Lotus

Bölüm Şarkısı-melike şahin durma yürüsene
Sadık'ın ölümünün üzerinden günler geçmişti.
Konağın duvarları yeniden sessizliğe bürünmüştü.
Karan doktorun verdiği dinlenme süresini çoktan hiçe saymıştı. Göğsündeki ve omzundaki kurşun yaraları hâlâ sızlıyor, ani hareket ettiğinde yüzü istemsizce geriliyordu.
Derya ise evden neredeyse hiç çıkmıyordu.
Kolundaki yara iyileşmeye başlamıştı ama yaşadıkları zihninden silinmiyordu.
Sabah erkenden mutfağa geçmiş kalvaltılık hazırlıyordu.
Üzerinde bol bir sweatshirt, dağınık topladığı kıvırcık saçlarıyla oldukça uykulu görünüyordu.
Tam sütü dolaba koyacağı sırada kapı zili çaldı.
Hizmetçi izinli olduğu için kapıyı açmaya mecburen Derya gitti.
Kapıyı açar açmaz karşısındaki kadını
görünce birkaç saniye duraksadı.
Uzun sarı saçları kusursuz fönlüydü.
Siyah kalem etek, beyaz gömlek ve ince topuklu ayakkabılarıyla oldukça şık görünüyordu.
Yüzünde kendinden emin bir tebessüm vardı.
Kadın, Derya'ya baştan aşağı baktı.
Elindeki güneş gözlüğünü çıkarıp uzattı.
"Alır mısın?"
Derya istemsizce gözlüğü aldı.
Kadın ise çantasını da uzattı.
"Bunu da."
Derya şaşkınlıkla eşyaları eline aldı.
Kadın hiç düşünmeden içeri girdi.
"Eviniz gerçekten güzelmiş."
Derya birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi.
Kadın arkasını dönmeden konuşmaya devam etti.
"Karan evde mi?"
Derya kaşlarını çattı.
"Evet..."
Kadın gülümsedi.
"Güzel."
"Onu özlemişim."
Tam o sırada salondan Karan çıktı.
Kadını görür görmez yüzündeki ifade sertleşti.
"Esra."
Kadın sevinçle ona döndü.
"Karan."
Hiç çekinmeden yanına yürüdü.
Sanki yıllardır görüşen iki insan gibi davranıyordu.
"Adresini şirkettekilerden öğrendim."
"Taşındığınızı söylemişlerdi."
Karan'ın sesi soğuktu.
Gelmemen gerekiyordu. Evime yabancıları gelmesinden hoşlanmam
Esra omuz silkti.
"Beni tanıyorsun."
"Merak ederim."
Tam o sırada Karan'ın gömleğinin altındaki sargı dikkatini çekti.
Yüzündeki ifade değişti.
Bir adım yaklaştı.
"Dur..."
"Sen yaralandın mı?"
Karan cevap vermedi.
Esra endişeyle elini Karan'ın göğsüne uzattı.
"Nasıl oldu?"
"Bu sargılar ne?"
Karan onun elini nazik ama kesin bir hareketle geri çekti.
"Önemli değil."
"Önemli değil mi?"
"Kurşun mu bu ?
Karan gözlerini ondan ayırmadı.
"Kaza."
Esra inanmadığını belli eden bir ifadeyle baktı.
"Sen hiçbir zaman doğru dürüst kendine bakmadın."
Konuşurken hiç çekinmeden Karan'ın yanına oturdu.
Ardından elini tuttu.
"Korkuttun beni."
Derya mutfaktan elindeki çay tepsisiyle salona girdiği anda gördüğü manzara karşısında olduğu yerde kaldı.
Esra...
Karan'ın elini tutuyordu.
Üstelik oldukça doğal davranıyordu.
Esra ilk kez Derya'ya döndü.
"Bu arada..."
"Geldiğimden beri seni tanımadım."
Gülümsedi.
"Yeni hizmetçi misin?"
Salondaki hava bir anda buz kesti.
Derya'nın yüzündeki ifade değişmedi.
Sadece birkaç saniye Esra'ya baktı.
Karan ayağa kalktı.
Sesi her zamankinden daha sertti.
"Yeter."
Esra şaşkınlıkla ona baktı.
"Neye yeter?"
Karan Derya'nın yanına yürüdü.
Elindeki tepsiyi aldı.
Sessizce sehpanın üzerine bıraktı.
Sonra Esra'ya döndü.
"Tanıştırayım."
"Bu Derya."
Esra bekledi.
Karan devam etti.
"Ve bu evde misafir olan sensin."
Esra'nın tebessümü yavaş yavaş kayboldu.
İlk kez mahcup olmuş gibiydi.
"Ben..."
"Öyle sanmıştım."
Karan sözünü kesti.
"Bir daha böyle varsayımlarda bulunma."
Salonda ağır bir sessizlik oluştu.
Derya ise tek kelime etmeden Tarçın'ı kucağına aldı.
Hiçbir tepki vermemesi Esra'yı daha da huzursuz etmişti.
Esra bakışlarını tekrar Karan'a çevirdi.
"Yani..."
"Gerçekten burada onunla mı yaşıyorsun?"
Karan kısa ve net cevap verdi.
"Evet."
O tek kelime...
Esra'nın yüzündeki bütün umutları söndürmeye yetmişti.
Esra salondaki koltuğa rahatça kurulmuştu. Bacak bacak üstüne atmış, konağı inceliyordu. Sanki ilk kez geldiği bir evde değil de yıllardır sahibi olduğu bir yerde oturuyormuş gibi rahattı. Derya ise sessizce Tarçın'ı kucağına alıp mutfağa yönelmişti. Tam arkasını dönecekken Esra'nın sesi duyuldu.
