Keşfet

yalanlar

Gölgede açan çiçek

Bölüm şarkısı-Sezen Aksu-biliyorsun

Şarkıyla beraber okuyun

Yanağıma usulca yaklaştı.

Dudakları alnıma değdi.

Sadece birkaç saniye...

Sonra yanağımdan aşağı kayarak dudaklarımı öptü.

Şaşkınlıktan donup kalmıştım.

Ne olduğunu bile anlayamadan ellerim göğsüne dayandı.

Bütün gücümle onu ittim.

"Karan!"

Sesim banyoda yankılandı.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun!"

Karan birkaç adım geriye sendeledi.En ağır yük, söyleyemediğin duygulardır." dedi karan fısıltıyla

Ben ise nefes nefese kalmıştım.

"Geldiğin günden beri bana yardım ettin diye..."

"Bana hediye aldın diye..."

"Canımı kurtardın diye..."

"İstediğin zaman beni öpebileceğini mi sandın?"

Gözlerim dolmuştu.

"Benden izin almadan bana dokunamazsın!"

"Sen kendini ne sanıyorsun?"

Karan şaşkın gözlerle bana bakıyordu.

Sanki söylediklerimi ilk kez duyuyordu.

"Evet..."

"Tamam belki Sarhoş olabilirsin."

"Ama bu yaptığını değiştirmiyor."

"Bir daha bana iznim olmadan dokunursan..."

"...seni affetmem."

Tam o sırada kapı açıldı.

Hakan ve Defne içeri girdi.

onlara döndüm

Defne hızla yanıma geldi.

"Derya..."

İyi misin?"

Ben hiçbir şey söylemeden banyodan çıktım.

Arkamdan sadece Karan'ın adımı fısıldadığını duydum.

Ama durmadım.

...

Sabah olduğunda uyandığım ilk şey telefonuma peş peşe düşen bildirim sesleri oldu.

Defne kapıyı telaşla çaldı.

"Derya!"

"Aç kapıyı."

Kapıyı açar açmaz elindeki telefonu bana uzattı.

"Eyvah..."

Fısıltıyla konuştum.

Ekranda kocaman bir magazin haberi vardı.

"İş insanı Karan Cihangir Arslan ile sarışın güzel Esra karahan arasında aşk mı başladı?"

Bir başka haber...

"Konağındaki gizemli genç kız kim?

Bir diğeri...

Yorumlar ise daha acımasızdı.

"O kız kim?"

"Adamın evinde kalıyormuş."

"Şöhret peşinde."

"Esra'nın yanında şansı bile yok."

Telefon elimden kayacak gibi oldu.

Defne hemen omzuma dokundu.

"Onlara bakma."

"Söylemesi kolay..."

dedim kısık sesle.

"Herkes bana nefret kusuyor."

Defne başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Bunların hiçbiri gerçek değil."

"Dün gece olan öpücüğü de gördük ."

"Esra onu aniden yaptı."

"Karan konuşmayı bile yarıda kesip telaşla bizim yanımıza koşmuş."esrayı itip seni merak edip yanına gelmiş

"O kadını değil..."

"Seni merak etti. Hakanla konuştuk biz lavabodayken bunları göremedik tabi

Telefonu elimden aldı.

"Bırak bunları."

"Bizimkiler bu işi çözer."

"Hakan sabahın köründe şirkete gitti."

"Karan da tek kelime konuşmadı."

"Ama onu tanıyorum."

"Bu işin peşini bırakmayacak."

Derin bir nefes aldım.

Yine de...

İçimde büyüyen kırgınlığı susturamıyordum.

Çünkü bütün ülke beni tanımıyordu.

Ama buna rağmen...

Herkes hakkımda konuşuyordu.

"Lotus çiçeği çamurdan utanmaz. İnsanlar ise temiz kalanı bile kirletmeye çalışır."

-----

Defne'nin telefonu çalmaya başladı.

