kaçırılma
Bölüm Şarkısı -james arthur -recovery
Derya hâlâ Karan'a mesafeliydi. Karan ise bunu kabullenmiş görünse de gözünü bir an olsun ondan ayırmıyordu. İçindeki huzursuzluk her geçen gün büyüyordu. Sanki yaklaşan bir felaketin ayak seslerini yalnızca o duyabiliyordu. Bu yüzden güvenlik önlemlerini artırmış, evden her çıkışlarında güzergâhları bile değiştirmeye başlamıştı.
O akşam şehirden İstanbul'a dönerlerken hava ansızın bozdu. Yağmur camlara sert sert vuruyor, farların aydınlattığı orman yolu karanlığın içinde kayboluyordu. Arabanın içinde yalnızca sileceklerin sesi vardı. Derya başını cama yaslamış dışarıyı izliyor, Karan ise tek kelime etmeden yolu takip ediyordu.
Tam keskin virajı döndükleri anda siyah bir cip yolun ortasında yan dönerek durdu.
Karan bütün gücüyle frene bastı.
Lastiklerin çığlığı geceyi yardı.
"Derya! Kapıları kilitle!"
Derya daha ne olduğunu anlayamadan arkalarından iki siyah araç daha gelip yolu tamamen kapattı. Kaçacak hiçbir yer kalmamıştı.
Araç kapıları aynı anda açıldı.
Yağmurun altında siyah kıyafetli, silahlı adamlar tek tek inmeye başladı.
İçlerinden biri ağır adımlarla öne çıktı.
Yüzündeki maskeyi çıkardığında alaycı gülümsemesi ortaya çıktı.
Sadık...
"Demek efsane Gölge sensin." dedi alayla. "Sonunda karşı karşıyayız."
Karan ağır ağır arabadan indi. Kapıyı kapatırken gözlerini bir an bile Derya'dan ayırmadı.
"Ne olursa olsun arabadan inme."
Sadık kahkaha attı.
"Bak sen şu işe... Koca Gölge bir kız için endişeleniyor."
"Demek söylentiler doğruymuş."
"Kız gerçekten zayıf noktan."
Karan'ın bakışları buz kesti.
"Son kez söylüyorum..."
"Yolumdan çekil."
Sadık başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bugün kızı alıp gideceğim."
"Ve sen bunu sadece izleyeceksin."
Bir sonraki saniye Karan'ın yumruğu Sadık'ın yüzüne indi.
Her şey bir anda cehenneme döndü.
Silah sesleri...
Yağmur...
Bağrışmalar...
Yumruklar...
Karan tek başına üzerlerine yürüyordu.
İlk adamı dirseğiyle yere serdi.
İkincisini tekmeyle aracın kaputuna savurdu.
Üçüncünün silahını elinden alıp yüzüne vurdu.
Yağmurla birlikte kan da yere akıyordu.
Tam o sırada iki adam arabanın kapısını açtı.
"Bırakın!"
Derya çırpınıyor, tekme atıyor, bağırıyordu.
"Karan!"
Karan sesini duyduğu anda arkasını döndü.
Koşmaya başladı.
Tam Derya'ya ulaşacakken...
Pat!
Kurşun sesi bütün ormanda yankılandı.
Kurşun omzuna saplandı.
Şiddetle sendeledi.
Kan siyah gömleğinin üzerine yayılmaya başladı.
Derya'nın gözlerinden yaşlar boşaldı.
"KARAN!"
Ama Karan durmadı.
Yaralı omzuna aldırmadan yeniden ayağa kalktı.
Ceketini yavaşça çıkarıp yere attı.
Kanlı elleriyle gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvadı.
Boynunu sağa sola çevirdi.
Çıt...
Çıt...
Sonra başını kaldırıp hepsine tek tek baktı.
Sesi ölüm kadar sakindi.
"Siz..."
Bir adım attı.
"...Gölge'yi uyandırdınız."
O cümleden sonra gözlerindeki insan tamamen kayboldu.
İlk adamı yakasından tutup cipin camına çarptı.
Cam paramparça oldu.
İkinci adamın yumruğunu havada yakalayıp kolunu ters çevirdi.
Çıt!
Adam acıyla yere yığıldı.
Üçüncü adam bıçakla üzerine atıldı.
Karan bıçağı çıplak eliyle tuttu.
Avucundan kan akmasına rağmen bırakmadı.
Adamı dizinin üzerine çökertip tek darbeyle bayılttı.
Sadık'ın yüzündeki gülümseme ilk kez silinmişti.
"Vurun!"
diye bağırdı.
Kurşunlar peş peşe patladı.
Bir kurşun daha Karan'ın bacağına isabet etti.
Dizlerinin üzerine düştü.
Tam o an Sadık fırsatı değerlendirdi.
Adamları Derya'yı zorla siyah minibüse sürükledi.
Derya çırpınıyor, ağlıyor, ellerini Karan'a uzatıyordu.
"Karan! Ne olur!"
Minibüsün kapısı kapandı.
Araç hızla uzaklaşmaya başladı.
Karan son gücüyle ayağa kalktı.
Yüzündeki kan yağmurla birlikte akarken birkaç damla Derya'nın yanağına bulaştı.
Uzaklaşan araca bakarak dişlerinin arasından konuştu.
"Onu bana karşı kullandığın gün..."
Sadık dönüp ona baktı.
"...kendi sonunu yazdın."
Karan bir adım daha attı.

Sesi bütün ormanda yankılandı.
"Onu benden almaya kalkan herkes..."
