sığınak 2 Devam
fotoğraf...
Ailece deniz kenarında oldukları bir yaz günü...
Küçük Karan'ın okul üniformasıyla çekilmiş bir kare...
İstemsizce gülümsedim.
"Küçükken de hiç gülmüyormuş."
Basla kahkaha attı.
"Şaşırdın mı?"
Tam sayfayı çevirecektim ki içinden tek bir fotoğraf kayıp yere düştü.
Eğilip aldım.
Fotoğrafta küçük yaşlarda bir Karan vardı.
Yanında tanımadığım bir kadın duruyordu.
Kadının yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. Bir eli Karan'ın omzundaydı.
"Bu kim?"
Soruyu farkında olmadan sormuştum.
O an odanın içindeki hava değişti.
Basla'nın gülümsemesi silindi.
Nermin Hanım'ın elindeki fincan hafifçe masaya çarptı.
Tam o sırada salona giren Karan'ın bakışları doğrudan elimdeki fotoğrafa takıldı.
Yüzündeki bütün ifade bir anda değişti.
"Derya."
Sesi sertti.
Elimdeki fotoğrafa baktı.
Sonra birkaç adımda yanıma geldi.
Fotoğrafı elimden aldı.
"Bunu sana kim verdi?"
Şaşkınlıkla geri çekildim.
"Kimse vermedi. Albümün içinden düştü."
Karan'ın çenesi gerildi.
Gözleri öfkeyle albüme çevrildi.
"Bunu kim koydu?"
Kimse konuşmuyordu.
"Bunu aile albümüne kim koydu?"
Sesi bu kez evin içinde yankılandı.
Basla başını eğdi.
Nermin Hanım derin bir nefes aldı.
"Karan..."
"Ben bunu kaldırmıştım."
Elindeki fotoğraf titriyordu.
"Kim geri koydu?"
Sessizlik...
O kadar ağırdı ki nefes almak bile zorlaşıyordu.
Bir anda albümü masanın üzerinden aldı.
Sayfalar hızla açılıp kapanırken fotoğraflar yere savruldu.
"Ben bunu burada istemiyorum!"
Hayatımda onu ilk kez bu kadar öfkeli görüyordum.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
Nefesi düzensizleşmişti.
Basla yavaşça ağabeyine yaklaştı.
"Ağabey..."
"Dokunma bana."
Karan geri çekildi.
Fotoğrafı elinde sıkarken gözlerini bir an bile üzerinden ayırmıyordu.
Sanki yıllardır kaçtığı bir şey, yeniden karşısına çıkmıştı.
Ben ise sadece olanları izliyordum.
Tek bir fotoğraf...
Bu evde anlatılmayan çok daha büyük bir geçmiş vardı.
Ve ben, farkında olmadan o geçmişin tam ortasına düşmüştüm.
Salondaki sessizlik uzun süre bozulmadı.
Karan derin bir nefes aldı. Elindeki fotoğrafı birkaç saniye daha inceledikten sonra katlayıp cebine koydu. Yere saçılan albümü Nermin Hanım sessizce toplamaya başladı. Basla tek kelime etmiyor, gözlerini ağabeyinden kaçırıyordu.
Ben de eğilip yere düşen fotoğrafları toplamaya başladım.
Tam albümün arasından küçük, yıpranmış bir fotoğraf daha kaydı.
Kimse fark etmedi.
Eğilirken onu avucumun içine aldım.
Fotoğrafa sadece bir an bakabildim.
Aynı kadın...
Bu kez daha yakından gülümsüyordu.
Nedense içimde açıklayamadığım bir his oluştu.
Sanki o fotoğrafı orada bırakmamam gerekiyormuş gibi...
Kimseye belli etmeden hırkamın cebine kaydırdım.
Kalbim hızlanmıştı.
Neden yaptığımı ben de bilmiyordum.
Belki sadece merak etmiştim.
Belki de o kadının gözlerindeki ifade bana tanıdık gelmişti.
Tam o sırada dış kapının zili çaldı.
Basla başını kaldırdı.
"Bu saatte kim geldi?"
Kapı açılır açılmaz bavul tekerleklerinin sesi duyuldu.
Ardından tok bir erkek sesi...
"Nihayet geldim."
Salondaki herkes aynı anda kapıya döndü.
İçeri uzun boylu, koyu renk montlu bir adam girdi. Elinde bavulu vardı. Yüzündeki hafif gülümseme önce annesine, sonra babasına yöneldi.
"Hoş geldin oğlum."
Nermin Hanım ona sarıldı.
Adamın bakışları daha sonra Karan'a kaydı.
Gülümsemesi aynı anda kayboldu.
"Karan."
"Buray."
Ne sarıldılar ne de tokalaştılar.
Sadece birbirlerine baktılar.
Aralarındaki soğukluk o kadar belirgindi ki odadaki hava bile değişmişti.
Buray'ın gözleri bu kez bana çevrildi.
Beni baştan aşağı süzdü.
"Misafirimiz var demek."
Kimse cevap vermedi.
Basla sessizliği bozdu.
"Bu Derya."
Buray hafifçe başını salladı.
"Demek sensin."
Ne demek istediğini anlayamadım.
Karan ise tek kelime etmeden Buray'a bakıyordu.
Buray montunu çıkarırken alaycı bir ses tonuyla konuştu.
"Yıllar sonra eve ilk kez biri geliyor."
Karan'ın çenesi sıkıldı.
"Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum."
"İlgilendiriyor."
"Neden?"
"Çünkü bu evde uzun zamandır değişmeyen şeyler vardı."
Karan cevap vermedi.
Ama yumruk yaptığı eli dikkatimden kaçmadı.
.....
Akşam yemeği hazırlanmıştı.
Masada herkes vardı.
