sığınak
"Ev güvenli değil."
Karan'ın sesi sakindi ama yüzündeki ifade hiç de öyle değildi. Gözleri salondaki kırık camlarda dolaştı, ardından yerdeki dağılmış eşyalara baktı. Güvenlik görevlileri hâlâ evin içinde dolaşıyor, kırılan pencereleri geçici olarak kapatmaya çalışıyordu. Birkaç kişi telsizle konuşuyor, biri bahçeye çıkarken diğeri merdivenlerden yukarı koşuyordu. Evin içindeki hareketlilik, yaşananların ne kadar ciddi olduğunu anlamam için yeterliydi.
"Ne demek güvenli değil?" diye sordum. Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.
Karan bana döndü. Birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sanki söyleyeceği cümleleri seçiyordu.
"Bu saldırıyı yapanların tekrar gelmeyeceğinin garantisini veremem."
İçim ürperdi. Bir an önceki geceyi düşündüm. Kırılan camları, yükselen bağırışları, korkuyla attığım adımları... Hepsi yeniden gözümün önüne geldi.
"Peki şimdi ne olacak?"
"Buradan ayrılacağız."
"Nereye?"
"Ailemin yanına."
Bu cevabı beklemiyordum. Karan, ailesinden neredeyse hiç bahsetmezdi. Onlarla nasıl bir ilişkisi olduğunu bile bilmiyordum. Birkaç kez kardeşinin adını duymuştum ama o kadar.
"Ne kadar kalacağız?"
"Bilmiyorum." Derin bir nefes aldı. "Ev tamamen kontrol edilene kadar."
Sessizce başımı salladım. İçimde garip bir boşluk oluşmuştu. Bu eve alışmaya başlamıştım. Sabahları aynı pencereden bahçeye bakmaya, akşamları salondaki sessizliğe, mutfaktan gelen kahve kokusuna... Şimdi ise hepsini arkamda bırakıp nereye gideceğini bile bilmediğim bir eve taşınacaktım.
Karan telefonunu çıkarıp kısa bir görüşme yaptı. Konuşması boyunca sesi hiç yükselmedi ama söylediklerinden işlerin planlandığı gibi ilerlemediği belliydi. Telefonu kapattığında doğruca bana baktı.
"Yarım saat içinde çıkıyoruz. İhtiyacın olan eşyaları hazırla."
Başımı sallayıp merdivenlere yöneldim. Odamın kapısını açtığım anda olduğum yerde kaldım. Cam tamamen kırılmıştı. Perde rüzgârla savruluyor, yere saçılmış cam parçaları sabah güneşinde parlıyordu. Yatağın üzerine kadar ulaşan küçük kırıklar, gece yaşananların izini hâlâ taşıyordu.
Yavaşça içeri girdim. Dolabın kapağını açarken elim titriyordu. Bavulumu yatağın üzerine koyup birkaç kıyafet seçmeye başladım. Ne almam gerektiğini bile bilmiyordum. Sanki birkaç günlüğüne değil de hayatımdan tamamen çıkıyormuşum gibi hissediyordum.
Kapının hafifçe tıklatılmasıyla arkamı döndüm. Karan içeri girmişti. Odanın dağınık hâline kısa bir bakış attı, sonra bavula yöneldi.
"Bu kadar yeter," dedi.
"Daha birkaç şey alacağım."
"Gerek yok."
"Ya lazım olursa?"
"Birkaç gün sonra geri döneceğiz."
Bu cümleyi söylerken kendisi bile emin görünmüyordu.
Dolabın üst rafından küçük bir fotoğraf çerçevesi aldım. Taşınırken yanıma koymak istediğim tek şey oydu. Camının bir köşesi çatlamıştı. Parmaklarımla kırığın üzerinden geçerken iç çektiğimi fark ettim.
Karan sessizce yanıma geldi. Fotoğrafa baktı, sonra bavulun içine dikkatlice yerleştirdi.
"Onu kırılmayacak şekilde koy."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Fotoğrafı mı düşünüyorsun?"
"Seni."
Sözleri o kadar hızlı söylemişti ki kendisi de fark etmiş gibi hemen bakışlarını kaçırdı. Ben ise birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim. Gerçekten öyle mi demişti, yoksa ben mi yanlış duymuştum?
Karan bavulu kapattı ve fermuarını çekti.
"Hazırsan çıkalım."
Odaya son kez baktım. Açık pencereye, kırık camlara ve yarım kalan hayatıma benzeyen dağınıklığa...
Sonra bavulumu elime almak için eğildim. Karan benden önce davranıp bavulu yerden kaldırdı.
"Ben taşırım."
"Taşıyabilirim."
"Biliyorum."
"Neden o zaman?"
Kapıya yönelirken arkasını dönmeden cevap verdi.
"Çünkü artık buna gerek yok."
Ne demek istediğini soracak oldum ama çoktan koridora çıkmıştı. Bavul elimde değildi ama nedense yüküm biraz hafiflemiş gibi hissediyordum.
Karan bavulu eline aldıktan sonra koridora çıktı. Ben de sessizce arkasından yürüdüm. Ev, birkaç saat önce yaşanan saldırının izlerini hâlâ taşıyordu. Güvenlik görevlileri kırılan camları temizliyor, yerdeki eşyalara zarar gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Koridorun duvarında küçük bir kurşun izi vardı. Onu görünce istemsizce durdum.