Yağmur daha da şiddetlendi.
"...cehennemin kapısını aralar."
Sadık'ın yutkunduğu ilk andı.
Çünkü karşısındaki adam yaralı olmasına rağmen hâlâ ayaktaydı.
Ve gözlerinde sadece ölüm sessizliği vardı.
Karan yumruklarını sıktı.
Kan toprağa damlıyordu.
Dudaklarından çıkan son sözler gecenin karanlığına kazındı.
"Benden kaçabilirsiniz..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...ama Gölge'den asla."
Minibüsün arka lambaları yağmurun içinde giderek küçülüyordu. Karan olduğu yerde birkaç saniye kıpırdamadan kaldı. Omzundan ve bacağından akan kan, yağmur suyuna karışıp asfaltın üzerinde kırmızı izler bırakıyordu. Etraf sessizleşmişti. Biraz önce silah sesleriyle inleyen orman yolu şimdi yalnızca gök gürültüsünü dinliyordu.
Sadık, minibüsün camından son kez Karan'a baktı. Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme vardı. Kendini kazanmış sanıyordu.
Ama bilmediği bir şey vardı.
Karan başını yavaşça kaldırdı.
Yüzündeki ifade tamamen değişmişti.
Artık sevdiği kadını kaybetmekten korkan bir adam değil...
İçindeki karanlığı serbest bırakmış bir adamdı.
Hakan ve diğer adamlar hızla olay yerine ulaştılar.
"Abi!"
Hakan koşarak yanına geldi.
"İyi misin?"
Karan tek kelime etmedi.
Gözleri hâlâ uzaklaşan minibüsün gittiği yoldaydı.
"Arabayı hazırlayın."
Hakan şaşkınlıkla omzundaki yaraya baktı.
"Önce hastaneye gitmemiz lazım."
Karan yavaşça ona döndü.
Bakışları o kadar sertti ki Hakan'ın cümlesi boğazında düğümlendi.
"Ben hastaneye gidersem..."
"...Derya yalnız kalacak."
"Abi ama..."
Karan sesini yükseltmedi.
Buna gerek de yoktu.
"Arabayı."
"Şimdi."
Hakan derin bir nefes aldı.
"Tamam."
Adamlar saniyeler içinde siyah araçlara dağıldılar.
Karan kendi arabasına bindi.
Direksiyona geçti.
Kontağı çevirdi.
Omzundan akan kan direksiyonun üzerine damlıyordu.
Motor çalıştı.
Farlar yeniden karanlığı yardı.
Bu sırada minibüsün içinde Derya'nın elleri arkadan bağlanmıştı.
Nefes alışları düzensizdi.
Gözyaşları durmadan akıyordu.
Karşısında oturan Sadık sigarasını yaktı.
"Bu kadar ağlama."
"Nasılsa sevgilin seni kurtarmaya gelecek."
Derya başını kaldırdı.
"O benim sevgilim değil."
Sadık güldü.
"Öyle mi?"
"O zaman neden senin için kurşun yedi?"
Derya sustu.
Çünkü bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.
Sadık devam etti.
"İnsanlar Gölge'yi acımasız biri sanır."
"Bugün ilk kez korktuğunu gördüm."
"Sen onun zayıf noktasısın."
Derya dişlerini sıktı.
"Beni kullanarak ona ulaşamayacaksın."
Sadık gözlerini kıstı.
"Tam tersine."
"Çoktan ulaştım."
Karan'ın arabası yağmurun altında hızla ilerliyordu.
Gösterge panelinde kırmızı bir ışık yanıp sönüyordu.
Kan kaybı yüzünden görüşü bulanıklaşmaya başlamıştı.
Ama ayağını gazdan çekmiyordu.
Hakan telsizden seslendi.
"Abi, araçlardan birinde takip cihazı olabilir."
Karan'ın gözleri bir anda açıldı.
"Ne dedin?"
"Çatışmada düşürdükleri araçlardan birini inceliyoruz."
"Kaçış planları aceleye gelmiş."
"Bir iz bulabiliriz."
Karan direksiyonu sertçe kırdı.
"Beş dakika içinde bana yerlerini söyle."
"Emredersin."
Sadık'ın minibüsü eski bir fabrikanın önünde durdu.
Kapılar açıldı.
Derya'yı zorla aşağı indirdiler.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Ayakları sürüklenirken etrafına bakmaya çalıştı.
Burası terk edilmişti.
Kırık camlar...
Paslı demirler...
Yıkılmış duvarlar...
İçeri sokuldu.
Ortadaki sandalyeye oturtulup elleri çözüldü ama ayakları bağlandı.
Sadık karşısına geçti.
"Eğer uslu durursan canın yanmaz."
Derya gözlerinin içine baktı.
"Karan seni bulacak."
Sadık kahkaha attı.
"O gelsin diye zaten seni kaçırdım."
Aynı dakikalarda...
Hakan'ın telefonu çaldı.
"Abi!"
"Bir sinyal bulduk."
Karan sertçe frene bastı.
"Nerede?"
"Eski kereste fabrikası."
"Şehrin dışında."
Karan tek cümle söyledi.
"Herkesi toplayın."
"Bu gece bitiyor."
Yarım saat sonra...
Ondan fazla siyah araç fabrikanın çevresinde sessizce durdu.
Farların hepsi söndürüldü.
Adamlar silahlarını kontrol ediyordu.
Hiç kimse konuşmuyordu.
Karan araçtan indi.
Omzundaki yarayı kendi elleriyle sardı.
Si