Keşfet

yüzleşme

Gölgede açan çiçek

Mazhar alanson-yandım yandım🎧

"O narindi, güçsüz değildi."

Balzac

Sabah gözlerimi yavaşça açtığımda birkaç saniye tavana boş boş baktım.

Son günlerde yaşadıklarım yüzünden uyandığım her sabah ilk yaptığım şey aynıydı.

Elimi boynuma götürdüm.

Parmaklarım boş tenime değince içim istemsizce burkuldu.

Lotus kolyesi...

Masanın üzerindeydi.

Bir an gidip takmayı düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

İçimden gelmiyordu.

Yatağın kenarına oturup derin bir nefes aldım.

"Toparlan Derya."

Kimsenin senin ağladığını görmeye hakkı yoktu.

Banyoya girip yüzümü yıkadım. Soğuk su yanaklarıma değdikçe kendime gelmeye çalışıyordum. Saçlarımı topladım, dişlerimi fırçaladım. Aynadaki yorgun gözlerime birkaç saniye baktım.

"İyiyim."

Bu yalanı artık kendime söylemek alışkanlık olmuştu.

Dolabın kapağını açıp üzerime açık renk bir tişört, bol bir kot pantolon giydim. Rahat spor ayakkabılarımı ayağıma geçirirken dışarıdan kuş sesleri geliyordu.

Perdeyi araladım.

Bahçede çalışanlar çoktan güne başlamıştı.

Sanki dün yaşanan onca şey hiç olmamış gibiydi.

Kapım hafifçe çalındı.

"Girebilirsin."

İçeri giren çalışan kadın gülümseyerek bana baktı.

"Günaydın hanımefendi. Kahvaltı hazır."

Başımı salladım.

"Teşekkür ederim."

Bir an duraksadı.

"Karan Bey aşağıda sizi bekliyor."

Kalbim sebepsiz yere hızlandı.

"Beni mi?"

"Evet."

"Kahvaltıyı birlikte yapmak istediğini söyledi."

Kadın odadan çıkınca olduğum yerde kaldım.

Neden?

Dün gece konuştuklarımız yetmemiş miydi?

Yoksa yine açıklamak istediği bir şey mi vardı?

Derin bir nefes alıp odadan çıktım.

Merdivenlerden inerken salondan gelen kahve kokusu bütün konağı sarmıştı.

Karan her zamanki yerinde oturuyordu.

Üzerinde siyah gömleği vardı.

Gazeteyi elinde tutuyordu ama okumuyordu.

Beni fark ettiği anda gazeteyi katlayıp masaya bıraktı.

"Günaydın."

Başımı hafifçe eğdim.

"Günaydın."

Masaya oturdum.

Aramızda garip bir sessizlik vardı.

Çalışanlar kahvaltıyı hazırlarken ikimiz de konuşmuyorduk.

Tam çayıma uzanmıştım ki fincan elimden hafifçe kaydı.

Düşecekken Karan benden önce davranıp tuttu.

Parmaklarımız fincanın kulpunda birbirine değdi.

Refleksle elimi çektim.

"O kadar korkmana gerek yok."

Sesi sakindi.

"Korkmuyorum."

Başını hafifçe yana eğdi.

"Benden kaçıyorsun."

Çayımdan bir yudum aldım.

"Kaçmıyorum."

"O zaman neden gözlerimin içine bakmıyorsun?"

Cevap vermedim.

Çünkü cevabını ben de biliyordum.

Bakarsam...

Dayanamayacaktım.

Karan sandalyesini hafifçe geriye itti.

Yavaşça ayağa kalktı.

Ne yaptığını anlamadan yanıma geldi.

İçim istemsizce gerildi.

Ama geri çekilmedim.

Tam önümde durdu.

Bakışları yüzümde dolaştı.

Yanağıma düşen ince bir saç tutamını görünce elini yavaşça kaldırdı.

Bir an durdu.

Sanki izin ister gibi gözlerimin içine baktı.

Ben sadece ona baktım.

Ne geri çekildim...

Ne de itiraz ettim.

Parmaklarının tersi saçımı usulca kulağımın arkasına bıraktı.

Dokunuşu o kadar hafifti ki...

Kalbim göğsümde hızla çarpmaya başladı.

Elini hemen çekmedi.

Bir anlığına yanağımın yanında kaldı.

Sonra derin bir nefes verdi.

"Derya..."

Sesi bu kez çok yumuşaktı.

"Kendini bu kadar üzme."

Gözlerim dolacak gibi oldu.

"Kendimi üzmüyorum."

"Dün gece uyumadın."

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.

"Nereden biliyorsun?"

"Gözlerinin altı söylüyor."

İstemeden gülümsedim.

Yukarı çıkıp cokip açık renkli bir tişört, bol bir kot pantolon giydim. Evin bahçesine çıkınca sabahın serinliği yüzüme çarptı.

Çiçeklerin arasına eğilip açan beyaz papatyaları seyrettim.

Çocukken annem...

"Çiçekler insanın içini iyileştirir." derdi.

Belki de bu yüzden bahçeye çıkmayı seviyordum.

Tam o sırada giriş kapısında bir hareketlilik oldu.

Güvenlik görevlilerinden biri kapının önünde duran orta yaşlı bir adamla konuşuyordu.

Adamın yüzünü tam seçemiyordum.

Üzerindeki eski ceket...

Yorgun duruşu...

Saçlarına düşen beyazlar...

Bir an başını kaldırdı.

Kalbim duracak gibi oldu.

"D... baba..."

Dudaklarımdan dökülen kelimeyi ben bile duymadım.

Adamın gözleri benim gözlerimle buluştu.