Ekrana baktığında arayanın Hakan olduğunu görünce hemen açtı.

"Efendim aşkım?"

Telefonun diğer ucundan gelen ses aceleciydi.

"Defne, sen ve Derya hemen şirkete gelin."

Defne'nin yüzü ciddileşti.

"Ne oldu?"

"Gazeteciler şirketin önünü doldurdu."

"Abi bir saat sonra basın toplantısı yapacak."

"Derya'nın da burada olması gerekiyor."

Telefon kapandıktan sonra bana döndü.

"Hazırlan."

"Şirkete gidiyoruz."

İçimde kötü bir his vardı.

"Ben gelmesem..."

Defne sözümü kesti.

"Kaçarsan insanlar daha çok konuşur."

"Bu kez susmayacağız."

...

Şirket binasına yaklaştığımız anda onlarca yayın aracı gördüm.

Kameralar...

Mikrofonlar...

Canlı yayın yapan muhabirler...

Araba durur durmaz korumalar kapıyı açtı.

Daha iner inmez flaşlar patlamaya başladı.

"Derya Hanım!"

"Buraya bakar mısınız?"

"Esra Hanım'la Karan Bey'in arasına girdiğiniz doğru mu?"

"Neden aynı evde kalıyorsunuz?"

"Bu ilişkinin sebebi para mı?"

"Utanmıyor musunuz?"

"Aşık olan iki insanın arasına girmeye utanmıyor musunuz?"

Bir an nefesim kesildi.

Defne önümde durmaya çalışıyordu.

Ama gazeteciler durmuyordu.

İçlerinden biri kolumu tuttu.

"Lütfen cevap verin."

"Bir açıklama yapın."

Kolumu kurtarmaya çalıştım.

"Bırakın..."

"Bırakın dedim!"

Adam hâlâ mikrofonu yüzüme uzatıyordu.

"Esra Hanım mı haklı?"

"Yuva yıktığınız doğru mu?"

O an içimde bir şey koptu.

Başımı kaldırdım.

Gözlerimin içine bakan onlarca kameraya baktım.

Titreyen ama kararlı bir sesle konuştum.

"Utanacak biri varsa..."

Derin bir nefes aldım.

"O ben değilim."

"Utanacak olan sizsiniz."

Ortalık bir anda sessizleşti.

Bir adım öne çıktım.

"Hiç tanımadığınız bir insanı yargılıyor..."

"Hayatını bilmeden iftiralar atıyor..."

"Sonra da buna gazetecilik diyorsunuz."

Kimse tek kelime edemedi.

Tam o sırada kolumu tutan gazeteci yeniden yaklaşınca...

Bir el sertçe adamın bileğini tuttu.

"Elini çek."

Karan'dı.

Yüzündeki öfkeyi daha önce hiç görmemiştim.

Gazeteci afalladı.

"Ama biz sadece..."

Karan sesini yükseltti.

"Sadece ne?"

"Rahatsız bırakın onu!"

"Tek biriniz daha ona dokunursa..."

"Cevabını benden alırsınız."

Gazeteci korkuyla geri çekildi.

Karan yanıma geldi.

Hiç tereddüt etmeden elimden tuttu.

Beni arkasına aldı.

Koruma ekibi hemen etrafımızı sardı.

Karan kalabalığa döndü.

"Bir saat sonra basın toplantısı var."

"Merak ettiğiniz her şeyi orada açıklayacağım."

"Şimdi yolumdan çekilin."

...

1saat sonra...

Şirketin konferans salonu tamamen dolmuştu.

Ulusal kanallar...

Magazin programları...

Gazeteciler...

Hepsi aynı salondaydı.

Ben Defne'nin yanında en arkada oturuyordum.

Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Karan kürsüye çıktı.

Mikrofonu eline aldı.

"Bugün benim hakkımda..."

