Keşfet

1

Güç rüzgarı

1

Bugün 18 yaşıma girdim... Ama içimdeki kurt hâlâ derin bir uykuda, tek bir nefes bile vermiyor. Babam haftalardır bunun nedenini araştırıyor; diyara nam salmış en güçlü büyücüler, akil insanlar gelip gitti ama hiçbiri bu sessizliğe mantıklı tek bir açıklama dahi bulamadı. Klanda her geçen gün üzerimde toplanan o acıyan, küçümseyen bakışları hissetmek artık canımı yakıyor.

​Tam bunları günlüğüme yazıp içimdeki sıkıntıyı sayfalara dökerken, koridorun sonundaki çalışma odasından aniden kulakları tırmalayan, keskin bir kırılma sesi yükseldi.

​Kalbim göğsümü delercesine çarpmaya başladı. Merak ve endişeyle kalemi masaya bırakıp sesin geldiği yöne doğru koştum. Odaya adımımı attığımda gördüğüm manzara karşısında kanım dondu: Klanın yüzyıllardır korunan en kutsal, en güçlü büyülü nesnesi olan Gümüş Mühür yerlerde paramparçaydı. Parlak gümüş kırıkları odaya saçılmıştı.

​Mührün yanı başında duran ikizim Klara yavaşça bana döndü. Ne olduğunu sormama bile fırsat kalmadan, sanki aklını yitirmiş gibi bir anda "Faith! Niye kırdın mühürü? Ne yaptın sen?!" diye bağırmaya başladı.

​O sırada gürültüye babam ve annem muhafızlarla birlikte içeri döküldü. Klara, annemlerin içeri girdiğini gördüğü an hıçkırıklara boğularak babamın dizlerine kapandı:

​"Babacım, onu durdurmaya çalıştım..." diye inledi, gözlerinden sahte yaşlar süzülürken. "Faith içindeki kurdu uyandıramadığı için öfkelıydı, çıldırmış gibiydi! Kurdunu bulmak, gücünü zorla almak için kara büyüyle mührü kullanmaya çalıştı! Yapma dedim ama dinlemedi, mührü kırdı! Onu kendi gözlerimle gördüm!"

​Şok içinde önce Klara’ya, sonra dehşetle bana bakan aileme döndüm. "Ben yapmadım!" dedim. Sesimdeki titremeyi engelleyemiyordum ama gözlerimi dik tutmaya çalışarak haykırdım: "Yemin ederim ben kırmadım! Ben odaya yeni geldim!"

​Ama kimse beni dinlemiyordu. Birlikte büyüdüğüm ikizim; kendi hatasını, kendi beceriksizliğini kapatmak için beni tereddüt etmeden ateşe atıyordu. Kanımdan, canımdan olan insanın bu ihaneti karşısında nefesim kesildi.

​Ailemin gözlerinde beliren hayal kırıklığı ve nefret, kalbime saplanan bir bıçaktan farksızdı. Babam bir adım öne çıktı. Yüzündeki ifade tamamen taşlaşmıştı, sesinde en ufak bir merhamet kırıntısı yoktu:

​"Sana bu klanda bir yer verdik Faith! Kurdun uyanmadı, yine de seni bağrımıza bastık, ezdirmedik. Ama ihaneti ve kara büyüyü asla affetmeyiz! Bu geceden itibaren benim öyle bir kızım yok. Adını, soyunu ve bu toprakları terk et!"

​"Baba, lütfen! En azından odama gidip üstüme bir şeyler alayım, dinleyin beni!" diye yalvardım.

​Ancak babam arkasını döndü. "Hiçbir şey almaya hakkın yok. Bu klandan tek bir çöp bile götüremezsin!" dedi soğukça.

​Muhafızlar iki kolumdan sertçe yakaladı. Sürüklenerek koridorlardan çıkarılırken annemin yüzünü kapatıp arkasını döndüğünü, Klara'nın ise babamın arkasından bana gizli bir zafer gülümsemesiyle baktığını gördüm. Odama girmeme, üzerime kalın bir kıyafet almama dahi izin vermediler.

