Keşfet

8

Güç rüzgarı

Klanın yaşlı üyeleri aralarında fısıldaşmaya devam ederken, içlerinden biri dayanamayıp öne atıldı ve meşe masaya sertçe vurdu:

​"Axel! Gümüş Mühür'ü kırdığı iddia edilen, kendi klanından sürgün edilmiş bir kadını bu şatoda nasıl barındırırsın? Astran klanı onun burda olduğunu duyarsa, onun peşine düşerse bizi büyük bir savaşa sürüklersin!"

​Başka bir üye ise hemen karşı çıktı: "Ama kadın yarı peri! Ve doğduğundan beri tek kelime etmeyen Hope onun yanında duruyor. Bu bir tesadüf olamaz!"

​Salondaki fısıltılar ve üzerimdeki baskı giderek ağırlaşıyordu. Kendi klanımda bir fazlalıktım, burada da sadece felaket sebebi oluyordum. Zaten yeterince yük olmuştum.

​Yavaşça ayağa kalktım. Duruşumu dikleştirdim, omuzlarımdaki tüm o ağırlığa rağmen gururumu bırakmadım.

​"Tartışmanıza gerek yok," dedim, sesimdeki kararlılık salondaki fısıltıları bıçak gibi kesti. "Ben zaten kalıcı değilim. Hope’un iyi ve güvende olduğunu gördüm. Benim amacım Cennet Diyarı’na gitmekti. Bu yüzden şatodan ayrılacağım. Size yük olmak istemiyorum."

​Arkamı dönüp gitmek için ilk adımı attığım an, elbisemin kumaşında ani bir çekilme hissettim.

​Hope, elbisemin ucunu sımsıkı kavramıştı. Yüzü bembeyaz kesilmiş, gözlerinden iri yaşlar süzülmeye başlamıştı. Başını hızla sağa sola sallıyordu. Ardından minik elleriyle elimi tutup beni kendine doğru çekti.

​“Gitme Faith..."

​Hope'a baktım, gözlerinden yaşlar süzülüyordu ve onu öyle görmek canımı yaksada gitmem gerekti.

"Gitmem lazım güzelim, başka çarem yok".

Salondakilerin şaşkın bakışları arasında Hope konuşmaya devam etti:

​“babamla konuş gitme lütfen!.

​​Hope geriye çekilip yaşlı gözleriyle yüzüme baktı. Salondakiler ne konuştuğumuzu anlamadığı için nefeslerini tutmuş bize bakıyordu.

​Bella heyecanla öne atıldı: "Faith! Ne oldu? Sana bir şey mi söyledi?"

​Axel oturduğu yerden kalkıp yanımıza geldi. "Kızıma ne oluyor Faith?"

​"Kalmamı istiyor, ona gitmem gerektiğini söylüyorum. Babamla konuş gitme diyor".

Axel üzgünce kızına baktı, çünkü çok ağlıyordu ve kızını ilk defa neşeli görmüştü Faith'in yanında. Şuan o gidecek diye tekrar mutsuz olmuştu ve Axel'in içi yanıyordu kızına.

Bella öne atıldı, bu bir mucize gibi bir şey abi. Faith, Hope'in sesini duya biliyor ve onun yanında mutlu. Bırak kalsın, bakıcı olarak kabul ederse".

Herkesin gözü bana dönmüştü, kimi merakla bakıyor kimi hain olduğumu düşünerek.

​Axel bana doğru bir adım daha attı, sesi bu kez yumuşamış ve rica eder bir tona bürünmüştü: "Gitme Faith. Kızımın sana ihtiyacı var. Bu şatoda kal, onun bakıcısı, rehberi ve şifacısı ol. Kısa bir süre için düşmanlığı unutalım, kızım için. Onu ilk defa mutlu gördüm, ve konuşmasına yardımcı olursun belki" dedi gözümün içine bakarak.

​Hope ellerimi daha da sıktı "lütfen Faith kal, zaten gidecek yerin yok" dedi gözümün içine bakarak. Gidecek yerim yoktu ama düşman diyarında olmak, bu doğru değildi.

Bella bana baktı, "düşman diyarından geldin biliyorum ama Hope ilk defa böyle mutlu gördüm senin yanında, ilk gördüğümde bende ön yargı ile yaklaştım. Ama dürüst olmam ve her şeyi dürüstçe anlatman cesaret ister, Hope için birlikte şifa arıyalım, sadece iyileşene kadar. Sonra söz özgürlüğüne kavuşursun, seni cennet diyarına güvenle gitmeni sağlarım".

Hope, umutla bana bakıyordu. "Peki, şifa bulana kadar". Herkes fısıldıyor, itiraz ediyor, yorum yapıyordu. Axel birden bağırdı "susun artık! karar verilmiştir Faith burada kalıyor ve Hope'a bakıcı olacak ve şifa bulana kadar burada, kimse ona karışmayacak".

Herkesin sesi bıçak gibi kesilmişti.

Axel’in gür sesi salondaki taş duvarlarda çınlayıp fısıltıları bir anda yok ettiğinde, masadaki klan üyeleri çaresizce başlarını öne eğmek zorunda kaldı. Kimse Karalık Diyar’ın liderinin bu kesin emrine karşı gelmeye cesaret edemezdi.

​Hope, kararımı duyduğu an sıkıca tuttuğu parmaklarımı yavaşça gevşetti. Yüzündeki o gözyaşları yerini hafif, çocuksu bir tebessüme bıraktı. Başını göğsüme doğru yaslayıp minik kollarıyla belime sarıldığında, ne kadar doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anladım. Evet, burası düşman diyarıydı; Astran klanından sürgün edilmiş, zayıf görülmüş ve hain ilan edilmiştim. Ama bu masum çocuğun gözlerindeki umut olmak, Cennet Diyarı'na giden belirsiz bir yoldan çok daha anlamlıydı.

​Bella rahat bir nefes vererek bana gülümsedi. "Sözümün arkasındayım Faith," diye fısıldadı, bakışlarındaki dürüstlük içimi biraz olsun rahatlatmıştı. "Bu süreçte ikinizin de yanında olacağım."

​Axel, heybetli cüssesiyle tam karşımda duruyordu. Çelik grisi gözlerindeki o sorgulayıcı ve sert ifade tamamen silinmemişti belki ama yerini derin bir minnet duygusuna bırakmıştı. Kızının başını okşadıktan sonra bakışlarını bana çevirdi.

​"Bu akşam yaşananlar bu salonda kalacak," dedi Axel, sesi soğuk ama koruyucu bir tonda yankılandı. "Faith bu şatoda Hope’un bakıcısı ve şifacısıdır. Ona ya da yanındaki çocuğa yapılacak en ufak bir saygısızlığı doğrudan kendime yapılmış sayarım."

​Sonra bana doğru eğilip sadece ikimizin duyabileceği bir sesle ekledi: "Odalarınız hazırlandı. Şimdilik dinlenin. Yarın bu şatodaki yeni hayatın ve kızıma vereceğin şifa üzerine konuşacağız."

​Hope elini uzatıp Max’i kucağına aldı, diğer eliyle de elimi tuttu. Şatonun o kasvetli ve devasa koridorlarına doğru ilk adımımı atarken, arkamda kalan klan üyelerinin üzerimdeki bakışlarını hissedebiliyordum. Artık sadece kaçan bir sürgün değildim; bu karanlık şatonun merkezinde, kendi kaderimi yeniden yazacak olan yarı periydim.