"Ve yanımdaki genç kadın hakkında çok ağır iddialar ortaya atıldı."

Salon sessizleşti.

Karan elini kaldırdı.

"Ekranları açın."

Dev ekranda güvenlik kamerası görüntüleri oynatılmaya başladı.

Esra bir kafede oturuyordu.

Karşısında tanımadığım bir gazeteci vardı.

Masanın üzerinden bir zarf uzatıyordu.

Esra alçak sesle gülümsedi.

"Yarın bütün manşetlerde onları istiyorum."

"Kızın adını özellikle yazın."

"Onu herkesin önünde rezil edeceğiz."

Gazeteci başını salladı.

"Merak etmeyin."

"Gereken yapılacak."

Salon bir anda uğultuyla doldu.

"Yok artık..."

"Bu planlanmış."

"Kadın resmen kumpas kurmuş."

"Kız suçsuzmuş."

Karan yeniden konuşmaya başladı.

"Şimdi..."

"Ben konuşacağım."

Derin bir nefes aldı.

"Bugüne kadar hiçbir kadınla birlikte olmadım."

Salonda şaşkın bakışlar oluştu.

Çünkü kadınlardan nefret ettiğim için

"Kimseye güvenemediğim için."

Bir an sustu.

Bakışları salonda dolaştı.

Sonra...

Doğrudan bana baktı.

İlk kez...

Herkesin içinde.

"Bütün hayatım boyunca..."

"İlk defa bir kadını gerçekten sevdim."

Neden bana bakıyordu ki

"Ama bunu ona söylemeye cesaret edemedim."

"Çünkü sevgimin..."

"Ona zarar vermesinden korktum."

"Onu kendimden bile sakındım."

Salonda çıt çıkmıyordu.

Karan'ın sesi yeniden yükseldi.

"Ve herkes şunu iyi dinlesin."

"Sevdiğim kadın..."

"Esra Karahan değildir."

"Asla olmadı."

"Asla da olmayacak."

"Benim sevdiğim kadını kimsenin üzmesine..."

"Kimsenin adını kirletmesine..."

"Kimsenin iftira atmasına izin vermem."

Salon yeniden uğultuyla doldu.

"Demek ki Esra yalan söylüyormuş."

"Bu yüzden kız ağlıyormuş."

"Biz yanlış kişiyi suçlamışız."

"Karan Bey'in yanında duran kız..."

"Meğer olayların asıl mağduruymuş."

Az önce beni suçlayan insanların yüz ifadeleri tek tek değişiyordu.

Birbirlerine bakıyor, fısıldaşıyor,

şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı.

"Bir fotoğraf bin yalan anlatabilir; ama tek bir gerçek hepsini susturur."

Esra ise olduğu yerde donup kalmıştı.

Yüzündeki o kendinden emin gülümseme çoktan silinmişti.

Karan kürsüden yavaşça indi.

Gözleri bir an bile benden ayrılmıyordu.

Ben ise nefes almayı unutmuştum.

Gazeteciler bir anda Esra'nın etrafını sardı.

"Esra Hanım! Videolar hakkında ne söyleyeceksiniz?"

"Bu görüntüler gerçek mi?"

"Derya Hanım'a iftira attığınız doğru mu?"

"Magazin haberlerini siz mi planladınız?"

Esra'nın dudakları titredi.

"Ben..."

"O..."

Konuşamıyordu.

Tam o sırada kalabalığın arasından ince ama öfkeli bir kahkaha yükseldi.

Esra başını kaldırdı.

Bakışları doğrudan bana kilitlendi.

İnsanların arasından bana doğru yürüdü.

Koruma ekipleri önünü kesmek istedi.

Karan tek eliyle onları durdurdu.

"Dokunmayın."

Sesi sakindi.

"Açıklamasını yapsın."

Esra önümde durdu.

Gözleri öfkeyle parlıyordu.

"Bunu sen yaptın."

Başımı yavaşç