​Gece, klanın üzerini siyah bir örtü gibi kaplamıştı. Dışarıda dondurucu bir fırtına uğulduyor, rüzgar adeta yeri göğü inletiyordu. Muhafızlar beni klanın devasa ulu kapısının önüne kadar sürükleyip fırtınanın ortasına savurdu.

​Ağır ahşap kapı büyük bir gürültüyle yüzüme kapandı ve kilitlendi. Dondurucu rüzgar üzerimdeki incecik elbiseyi delip geçerken kemiklerime kadar titredim. Cebimde beş para yoktu, üzerimde beni koruyacak bir palto bile yoktu. Arkamda bıraktığım aileme ve beni sırtımdan bıçaklayan ikizime son kez baktım. Gözyaşlarım yanağımdan süzülürken, her damla, içimde yerini yakıcı, kapkaranlık bir öfkeye bıraktı.

Gümüş mühür, yüzyıllardır klanımızı koruyan en kutsal kalkanımızdı; onun kırılması, ailemizin ve tüm ocağın üzerine çökecek büyük bir uğursuzluğun, felaketin habercisiydi. Ama onlar gerçeği aramak yerine, bu uğursuzluğun faturasını bana kesmeyi seçmişlerdi.

​Kapanan ağır kapıya son bir kez baktım. Burada daha fazla dikilmenin, yalvarmanın anlamı yoktu. Zaten herkes beni kurdu uyanmadı diye yıllardır "uğursuz" gözüyle izliyordu; şimdi o kutsal mührü benim kırdığım yalanı duyulursa, o klanda bir gün bile yaşayamazdım. Nefret dolu bakışlar arasında, baskı altında yaşardım ve daha da kötüsü öldürülürdüm.

​Derin bir nefes çektim içime. Dondurucu soğuk ciğerlerimi bıçak gibi keserken, bu acı beni zayıflatmak yerine, aksine bileyliyordu. Arkamı dönüp klanın sıcak ışıklarını geride bıraktım ve önümde uzanan, gecenin en karanlık tonuna bürünen Yasak Orman’a doğru yürümeye başladım.

Yasak Orman’ın ardında saklanan karanlık, sadece vahşi yaratıklardan ibaret değildi. Buranın "Yasak Orman" olarak anılmasının asıl sebebi, asırlardır süregelen amansız klan düşmanlığıydı. Bizim klanımız ile sınırın ötesindeki düşman klan arasında kanla çizilmiş bir çizgiydi bu orman. Ne onlar bizim diyarımıza adım atabilirdi ne de biz onların topraklarına girmeyi cüret edebilirdik. Geçen herkes, sorgusuz sualsiz bir hain ya da düşman kabul edilip avlanırdı.

​Şimdi ise kendi öz klanım, beni bile bile düşmanın kucağına, bu ölümcül sınırın ortasına atmıştı.

Yorumlar

  • Es Es: Kesinlikle üzücü ama her gerçek ortaya çıkar bir gün ve adalet sağlanır
  • Umut Dündar: Kardeşinin suçu için seni harcaması çok üzücü keşke bu olmasaydı
  • Es Es: Kara büyü yasak olduğu için ön yargılı davranıyor, varis olması için kurt şekline girmesi gerek ve varis olmak için yaptı sanıyor babası.
  • Ceren Deniz: baba neden hiç anlamıyor bunu senin yetersizliğe katlanacak biri değilim
  • Es Es: Haberi bile yokken suçlu oldu işte
  • Es Es: Ön yargı ile ve sinirden öyle yaptı
  • Es Es: Zayıf noktasını bildiği için ikizi kolaylıkla iftira attı
  • Ahu Başar: sen sadece suçlu değilsin
  • Hazal Nur Vural: bu nasıl bir baba buna hakkı olmamalı!
  • Yasemin Yıldırım: Bu yaşananlar adalet değil herkes elini taşın altına koymalıydı
  • Es Es: Teşekkür ederim canım 🩷
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: Eline sağlık canım içi yaa