Keşfet

YENİ BİR İSİM

GÖLGELERİN ARDINDA

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sabahlar birbirine benzerdi.

Koridorlarda hızlı adımlar, arada çalan telefonlar, odalardan taşan konuşmalar ve bir yerlerden gelen kahve kokusu…

Benim için de sıradan bir sabahtı.

En azından o sabahın ilerleyen saatlerinde hayatımın bu kadar değişeceğini bilmiyordum.

Saat sekizi biraz geçiyordu. Elimde kahvem, diğer elimde birkaç dosyayla ekip odasına doğru ilerlerken telefonum çaldı.

Ekranda Esra yazıyordu.

Aramayı açtım.

"Neredesin?"

"Koridordayım."

"Koridorun neresindesin?"

"Bu nasıl soru?"

"Çünkü on dakikadır seni bekliyorum."

"Esra, daha mesai başlamadı."

"Başladı."

"Başlamadı."

"Başladı."

"Başlamadı."

"Gel de bunu yüzüme söyle."

Gülümsedim.

"İki dakikaya oradayım."

"Bir dakika."

"Tamam."

Telefonu kapattım.

Ekip odasının kapısını açtığımda içerideki sesler koridora kadar taşıyordu.

İlk duyduğum şey Aras'ın sesiydi.

"Ben söylüyorum, bu dosyanın kaybolmasının sorumlusu ben değilim.”

Zeynep bilgisayarının başından kafasını kaldırmadan cevap verdi.

“Dosyayı en son sen aldın.”

“Evet.”

“Sonra?”

“Sonra masaya bıraktım.”

“Masaya bırakmadın.”

“Bıraktım.”

“Aras.”

“Efendim?”

“Dosya şu an nerede?"

Aras sustu.

Elvin kahkahayı patlattı.

"İşte bunu ben de soruyorum."

"Dosyayı bulacağım."

"Ne zaman?"

"Yakında."

"Ne kadar yakın?"

Aras cevap vermeden önce bana baktı.

"Bu sorgu ortamından hoşlanmadım."

Odadaki birkaç kişi aynı anda güldü.

Gülerek çantamı sandalyeme bıraktım.

"Sen polissin Aras. Sorgulanmaya alışık ol."

"Ben sorgulayan taraftayım."

"Bugün değilmişsin demek ki."

Zeynep bilgisayarların bulunduğu taraftan bize döndü.

"Sabah kahvaltısı niyetine Aras'ı yemeyin."

"Benim tarafımı tutuyorsun sandım."

"Hayır."

"Teşekkürler."

Zeynep tekrar ekranına döndü.

Odanın bir tarafında yan yana duran iki küçük çalışma masasında Zeynep ve Gökçe bilgisayarlarıyla uğraşıyordu. Gökçe ekrana öylesine dalmıştı ki odaya girdiğimi bile fark etmemişti.

Serkan ise elindeki dosyayı okuyordu.

Esra benim yanıma gelip kahveme baktı.

"Benim için mi aldın?"

"Hayır."

"Arkadaşlığımız burada bitmiştir."

"Kahve istiyorsan kantine git."

"Sen almışken?"

"Ben niye alıyorum?"

"Çünkü arkadaşız."

"Bu nasıl bir mantık?"

"Gayet güzel bir mantık."

Tam o sırada Orhan abi içeri girdi.

Hepimiz dönüp baktık.

Orhan abi ekibin en büyüğüydü. Yaşça hepimizden ilerideydi ve sadece rütbesi yüzünden değil, yıllardır bizimle olan tavrı nedeniyle de hepimizin saygısını kazanmıştı.

Odaya girdiğinde sesler doğal olarak biraz azaldı.

"Sabah sabah neyin muhabbeti bu?"

Aras hemen atıldı.

"Orhan abi, ben haksız yere suçlanıyorum."

Orhan abi ona baktı.

"Ne yaptın?"

"Hiç."

"Dosya nerede?"

Aras sustu.

Orhan abi başını iki yana salladı.

"Senin şu 'hiçbir şey yapmadım' cümlenden sonra genelde bir şey çıkıyor."

Odanın içinden kahkahalar yükseldi.

Aras ellerini iki yana açtı.

"Ben burada yalnızım."

"Yalnız değilsin," dedi Serkan. "Hepimiz sana karşıyız."

"Bu ekipte adalet yok."

"Var," dedi Orhan abi. "Ama senin istediğin gibi değil."

Tekrar güldük.

Ben de sandalyeme oturup kahvemden bir yudum aldım.

İşte bizim ekip böyleydi.

Dışarıdan bakan biri, bu insanların aynı odada ciddi bir iş yapabileceğine inanmayabilirdi.

Ama konu işe geldiğinde herkes değişirdi.

Herkes görevini bilirdi.

Herkes birbirine güvenirdi.

Ve belki de bizi güçlü yapan şey buydu.

Tam o sırada Orhan abi elindeki dosyaları masanın üzerine bıraktı.

"Tamam, çocuklar. Bir dakika."

Odadaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.

Orhan abi sandalyelerden birine yaslandı.

"Bugün ekibe yeni biri katılıyor."

Aras'ın yüzünde anında merak belirdi.

"Kim?"

Orhan abi ona baktı.

"Bir dakika bekle."

"Ben beklemeyi sevmiyorum."

"Fark ettim."

Esra bana doğru eğildi.

"Sen biliyor musun?"

"Hayır."

"Ben de bilmiyorum."

Erdem sandalyesinde arkasına yaslanmış, sessizce bizi dinliyordu.

Orhan abi devam etti.

"Emniyette daha önce farklı bir ekipte görev yapan bir komiser. Bundan sonra bizim ekiple çalışacak."

