bunu hiçbir zaman öğrenmeyeceksin."
Çünkü benim hayatım...
Kurşunların, kanın ve düşmanların içinde geçti.
Benim yanımda duran herkes zarar gördü.
Sana da aynısı olsun istemiyorum.
Sen benden nefret et.
Bana kırıl.
Yeter ki yaşa.
Yeter ki bir gün yüzünde yine o inatçı gülümseme olsun.
Ben uzaktan izlemeye razıyım.
Yavaşça başını koltuğun kenarı