Keşfet

7

Güç rüzgarı

Tüm masanın bakışları üzerime dikilmişti. Boğazım kurumuştu, elbisemin kumaşını sıkmaktan parmak boğumlarım beyazlaşmıştı. Axel’in o baskıcı varlığı ve masadakilerin şüphe dolu gözleri karşısında yalan söyleyebilir, sıradan bir yolcu olduğumu uydurabilirdim.

​Ama bakışlarım masanın başköşesinde heybetiyle duran Axel Keyl’e ve yanımda minik eliyle elime sarılan Hope’a kaydı. Bu masum çocuğun bana duyduğu saf güvene yalanla karşılık veremezdim.

​Derin bir nefes aldım. Bedenimi dikleştirdim ve sesimin salonda yankılanmasına izin verdim:

​"Sizden bir şey gizlemeyeceğim Axel Bey," dedim. Sesimdeki kararlılık, masadaki fısıltıları bir anda bıçak gibi kesti. "Ben Astran Klanı’ndan geliyorum. Astran klanının varisiyim, sürgün edildim. İkiz kız kardeşim Gümüş Mühür'ü benim kırdığımı iddia etti ve babam tarafından evden kovuldum. Ağabeyim yanımda olmadığı için kimse bana inanmadı. Amacım Cennet Ormanı'ndan geçip Cennet Diyarı'na gitmekti."

​Salondaki hava bir anda daha da ağırlaştı. Varisim demem, masadakilerin gözündeki şüphe ateşine adeta körükle gitmişti.

​Lea, hırsla öne atılıp acımasızca güldü. "Gördün mü Axel? Kendi ağzıyla söylüyor!" dedi parmağıyla beni göstererek. "Gümüş Mühür gibi kutsal bir emaneti kıracak kadar gözü dönmüş bir kadın bu! Ağabeyinin yokluğunu fırsat bilip kendi klanını, kendi halkını yok etmeye çalışmışsın sen! Şimdi de gelmiş burada bize masumiyet rolü oynuyorsun. Kendi klanına ihanet eden bir hain, buraya da sadece felaket getirir!"

​Masadaki yaşlı klan üyeleri de Lea'yı onaylarcasına başlarını sallayıp fısıldaşmaya başladılar. "Gümüş Mühür kırıldıysa Astran'ın büyüsü bozulmuş demektir... Kendi yuvasını yıkan biri buraya nasıl sığınır?" sesleri yükseliyordu.

​Axel Keyl, masanın başköşesinde devasa bir heykel gibi dikilmişti. Bakışları üzerimde baskı kurarken, bir sorgu yargıcı gibi ardı ardına sorularını sıralamaya başladı. Sesi soğuk ve deliciydi:

​"Gümüş Mühür sıradan bir nesne değil Faith. Onu bir kişinin tek başına kırması neredeyse imkansızdır. Klara sana bu suçlamayı atarken baban neden seni dinlemedi?"

​Yutkundum. "Çünkü Klara..."

​Axel sözümü kesti, soru sormaya devam etti: "Ağabeyin neredeydi peki? Bir varisin kardeşi olarak klanın kaderi sizin elinizdeyken ağabeyin neden yanında değildi? Nereye kayboldu?"

​Sessiz kaldığımı görünce masaya doğru bir adım daha yaklaştı. "Peki ikiz kardeşin Klara... Sana bu kumpası kurarken amacı neydi? Mührü kırıp suçu sana atarak ne kazanmayı hedefliyordu? Ve en önemlisi; kendi klanında dahi hain ilan edilmişken, neden Cennet Diyarı'na kaçmak yerine Yasak Orman'ın tam sınırında, benim kızımla karşılaştın? Bu gerçekten bir tesadüf mü, yoksa hepsi kurgulanmış bir oyun mu?"

​Lea zafer kazanmış gibi sırıtarak Axel'in yanına sokuldu. "Görüyorsun ya Axel, sorularına verecek tek bir mantıklı cevabı bile yok!"

​Tüm klanın ve Axel'in delici sorularının hedefindeydim. Başımdaki ağrı zonklarken, göğsüm sıkışıyordu.