"Adı?" diye sordu Serkan.

"Emir Koral."

Erdem'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Önce birkaç saniye boş boş baktı.

Sonra doğruldu.

"Emir mi?"

Orhan abi başını salladı.

"Evet."

Erdem'in yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

"Vay be."

Ben ona baktım.

"Tanıyor musun?"

"Tanıyor muyum?"

Erdem kısa bir kahkaha attı.

"Ben bu adamı senden daha uzun zamandır tanıyorum."

Orhan abi başını salladı.

"Liseden beri."

"Ne liseden beri?" diye sordu Aras.

Erdem ona baktı.

"Emir'le."

"Yani?"

"Liseden beri arkadaşız."

Aras'ın gözleri büyüdü.

"Nasıl hiç bahsetmedin?"

"Her gün hayatımdaki herkesi size anlatmak zorunda mıyım?"

"Ben anlatıyorum."

"Senin hayatında anlatacak bir şey yok."

Aras'ın yüzü düştü.

"Bu çok ağırdı."

Elvin gülerek Aras'ın omzuna dokundu.

"Gerçekler acıdır."

Erdem hâlâ kapıya bakıyordu.

"Gerçekten geliyor mu?"

Orhan abi gülümsedi.

"Birazdan burada."

Erdem'in yüzündeki heyecanı görünce istemsizce ben de gülümsedim.

Erdem normalde bile hareketli biriydi.

Ama bu kez farklıydı.

Belli ki gerçekten özlemişti.

Birkaç dakika sonra kapı açıldı.

Ve Emir Koral içeri girdi.

Onu daha önce birkaç kez görmüştüm.

Aynı emniyette çalışıyorduk sonuçta.

Ama insan birini uzaktan görmekle aynı odada görmek arasında fark olduğunu o an anladı.

Emir uzun boyluydu. Tahminimce 1.96 civarları.

Koyu kahverengi saçları hafif dağınıktı. Yüzü sakindi. Üzerinde sivil kıyafetler vardı ve ilk dikkatimi çeken şey, buradan ela gibi görünen gözleriyle etrafındaki her şeyi sessizce gözlemlemesiydi.

Öyle boş boş bakmıyordu.

Odaya girer girmez herkesin nerede olduğunu, masadaki dosyaları, bilgisayarların bulunduğu tarafı, kısacası ortamı birkaç saniye içinde süzdü.

Sonra bakışları Orhan abiye döndü.

"Orhan abi."

"Hoş geldin Emir."

"Hoş bulduk."

Erdem çoktan ayağa kalkmıştı.

"Lan!"

Emir'in yüzünde ilk kez belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Erdem."

Erdem yanına gidip ona sarıldı.

"Ulan kaç yıl oldu?"

"Abartma."

"Abartmıyorum."

"Epey oldu."

"Sen hiç değişmemişsin."

Emir ona baktı.

"Sen de."

"Ben daha yakışıklı oldum."

Emir'in yüzü yeniden ifadesizleşti.

"Onu tartışırız."

Odadaki herkes güldü.

Erdem kolunu Emir'in omzuna attı.

"Gel, sana şu ekibi tanıtayım."

"Tanıyorum."

Erdem kaşlarını kaldırdı.

"Tanıyor musun?"

Emir başını salladı.

"Çoğunu."

Aras hemen ortaya atıldı.

"Benim hakkımda ne biliyorsun?"

Emir ona baktı.

"Dosya kaybettiğini."

Oda bir anda kahkahaya boğuldu.

Aras şaşkınlıkla Orhan abiye baktı.

Anlaşılan o ki emniyette Aras'ın kaybettiği dosyayı duymayan kalmamıştı.

"Başkomiserim, daha adam gelir gelmez beni hedef aldı."

Orhan abi gülümsedi.

"Demek ki hızlı adapte olmuş."

Erdem kahkaha atıyordu.

"İşte bu yüzden seni özledim."

Emir başını iki yana salladı.

Ben de gülümsedim.

Erdem'in Emir'in yanında ne kadar rahat olduğu hemen belli oluyordu.

Emir çok konuşmuyordu.

Ama Erdem'le arasında yılların getirdiği başka bir rahatlık vardı. Bazen sadece bakışarak bile anlaşıyor gibiydiler.

Erdem herkesi tek tek göstermeye başladı.

"Zaten Derya'yı biliyorsun."

Emir'in bakışları bana döndü.

"Evet."

"Komiser Derya Atasoy."

"Memnun oldum."

"Ben de."

Erdem devam etti.

"Esra."

Esra elini kaldırdı.

"Merhaba."

"Merhaba."

"Ben seni biliyorum."

Emir ona baktı.

"Nereden?"

"Emniyetten."

"Doğrudur."

Esra bana bakıp sessizce güldü.

Sonra Erdem diğerlerini tanıttı.

Serkan

Zeynep

Aras

Elvin

Gökçe

Emir hepsini dikkatle dinledi.

Gereksiz hiçbir şey söylemedi.

Ama sorulan bir soruya cevap verirken kısa da olsa net konuşuyordu.

Bir süre sonra Orhan abi yeniden söze girdi.

"Tamam. Tanışma faslı yeter. Emir, bundan sonra burası senin de yerin."

Emir başını salladı.

"Sağ ol Orhan abi."

"Rica ederim."

Orhan abi masanın üzerindeki dosyalardan birini aldı.

"Zaten boş oturmayacaksın."

Aras mırıldandı.

"Biz de boş oturmuyoruz."

Zeynep hemen döndü.

"Sen oturuyorsun."

"Ben psikolojik olarak çalışıyorum."

Gökçe bilgisayarından başını kaldırmadan konuştu.

"Sen psikolojik olarak bil