5

Hope’a baktım. "Emin misin güzelim, evinin orada olduğuna?"
Kafasını salladı. "Evet, babam karanlık diyarın lideri kurt adam Axel Keyl."
“Ah, Faith! Bela seni her yerde buluyor. Bir gün de sakin bir hayatın olsun be kızım!” diye söylendim içimden.
Ne olursa olsun, bu kızı ailesine sağ salim teslim edip Cennet Diyarı'na gidecektim.
Cennet Ormanı'na girdikten sonra kurtulmuş olurdum zaten. Rahat bir hayat, kendime ait bir evim ve iş bulup geçinip giderdim. Belki bir gün aşık olurdum, kaderde ne var bilemezdim.
Kısa bir mesafe kalmıştı, biraz soluklanıp devam edecektim çünkü yorulmuştum. Hope'a ve Max'a sarıldığım için artık üşümüyordum. Ayaklarım gece boyu yürümekten paramparça olmuştu ve üstelik açtım. Biraz daha sabretmem gerekti.
"İnelim mi biz? Yoruldun Faith."
"Yok güzelim, birazcık soluklanayım, devam ederiz olur mu?"
Kafasını salladı ve beni incelemeye başladı. Ona baktığımı görünce utandı ve bağrıma doğru başını gömdü. Onun bu haline kıkırdadım.
"Hadi bakalım yola devam Max ve Hope!"
Max, 'tamam', der gibi havaladi, Hope da olur anlamında başını salladı. Yavaşça ilerlemeye devam ettik.
Nihayet gelmiştik. Kapıda bir sürü muhafız vardı, muhtemelen hepsi etrafta Hope'u arıyordu. Beni görünce kaşlarını çattılar ve Hope'u görünce direkt yanımıza doğru koştular.
“Sen kimsin? Hope senin kucağında ne arıyor?” diye sordu muhafız. Ardından yanındaki askere döndü. “Efendimize haber verin! Çabuk!”
Hope'u yere koyacaktım ki beni bırakmak istemedi. "Güzelim eve geldik, inebilirsin." Kafasını sağa sola salladı. "Hayır, beni bırakma!" diye ağlamaya başladı.
Muhafız Hope'u almaya çalıştı ama Hope birden hırçınlaştı ve muhafıza vurmaya başladı. Şaşırmıştım, bu benim az önce tanıdığım narin Hope müydü? Neler oluyordu burada?
"Sakin ol, Hope. Ne oluyor, güzelim?” dedim.
Hope yaşlı gözlerle bana baktı.
“Sakin olun lütfen! Biraz bekleyin. Hope'un annesi ve babası nerede?” diye muhafıza sordum.
Hope sıkıca sarılmıştı bana. Max yere inmiş, tekrar kucağıma gelmek istiyordu, eğilip onu aldım.
Herkes şaşkınlıkla bize bakıyordu, ben de şaşkındım inanın.
Birden üzerimize karanlık bir gölge düştü ve simsiyah kocaman bir kurt ile sürüsü koşarak buraya doğru geliyordu. Şaşkınlıkla ve korkuyla olanlara bakıyordum. Hope hemen kafasını kaldırdı, "Baba, amca!" diye bağırdı.
Ürkekçe o tarafa bakıyordum. "Faith, sanki hiç kurt sürüsü görmedin, bu korkun neden?" diye kendi iç sesimle tartıştım.
"Hani onlar düşmanımız ya iç ses".
"Aa doğru, off akıl mı kaldı!"
Kurtlar birkaç adım ötemizde durdu. Ardından insan biçimine dönüşerek bize doğru koştular.
"Hope!” diye seslendi adam. “Neredeydin sen?” Ardından Hope’u kucağımdan aldı. Adam iri yarı ve oldukça uzun boyluydu.
Hope sıkıca sarıldı babasına, adam ise beni öldürecek gibi bakıyordu. "Kızımı sen mi buldun?"
Kafamı salladım. "Evet."
"Nerede buldun peki? Her yeri aradık bulamadık."
"Kızına sorarsın o anlatır, benim gitmem gerek, yolum uzun."
Beni süzdü, sonra kucağındaki kızına baktı. "Hope maalesef doğduğundan beri konuşamıyor."
Kaşlarımı çattım. "Nasıl yani? Beni Hope buraya getirdi ve konuşuyordu."
Herkes kaşlarını çatmıştı. "Hope, güzelim, konuşuyorsun benimle, bu gerçek mi?" diye sordum ona bakarak.
Hope utanarak bana baktı. "İlk defa biri beni duydu ve ben..." dedi gözleri dolu bir şekilde.
"Sen ne, güzelim?"
Hope tekrar bana baktı. "Ben bilmiyorum neden oldu, ben konuştum, sen duydun beni."
"Hope konuşuyor işte, duymuyor musunuz?"
Herkes tuhaf bir şekilde bana bakıyordu. "Kimse duymuyor onu, sanırım iyi değilsiniz," dedi bir adam.
"Amcama de ki ismi Henry ve gizli gizli birlikte tatlı yiyoruz babama demeden, inanır sana."
Hope'a gülümsedim. "Bu çok yanlış küçük hanım, babadan gizli iş çevirmek."
Hope kıkırdadı. "Henry bey, Hope dedi ki babasından gizli gizli tatlı yiyormuşsunuz, onu dersem bana inanırmışsınız."
Henry, şoka uğramış gibi bir bana bir de Hope’a bakıyordu.
"Henry, bu doğru mu? Ben ne diyorum ya... Hanımefendi, her şey için teşekkür ederim kızımı buldunuz, sizi tutmayalım artık."
Kafamı sallayıp gitmek üzereydim ki birden başım döndü. Etrafımdaki sesler birbirine karışmaya başladı. Dengemi korumaya çalıştım ama artık çok geçti. Dizlerimin bağı çözüldü ve her şey karanlığa gömüldü