"Ben... ben! diye kekeledim, güçlü birisin Faith konuş ve buradan çık git

Ayağa kalktım "bir amacım yoktu dediğim gibi oyuna geldim ve gücümü kullanarak ormandan sağ, sağlım çıktım. Sorunuza gelirsem, tam ormandan çıkıyordum bir ses duydum, Max'a sesleniyordu Hope. Onun sesine doğru gidiyordum ki ayağıma Max takıldı onuda aldım ve sese doğru yürüdüm. Hope'a sorun anlatsın yada onaylasın".

Hope'a baktım oda kafasını salladı, "yalan söyleme" diye çıkıştı Lea. "Hope doğdudan beri konuşamıyor!"

"Öyle mi? dedim kaşlarımı çatarak, Hope neden Max'ın ormana kaçtığını söyledin Lea?"

Herkesin ilgisi benden çıktı ve Lea'ya doğru baktılar, Bela'nın bana düşman gibi bakan bakışları değişti ve gerçek mi söylüyorum diye beni süzdü sonra Hope baktı. Amcası, babası, masadaki herkes. "Yalan söylüyor ben demedim öyle birşey"! dedi sinirle.

"Amcam doğru mu bu Lea mi söyledi?" Kafasını evet anlamında salladı Hope. "Faith yalan söylüyor mu? Hayır anlamında kafasını salladı bu sefer.

Lea ayağa kalktı usulca ve üstüme geldi "yalan söylüyorsun" diye bıçak çekti. Reflekse Hope arkama aldım ve bıçak darbesinin gelmesini bekledim. Gözümü sıkıca kapatmıştım, ama birşey olmadı. Lea'yı, Axel tutmuştu kolundan "kendine gel, muhafızlar götürün odasında kalacak ben diyene kadar!"

"Emredersiniz efendim" dediler ve Lea'yı alıp gittiler. Herkes birşeyler konuşuyordu, bütün salon yankılanıyordu sesle.

"Susun! diye bağırdı Axel.

"Sende baştan düzgünce anlat herseyi, ailen seni neden kovdu ve kızımı gerçekten diyor musun?"

Eğilip Hope’un titreyen elini sımsıkı tuttum. Onu sakinleştirmek için usulca sırtını okşadıktan sonra dik durdum ve Axel’in gözlerinin içine baktım:

​"Anlatayım..." dedim, sesimdeki titremeyi bastırarak. "Gümüş Mühür'e ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bir ses geldi ve odaya girdiğimde mühür kırılmıştı, ikizim yani Klara bağırmaya başladı nasıl mühürü kırarsın diye, babama yalan yanlış birşeyler anlattı ve babamda ona inandı" dedim üzülerek.

"Baban neden böyle kolaylıkla inandı?"

Derin bir nefes aldım, salondaki herkes nefesini tutmuş beni dinliyordu.

​"Çünkü ben farklıyım. Ben tam bir kurt değilim. Annemden bana geçen peri kanı var damarlarımda. Yarı peri, yarı kurdum. Ve doğduğum günden beri kurdum hiç ortaya çıkmadı, hiç dönüşemedim. Klanımda bu durum beni hep 'zayıf' ve 'eksik' kıldı. Ama peri gücüm Klara'dan daha iyi ve güçlü. Sırf kurdum ortaya çıkmadı diye babam bu yüzden bana hiçbir zaman destek olmadı. Ağabeyim sınıra gönderilmişti, Klara beni koruyacak kimse yokken bu tuzakla tek varis olmak istedi. Babam da bir 'eksik' kızla uğraşmak yerine Klara'ya inanıp beni sürgün etti."

​Bakışlarım Hope'a kaydı.

​"Kızına gelince... Yasak Orman'ın sınırında 'Gel Max, kaçma!' diye bağıran incecik bir çocuk sesi duydum. O benimle konuştu, ben de onu duydum. Bunun peri kanımdan gelen bir bağ mı olduğunu bilmiyorum ama Hope'un sesini duyuyorum. O gerçekten konuşuyor ve bana güveniyor."

​Axel duydukları karşısında öylece kalakaldı. Bella derin bir nefes verip ağabeyine baktı. Salondaki taş duvarlarda sadece şöminenin cılız çıtırtısı duyuluyordu.

Bella araya girdi "Hope'da yarı peri acaba ondan dolayı olabilir mi ağabey?"

Demek Hope da yarı periydi. Benim gibi...

Axel kafası karışmış gibi bakıyordu, bana ne olacaktı acaba? Beni bırakır miydi kızını kurtarmıştım.