Keşfet

yeni yuva

Gölgede açan çiçek

‎🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷🪷

‎

‎Arabanın içindeki sessizlik beni huzursuz ediyordu.

‎

‎Karan ise karşı koltukta oturmuş dosyalarını inceliyord

‎

‎Ne telefonuyla ilgileniyor ne de benimle konuşuyordu.

‎

‎Sanki orada değilmişim gibi davranıyordu.

‎

‎Dayanamadım.

‎Nereye gidiyoruz?

‎Ankara'ya

‎Ne? Birden panikledim başka bir şehre gidiceğimizi bilmiyordum değişikliklerden nefret ederdim alişmam zaman alırdı sakinleşmeye çalişarak korktuğumu belli etmemeye caliştim korksam bile bunun kimsenin bilmesine gerek yoktu

‎

‎"Evde başka kimler var?"

‎Diye sordum

‎

‎"Çalışanlar."

‎

‎"Başka?"

‎

‎"Başka ne?"

‎

‎"Aileniz mesela."

‎

‎Soruyu sorar sormaz pişman oldum.

‎

‎Karan'ın çenesi gerildi.

‎

‎Bakışları yavaşça bana döndü.

‎

‎İlk kez yüzündeki sakin ifade değişmişti.

‎

‎"Seni ilgilendirmez."

‎

‎Boğazım düğümlendi.

‎

‎"Ben sadece..."

‎

‎"Sorduğun sorunun cevabını vermek zorunda değilim."

‎

‎Başımı hemen önüme eğdim.

‎

‎"Özür dilerim."

‎

‎Bir süre sessizlik oldu.

‎

‎Arabanın motor sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu.

‎

‎Parmaklarımı çantamın üzerinde birbirine geçirdim.

‎

‎Bir daha konuşmamaya karar vermiştim.

‎

‎Ama birkaç dakika sonra yine dayanamadım.

‎

‎Çünkü sessizlik korkutucuydu.

‎

‎Çünkü konuşmazsam düşünüyordum.

‎

‎Düşündükçe korkuyordum.

‎

‎"Kemal Dede sizi nereden tanıyordu?"

‎

‎Bu kez Karan gözlerini kapattı.

‎

‎Sanki sabrını zorlayan bir şeyle uğraşıyormuş gibi.

‎

‎"Derya."

‎

‎Sesi sakindi.

‎

‎Ama bu sakinliğin altında bir uyarı vardı.

‎

‎"Ne?"

‎

‎"Sürekli konuşmak zorunda değilsin."

‎

‎Yanaklarım kızardı.

‎

‎"Ben..."

‎

‎"Ve her merak ettiğini sormak zorunda da değilsin."

‎

‎Yutkundum.

‎

‎Karan başını koltuğa yasladı.

‎

‎"Evime gidiyoruz."

‎

‎"Tamam."

‎

‎"Orada kalacaksın."

‎

‎Hıhı

‎

‎"Bunun dışında bilmen gereken şeyleri ben söylerim."

‎

‎Bu söz canımı sıkmıştı.

‎

‎Küçük bir çocuk gibi hissetmiştim.

‎

‎Ama sesimi çıkaramadım.

‎

‎Çünkü adamın yüzündeki ifade çok netti.

‎

‎Karan konuşmayı sevmiyordu.

‎

‎Ve şu anda sinirlenmeye başladığını anlamak için dahi olmaya gerek yoktu.

‎

‎Çenesi kasılmıştı.

‎

‎Bakışları sertleşmişti.

‎

‎Sanki yıllardır kimsenin ona bu kadar çok soru sormasına alışık değildi.

‎

‎Ben ise ilk kez bu kadar sessiz bir insanla aynı arabada bulunuyordum.

‎

‎Ve yolun geri kalanı ikimiz için de oldukça uzun geçeceğe benziyordu.

‎

‎

‎---

‎

‎

‎

‎Bir süre sessizlik oldu.

‎

‎Arabanın motor sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu.

‎

‎Parmaklarımı çantamın üzerinde birbirine geçirdim.

‎

‎Bir daha konuşmamaya karar vermiştim.

‎

‎Ama birkaç dakika sonra yine dayanamadım.

‎

‎Çünkü sessizlik korkutucuydu.

‎

‎Çünkü konuşmazsam düşünüyordum.