Gece yaşananların gerçek olduğunu o an bir kez daha anladım.
Karan birkaç adım attıktan sonra durdu. Arkasına döndüğünde benim yerimde kaldığımı görünce kaşlarını hafifçe çattı.
"Neden durdun?"
Duvara baktığımı fark edince bakışlarını aynı noktaya çevirdi.
"Bir şey yok."
"Sana göre olmayabilir."
Sessizce yanıma geldi. Bir an kurşun izine baktı, ardından omzuma hafifçe dokundu.
"Buraya tekrar bakma."
"Neden?"
"Çünkü sürekli dönüp aynı şeye bakarsan oradan çıkamazsın."
Sözleri kulağıma garip gelmişti. Sadece duvardaki izi kastetmediğini hissediyordum.
Derin bir nefes alıp başımı salladım. Birlikte merdivenlerden indik. Giriş kapısına yaklaştığımızda çalışanlardan biri Karan'ın yanına geldi.
"Efendim, araç hazır."
"Diğer ekip?"
"Onlar da yola çıkıyor."
Karan kısa bir baş hareketiyle teşekkür edip kapıyı açtı.
Sabahın erken saatleri olmasına rağmen hava oldukça serindi. Bahçeye çıktığımızda kırılan pencerenin camları hâlâ çimlerin üzerine dağılmıştı. Birkaç görevli onları toplamaya çalışıyordu.
Arabaya yaklaşırken istemsizce eve döndüm.
Birkaç gün önce ilk kez bu kapıdan içeri girdiğim an geldi aklıma.
Her şey ne kadar yabancı görünmüştü.
Şimdi ise ayrılırken içimde tuhaf bir eksiklik hissediyordum.
Karan bavulu bagaja yerleştirdi. Sonra benim bulunduğum tarafa gelip ön yolcu kapısını açtı.
"Binebilirsin."
Ben hâlâ eve bakıyordum.
"Derya."
Sesi bu kez daha yumuşaktı.
"Geri döneceğiz."
"Emin misin?"
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra bana baktı.
"Olacağız."
Cevabındaki kararlık hoşuma gitmişti ama gözlerinde aynı kararlılığı göremiyordum. Bir şeyleri benden sakladığı belliydi.
Arabaya bindim. Emniyet kemerimi takarken Karan direksiyonun başına geçti. Motoru çalıştırdıktan sonra kapının önünde bekleyen güvenlik araçları da hareketlendi.
Bahçe kapısı ağır ağır açılırken içimde tarif edemediğim bir his vardı.
Sanki bu evden ayrılırken sadece birkaç parça eşya bırakmıyordum.
Bir parçam da orada kalıyordu.
Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık.
Ben camdan dışarıyı izliyordum. Yağmur gece boyunca yağmış olmalıydı. Asfalt hâlâ ıslaktı. Ağaçların yapraklarından damlalar düşüyor, gökyüzü gri bulutlarla kaplı görünüyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra sessizliği ben bozdum.
"Ailen... benim orada kalmamı sorun etmez mi?"
Karan gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
"Hayır."
"Ama beni tanımıyorlar."
"Tanıyacaklar."
"Ya istemezlerse?"
Bu kez bana kısa bir bakış attı.
"Kimse buna itiraz etmez."
"Nereden biliyorsun?"
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Çünkü ben söyledim."
Cevabı o kadar kendinden emindi ki devamını getiremedim.
Araba şehir merkezinden uzaklaşıp daha sakin yollara girdi. Yüksek ağaçların arasından ilerlerken büyük demir bir kapı göründü.
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri girdiğimiz anda geniş bir bahçe karşımıza çıktı. Bahçenin ortasında yılların izini taşıyan büyük bir konak yükseliyordu. Sarmaşıklar duvarların bir kısmını sarmış, ahşap pencereler eski ama bakımlı görünüyordu.
Arabayı gören genç bir kadın kapıdan hızla dışarı çıktı.
"Karan!"
Yüzündeki endişe daha uzaktan bile belli oluyordu.
Araba durur durmaz koşarak yanımıza geldi.
Önce ağabeyine sarıldı, sonra gözleri bana çevrildi.
Merakla beni süzdü.
Demek burası, birkaç günlüğüne sığınacağımız evdi.
Ve nedense içimde, bu evden ayrılırken hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söyleyen garip bir his vardı.
Kapı açılır açılmaz içeriden yayılan yemek kokusu burnuma geldi. Tarçın, taze demlenmiş çay ve fırından yeni çıkmış poğaçaların kokusu birbirine karışmıştı. Yıllardır böyle bir eve girmemiştim. İçeri adımımı atar atmaz orta yaşlı bir kadın hızla yanıma geldi.
"Hoş geldin kızım."
Ne diyeceğimi bilemeden gülümsedim.
"Hoş bulduk."
Kadın beni hiç tanımıyormuş gibi davranmıyordu. Aksine yıllardır beklediği bir misafir gelmiş gibi ellerimi tuttu.
"Ben Nermin."
Başımı salladım.
"Ben Derya."
"Biliyorum."
Gülümsed
Yorumlar
- Gecegece99: 🙏
- Nazlı Özdemir: Baslanın karanla uğraşması ve deryayı da hemen kendi tarafına çekmesi çok doğal olmuş