"Dur bir dakika."
Derya durup arkasına baktı.
"Madem ben bu evin misafiriyim..." Esra dudaklarını hafifçe bükerek etrafına göz gezdirdi. "Bir kahve hazırlayabilir misin? Ben kahvemi şekersiz içerim. Yanına da mümkünse küçük bir tatlı olsun. Aç geldim."
Derya birkaç saniye ona baktı.
Ne cevap verdi...
Ne de yüzündeki ifade değişti.
Esra bunu sessizlikten cesaret almış gibi devam etti.
"Bir de su getirirsen iyi olur. Soğuk olmasın ama. Boğazımı rahatsız ediyor."
Karan'ın bakışları yavaşça Esra'ya döndü.
Esra bunu fark etmeden konuşmayı sürdürdü.
"Gerçi sen burada çalışıyorsan bunları biliyor olman gerekir."
Salondaki hava bir anda ağırlaştı.
Derya tek kelime etmeden mutfağa gitti.
Esra memnun bir ifadeyle arkasından baktı.
"Görüyor musun?" diye gülümsedi. "Ne kadar sessiz. İşini biliyor."
Karan'ın çenesi kasıldı.
Mutfaktan dönen Derya'nın elinde yalnızca bir bardak su vardı.
Bardağı sehpanın üzerine bıraktı.
Esra şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Kahvem?"
Derya sakin bir sesle konuştu.
"Mutfak şurada."
Başını mutfağın olduğu tarafa çevirdi.
"Kahve makinesi de tezgâhın üzerinde."
Esra'nın yüzündeki tebessüm dondu.
"Ben misafirim."
Derya omuz silkti.
"Ben de."
Bu cevap Esra'nın hiç beklemediği kadar sakindi.
Tam konuşacakken Karan ayağa kalktı.
Sesi sert ama kontrollüydü.
"Yeter."
Esra dönüp ona baktı.
"Ne var canım? Şaka yapıyorum."
"Hayır."
Karan'ın bakışları buz gibiydi.
"Sen onu hizmetçi sandın."
"Şimdi de ona hizmet ettirmeye çalışıyorsun."
"Bir daha Derya'dan böyle bir şey istemeyeceksin."
Esra hafifçe güldü.
"Bu kadar büyütecek ne var?"
"Ben sadece kahve istedim."
Karan tek adım yaklaştı.
"Derya bu evde kimsenin hizmetçisi değil."
"Ve senden de aşağıda değil."
Esra ilk kez rahatsız olmuş görünüyordu.
Konuyu değiştirmek istercesine Karan'ın yanına yaklaştı.
Koltuğa onun hemen dibine oturdu.
Aralarındaki mesafe neredeyse yok denecek kadar azdı.
Hiç çekinmeden elini Karan'ın elinin üzerine koydu.
"Kızma."
"Eski günlerdeki gibi konuşalım."
Karan hiç düşünmeden elini geri çekti.
Araya mesafe koydu.
"Esra."
"Yaptığın hiçbir hareket doğru değil."
Esra'nın gülümsemesi silindi.
"Eskiden böyle değildin."
"Eskiden beni dinlerdin."
Karan kısa bir nefes verdi.
"Hayır."
"Sadece seni kırmamak için susardım."
"İkisi aynı şey değil."
Bu sırada Derya sessizce Tarçın'ın mama kabını dolduruyordu.
Hiç konuşmuyordu.
Ama Esra'nın bütün dikkatinin Karan'ın üzerinde olduğunu görmemek imkânsızdı.
Esra bir an Derya'ya baktı.
Sonra yeniden Karan'a döndü.
"Bu kız çok sessiz."
"Hiç kıskanmıyor galiba."
Karan bu kez beklemedi.
Sesi netti.
"Çünkü onun kendini kanıtlamak gibi bir derdi yok."
"Ve sana bir tavsiye..."
Esra kaşını kaldırdı.
"Nedir?"
"Derya'yı küçümsemeyi bırak."
"O bu evde bulunmayı hak etmek için kimseye kendini ispat etmek zorunda değil."
Derya başını kaldırıp ilk kez Karan'a baktı.
Karan'ın onu, o odada bulunan herkesin önünde bu kadar açık şekilde savunması... beklediği bir şey değildi.
Esra ise sessizce çantasını kavradı.
İlk kez kendini bu evde fazlalık gibi hissetmişti.
Ama pes etmeye niyeti yoktu.
Karan'ın gözleri sadece birkaç saniyeliğine Derya'ya kaydı.
O bakışta tek bir cümle vardı.
"Bu evde seni kimsenin incitmesine izin vermem."
Salondaki sessizlik giderek ağırlaşıyordu.
Esra, Karan'ın kendisini herkesin içinde uyarmasını hazmedememişti. Buna rağmen belli etmemeye çalışıyor, yüzündeki yapmacık gülümsemeyi koruyordu.
Tam o sırada Tarçın, Derya'nın kucağından atlayıp salona koştu.
Minik pati sesleri sehpanın etrafında yankılandı.
Esra ayağını hızla geri çekti.
"Off..."
"Şu kediyi benden uzak tutar mısın?"
Tarçın korkup Derya'nın bacağına saklandı.
Derya eğilip kediyi kucağına aldı.
Esra burnunu buruşturdu.
"Anlamıyorum gerçekten."
"Koskoca evde bir sokak kedisi besliyorsunuz."
"Ben olsam kapının önüne bile koymazdım."
Derya hiçbir şey demedi.
Tarçın'ın başını okşamaya devam etti.
Karan ise gözlerini Esra'dan ayırmıyordu.
"Tarçın bu evin bir parçası.