‎

‎Düşündükçe korkuyordum.

‎

‎"Kemal Dede sizi nereden tanıyordu?"

‎

‎Bu kez Karan gözlerini kapattı.

‎

‎Sanki sabrını zorlayan bir şeyle uğraşıyormuş gibi.

‎

‎"Derya."

‎

‎Sesi sakindi.

‎

‎Ama bu sakinliğin altında bir uyarı vardı.

‎

‎"Ne?"

‎

‎"Sürekli konuşmak zorunda değilsin."

‎

‎Yanaklarım kızardı.

‎

‎"Ben..."

‎

‎"Ve her merak ettiğini sormak zorunda da değilsin."

‎

‎Yutkundum.

‎

‎

‎

‎

‎Ve yolun geri kalanı ikimiz için de oldukça uzun geçeceğe benziyordu.

‎

‎

‎---

‎

‎

‎ Ankara, İstanbul'dan daha soğuktu.

‎

‎Üzerimdeki, beni pek de ısıtmayan montuma sıkıca sarıldım.

‎

‎Akşam olmak üzereydi.

‎

‎Yol boyunca camdan dışarıyı izlemiş, ne kadar uzaklaştığımızı düşünmemeye çalışmıştım. Ama şimdi araba yavaşlayıp durduğunda kaçınılmaz gerçekle yüzleşiyordum.

‎

‎Artık buradaydım.

‎

‎Şoför kapıyı açarken derin bir nefes aldım ve arabadan indim.

‎

‎Başımı kaldırdığım anda önümde yükselen manzara karşısında olduğum yerde kaldım.

‎

‎Karşımda görkemli bir villa duruyordu.

‎

‎Hayır, villa demek haksızlık olurdu.

‎

‎Burası daha çok filmlerde görülen malikânelere benziyordu.

‎

‎Yüksek sütunlar, geniş camlar, kusursuz bir bahçe...

‎

‎Sanki yanlışlıkla başka bir dünyaya düşmüş gibiydim.

‎

‎Kendi kendime yutkundum.

‎

‎Böyle bir yerde gerçekten yaşayacak mıydım?

‎

‎Tam o sırada hareketlilik başladı.

‎

‎Siyah takım elbiseli adamlar sıra hâlinde dizilmişti.

‎

‎Hepsi dimdik duruyor, saygıyla başlarını eğiyordu.

‎

‎İçlerinden biri elinde siyah bir şemsiyeyle hızla Karan'a doğru ilerledi.

‎

‎Karan ise bunu son derece normal karşılıyormuş gibi davranıyordu.

‎

‎Sanki her gün böyle karşılanıyormuş gibi...

‎

‎Bu da beni daha çok geriyordu.

‎

‎Evin büyük kapısı açıldı.

‎

‎İçeriden iki kadın çıktı.

‎

‎Üzerlerindeki kıyafetlerden ev çalışanı olduklarını tahmin etmek zor değildi.

‎

‎Kadınlardan biri Karan'ın önünde hafifçe eğildi.

‎

‎- Hoş geldiniz efendim.

‎

‎Daha sonra ise bana dönüp sıcak bir gülümsemeyle konuştu.

‎

‎- Siz de hoş geldiniz, küçük hanımefendi.

‎

‎Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

‎

‎Kimse bana böyle hitap etmemişti.

‎

‎Ne yurtta...

‎

‎Ne de daha önce herhangi bir yerde.

‎

‎Şaşkınca başımı sallamakla yetindim.

‎

‎Belli belirsiz teşekkür ettim duyduklarını sanmıyorum

‎

‎Yanımda duran Karan'a baktım.

‎

‎O ise çoktan eve doğru yürümeye başlamıştı.

‎

‎Arkasına dönmeden konuştu.

‎

‎- Donacaksan kapıda beklemeye devam et.

‎

‎Kaşlarımı çattım.

‎

‎Bu adamın hoş geldin demek gibi bir alışkanlığı yoktu galiba.

‎Zaten niye desin ki adama yük oluyordum zaten birde bana yük oluyorsun teşekkür ederim evime hoşgeldinmi deseydi

‎

‎Çantamı biraz daha sıkı tutup peşinden yürüdüm.

‎

‎Çünkü korkuyor olsam da artık geri dönebileceğim bir yer yoktu.