Sadece birkaç saniye...

Sonra telaşla başını çevirdi.

Kapının önünde bekleyen sarı taksinin kapısını açıp hızla içine bindi.

"Dur!"

Hiç düşünmeden koşmaya başladım.

"Baba!"

Ayaklarımın altındaki taşlar kayıyordu.

"N'olur gitme!"

Taksi çoktan hareket etmişti.

Koşuyordum.

Nefesim kesiliyordu.

Ama duramıyordum.

"Babaaa!"

Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken dizlerimin üzerine çöktüm.

Gitti...

Yine gitmişti.

Yıllar önce olduğu gibi...

Arkamdan koşan ayak seslerini duydum.

"Derya!"

Karan...

Kolumdan nazikçe tuttu.

"Nefes al."

Ben ise hıçkırıklarımın arasından konuşmaya çalışıyordum.

"Gördün mü?"

"Babamdı..."

"Seni gördüm."

"Demek..."

"Hâlâ beni hatırlıyor."

"Demek beni tamamen unutmamış."

Sesim titriyordu.

"Belki..."

"Belki konuşmaya gelmişti."

"Belki yıllardır gelememişti."

"Belki..."

Karan tek kelime etmiyordu.

Sadece bana bakıyordu.

Ama gözlerinde alışık olmadığım bir öfke vardı.

Bana değil...

Başka birine.

Usulca ayağa kalkmama yardım etti.

"Eve gidelim."

Başımı iki yana salladım.

"Gitmek istemiyorum."

"Derya..."

"Lütfen."

Artık gücüm kalmamıştı.

Sessizce onunla birlikte konağa döndüm.

---

Odamın kapısını kapatır kapatmaz yatağın üzerine oturdum.

Artık gözyaşlarımı tutamıyordum.

"Niye..."

"Niye yine gittin?"

"Eğer beni görmek istemeseydin..."

"Neden bana baktın?"

Yüzümü ellerimin arasına sakladım.

Hıçkırıklarım bütün odayı dolduruyordu.

---

Karan kapının önüne kadar gelmişti.

Elini kapıya kaldırdı.

Tam vuracakken vazgeçti.

İçeriden gelen ağlama sesleri...

Onun kalbine bıçak gibi saplanıyordu.

Hiçbir kelime...

O acıyı dindiremezdi.

Sessizce merdivenlerden aşağı indi.

Salonun köşesinde yıllardır kullanılmayan siyah piyano duruyordu.

Yavaşça taburesine oturdu.

Parmaklarını tuşların üzerine bıraktı.

İlk nota duyulduğunda bütün konak sessizliğe gömüldü.

---

Odamda ağlamaya devam ederken kulağıma hafif bir melodi geldi.

Başımı kaldırdım.

Piyano...

Ayağa kalkıp kapıyı araladım.

Merdiven boşluğundan aşağı baktığımda Karan'ı gördüm.

Başını eğmişti.

Gözleri tuşlardaydı.

Hiç konuşmuyordu.

Sanki söyleyemediği her şeyi notalara anlatıyordu.

Melodi öylesine hüzünlüydü ki...

Bir anlığına ağlamayı unuttum.

Kapının kenarına yaslandım.

Sessizce onu dinledim.

Karan başını hiç kaldırmadı.

Ama nedense...

O melodinin bana çalındığını hissediyordum.

Ve o an ilk kez...

Bir insanın, tek kelime etmeden de "Yanındayım." diyebileceğini öğrendim.

Karan son notaya bastıktan sonra parmaklarını yavaşça tuşların üzerinden çekti.

Salon yeniden sessizliğe gömüldü.

Merdivenlerin başında öylece durmuş onu izliyordum.

İçimdeki ağrı hâlâ dinmemişti ama...

Biraz olsun nefes alabiliyordum.

Yavaşça merdivenlerden indim.

Piyanonun birkaç adım önünde durdum.

"Bana..."

"...iyi geldi."

Karan başını kaldırdı.

Bakışları yorgundu.

"Piyano."

"İyi geldi."

İlk kez dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Ama..."

"Bir keresinde senden bana piyano çalmanı istemiştim."

"Hatırlıyor musun?"

Karan'ın yüzündeki ifade değişti.

Elini piyanonun kapağında gezdirdi.

"Hatırlıyorum."

"O gün seni terslemiştim."

Başımı hafifçe salladım.

"Evet."

"Neden?"

Uzun süre sustu.

Sanki yıllardır kilitli tuttuğu bir kapının önünde bekliyordu.

Sesi ilk kez bu kadar soğuktu.

"Çalmayı da..."

"Sevmeyi de."

Derin bir nefes aldı.

"Sonra..."

"...ondan öğrendim nefret ettim."karanın o diye bahsettiği kişi kimdi ki?

Adını bile anmak istemediğim tek insan..."

İçimde garip bir sızı oluştu.

kelime duyduğumu hatırlamıyordum.

"Bu piyano yıllardır burada duruyor."

"Kimse çalmıyor."

"Ben de dokunmuyordum."

Parmaklarını tuşların üzerinde gezdirdi.

"Çünkü her nota..."

"...onu hatırlatıyordu."

Sessizlik çöktü.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

"Ama bugün..."

"Sen ağlıyordun."

"Ve seni susturabilecek hiçbir kelime bulamadım."

Bakışları gözlerimin içine işledi.

"Ben de..."

"...nefret ettiğim şeye dokundum."

"Sırf sen biraz olsun iyi hissedersin diye."

Onun yüzünde Tüm kadınlardan nefret ettim

Boğazım düğümlendi.

Ne diyeceğimi bilemiyordum.

Karan yavaşça ayağa kalktı.

"Demek i