Ama sohbet eskisi gibi değildi.
Buray sürekli konuşuyor, yurt dışında yaşadıklarından bahsediyor, arada bir lafı dolaştırıp Karan'a getiriyordu.
"Sen hâlâ aynı yerdesin demek."
Karan tabağındaki yemeğe baktı.
"Öyle."
"Şaşırmadım."
Basla rahatsız olmuştu.
"Buray..."
"Ne dedim ki?"
Nermin Hanım sessizce konuyu değiştirmeye çalıştı.
"Derya, salatayı uzatır mısın kızım?"
Tam salatayı uzatacakken Buray tuzluğu bana doğru itti.
"Önce tuzu."
Duymamıştım.
Nermin Hanım'ın söylediğine odaklanmıştım.
Tuzluğu alıp Karan'ın önüne bıraktım.
"Al."
Buray'ın eli havada kaldı.
Yüzündeki ifade değişti.
"Ben istemiştim."
Şaşkınlıkla ona döndüm.
"Özür dilerim, duymadım."
"Tabii."
Sesindeki küçümseme gizlenmiyordu.
"İnsan bazen sadece duymak istediğini duyuyor."
Masadaki sessizlik ağırlaştı.
Karan yavaşça çatalını masaya bıraktı.
"Yeter."
Buray ona baktı.
"Neye yeter?"
"Derya'yla uğraşma."
"Uğraşmıyorum."
"Öyle mi?"
"Gerçeği söylüyorum."
Karan'ın parmakları çatalın sapını öyle sıkıyordu ki eklemleri beyazlamıştı.
Basla bunu fark edip endişeyle ağabeyine baktı.
Buray ise hiçbir şey olmamış gibi yemeğine devam etti.
"Bazı insanlar girdikleri yere çok çabuk alışıyor."
Bu kez lafın bana geldiğini anlamıştım.
Başımı kaldırdım.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Buray bana gülümsedi.
"Üzerine alınma."
Karan sandalyesini yavaşça geriye itti.
"Bir şey söyleyeceksen bana söyle."
Buray da ona döndü.
Sana yıllardır söylüyorum zaten." Buray sandalyesine yaslandı. Dudaklarının kenarında sinir bozucu bir gülümseme vardı. "Sen bu evin, bu ailenin bir parçası değilsin. Şimdi de kendin gibi sığıntı, zavallı bir kızı eve getirmişsin. Kim olduğu bile belli değil."
Sözleri biter bitmez odadaki bütün sesler kesildi.
Elimdeki çatal havada kaldı. Bir an gerçekten bana mı söylediğini anlayamadım. Nermin Hanım'ın yüzü bembeyaz olmuştu. Basla şaşkınlıkla ağabeyine, sonra Buray'a baktı.
Karan ise tek kelime etmiyordu.
Sessizdi.
Ama bu sessizlik, şimdiye kadar gördüğüm hiçbir sessizliğe benzemiyordu.
Çatalı elinde öyle sıkıyordu ki parmaklarının üzerindeki damarlar belirginleşmişti. Çenesindeki kas seğiriyor, bakışları Buray'ın üzerinden bir an bile ayrılmıyordu.
"Buray." Nermin Hanım'ın sesi titredi. "Yeter."
Buray aldırmadı.
"Ne? Yanlış bir şey mi söyledim?"
Karan sandalyesini ağır ağır geriye itti. Ahşabın zeminde çıkardığı ses salondaki sessizliği böldü.
Ayağa kalktı.
Hiç acele etmiyordu.
Tam karşısına geçti.
"Son cümleni geri al."
Buray alaycı bir kahkaha attı.
"Hangisini?"
"Derya hakkında söylediğini."
"Duyduğunu sanıyordum."
"Buray."
Bu kez Karan'ın sesi alçaktı.
Ama o alçak sesin altında bastırılmaya çalışılan öfke açıkça hissediliyordu.
"Bir daha onun hakkında tek kelime etmeyeceksin."
Buray da ayağa kalktı.
"Ne olacak? Beni mi susturacaksın?"
İkisi artık burun burunaydı.
Basla telaşla aralarına girmek istedi ama babası kolundan tutup başını iki yana salladı.
Kimse nefes almaya cesaret edemiyordu.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Buray gözlerini benden ayırmadan konuştu.
"Bak işte... Daha iki gündür burada ama sen onu herkesten çok savunuyorsun."
Karan hiç arkasına bakmadan cevap verdi.
"Çünkü o bunu hak etmiyor."
"Ya sen?"
Bu soru havada asılı kaldı.
Karan'ın bakışları bir anlığına değişti.
Sanki Buray'ın söylediği o tek cümle, yıllardır kapanmayan bir yarayı yeniden açmıştı.
O an ilk kez şunu düşündüm:
Bu kavga benim yüzümden başlamamıştı.
Ben sadece... yıllardır süren bir hesaplaşmanın ortasına düşmüştüm.
Buray alaycı bir gülümsemeyle Karan'ın gözlerinin içine baktı.
"Ne oldu? Gerçekler canını mı acıttı?"
Karan'ın sesi bu kez bütün evde yankılandı.
"Adını ağzına almayacaksın!"
"Niye?" diye bağırdı Buray. "Korumaya mı çalışıyorsun? Sen önce kendini koru! Bu evde kim olduğunu unutma!"
"Ben kim olduğumu senden iyi biliyorum!"
"Hayır, bilmiyorsun!" Buray masaya sertçe vurdu. Tabaklar sarsıldı. "Yı
Yorumlar
- Gecegece99: yazarken bende sinir oldum
- Ahmet Demir: burayın deryaya sığıntı demesine sinir oldum hele bunu herkesin oturduğu sofrada söylemesi iyice can sıkıcıydı