‎

‎Ve o devasa kapının ardında beni nasıl bir hayatın beklediğine dair en ufak bir fikrim yoktu.

‎

‎

‎

‎

‎---

‎

‎Evin içine adım attığım anda sıcaklık yüzüme çarptı.

‎

‎Dışarıdaki keskin Ankara ayazından sonra içerisi bana neredeyse gerçek dışı gelmişti.

‎

‎Gözlerim istemsizce etrafta dolaştı.

‎

‎Yüksek tavanlar...

‎

‎Parlak mermer zeminler...

‎

‎Duvarlardaki tablolar...

‎

‎Hayatımda gördüğüm hiçbir yere benzemiyordu.

‎

‎Tam o sırada burnuma nefis bir koku geldi.

‎

‎Başımı çevirdiğimde kokunun mutfak olduğunu düşündüğüm bölümden geldiğini fark ettim.

‎

‎Yemek kokusu...

‎

‎Karnımın guruldamasına engel olamadım.

‎

‎Sabah yediğim birkaç lokmadan sonra doğru düzgün bir şey yememiştim.

‎

‎Aç olduğumu o an fark ettim.

‎

‎Elimi istemsizce karnıma götürdüm.

‎

‎Kimsenin dikkat etmediğini düşünüyordum.

‎

‎Ama yanılmışım.

‎

‎Karan göz ucuyla bana baktı.

‎

‎Sadece bir anlığına.

‎

‎Sonra bakışlarını tekrar önüne çevirdi.

‎

‎Yüzünde her zamanki gibi hiçbir ifade yoktu.

‎

‎Ceketini tek eliyle omzuna attı.

‎

‎Yorgun görünüyordu.

‎

‎Sanki saatler süren yol onu da bunaltmıştı.

‎

‎Merdivenlere yönelirken durdu.

‎

‎Ama bana dönmedi.

‎

‎Doğrudan çalışanlara seslendi.

‎

‎- Şu kıza boş odalardan birini hazırlayın.

‎

‎Sözleri havada asılı kaldı.

‎

‎Şu kız...

‎

‎Kaşlarım hafifçe çatıldı.

‎

‎Karan devam etti.

‎

‎- Üzerine düzgün bir şeyler giysin.

‎

‎İçimden homurdandım.

‎

‎Montuma baktım.

‎

‎Belki çok güzel değildi ama düzgün sayılırdı.

‎

‎- Yemek verin.

‎

‎Sonra birkaç saniye durdu.

‎

‎- Siz ilgilenin.

‎

‎Çalışanlar aynı anda başlarını salladılar.

‎

‎- Emredersiniz efendim.

‎

‎Karan yeniden yürümeye başladı.

‎

‎Merdivenlerin başına geldiğinde son bir şey daha söyledi.

‎

‎- Hakan'ı da çağırın. Odama gelsin.

‎

‎- Hemen efendim.

‎

‎Ve ardından yukarı çıktı.

‎

‎Arkasına dönüp bakmadı bile.

‎

‎Ben ise olduğum yerde kalmıştım.

‎

‎Birkaç saniye boyunca merdivenlere baktım.

‎

‎Sonra içimden geçirdim.

‎

‎"Şu kız mı?"

‎

‎"Benim bir adım vardı, değil mi?"

‎

‎Dudaklarımı birbirine bastırdım.

‎

‎Belki onun için gerçekten sadece "şu kız"dım.

‎

‎Kemal Dede'nin emaneti...

‎

‎Tamamlaması gereken bir görev...

‎

‎Katlanmak zorunda olduğu bir sorumluluk...

‎

‎Ama nedense bu düşünce canımı sıkmıştı.

‎

‎Çünkü ilk kez bir yere ait olma ihtimali doğmuşken, kendimi yine fazlalık gibi hissetmeye başlamıştım.

‎

‎Tam o sırada yanımdaki kadınlardan biri yumuşak bir sesle konuştu.

‎

‎- Acıkmış olmalısınız, küçük hanım.

‎

‎Başımı ona çevirdim.

‎

‎Kadın gülümsedi.

‎

‎- Önce karnınızı doyuralım, sonra odanızı gösteririz.

‎

‎Karnım o anda yeniden guruldadı.

‎

‎Ve ne yazık ki bu kez herkes duymuştu.

‎

‎

‎

‎

‎