Keşfet

9

Güç rüzgarı

Heyecanlıydım artık burada kalacak ve Hope'a bakıcılık yapacaktım. Axel beni çalışma odasına çağırmıştı.

Söze girdi; Kızıma iyi bakacak, tek başına kalmayacak hiç bir şekilde. Bu yaşa kadar bakıcısı olmadı, şimdi sana bu kadar bağlı olmasına anlam veremiyorum ama güvenimi kıracak en ufak şeyde buradan atılır veya infazın gerçekleşir bunu bil ve ona göre davran.

Peh, küçük çocuğa zarar verecek halim yok ya. Kaba adam..

Sessizce dinliyordum "sana diyorum Faith! duyuyor musun beni acaba?"

İçimden söyleniyordum desem beni infaz ederdi herhalde öyle bir tipi vardı. "Evet duydum, dalmışım kusura bakmayın. Hope zarar verecek bir şey aklımdan ucundan bile geçmez ve onu korumak için elimden gelen her şeyi yaparım emin olun. Nedense aramızda güzel bir bağ oldu. Sanırım onun konuşmaması ve benimde kurdumun ortaya çıkmaması, ikimizinde içimizde ki gücün eksikliği bir bağ oluşturuyor sanırım".

Dikkatlice bakıyordu, halen bana güvenmiyordu. Onun bileceği bir şeydi bu, ben hain, kötü biri değildim. Biz düşman olsakta, iyilik benim için her zaman önemliydi.

Zaten yıllardır herkes kendi diyarini koruyor ve hayatına devam ediyordu. Düşmanlık yıllar önceden, toprak için savaş ile başlamış sonrada herkes kendi düzenini kurmuş ve kendi diyarini koruyarak devam ediyordu. Anlaşmaya göre sadece iki diyarın giriş çıkış yasaktı.

"Söyleyecek bir şeyin varmı?"dedi bana bakarak. Kafamı salladım sağ, sola "hayır".

"İyi çıkabilirsin, görevin kızıma iyi bakmak ve konuşmasına bir çare bulmak unutma".

Bu kaba adama çenemi yormak istemiyordum, sakin ol Faith ve çık!

"Peki, iyi günler" dedim ve hemen çıktım odadan. Hope odasına doğru gidecektim ama neredeydi acaba? Bir hizmetli geliyordu bu tarafa, ona sorsam iyi olurdu. "Pardon, Hope odası nerede acaba?" Kadın beni süzdü, "buyrun götüreyim sizi".

Gülümsedim "teşekkür ederim" dedim ve onu takip ettim. "Burası küçük hanımın odası efendim" dedi beni süzerek ve gitti.

"Teşekkür ederim! diye bağırdım arkasından. Kapıyı tıklatım ve yavaşça açtim. "Hope! müsait misin güzelim".

Hope beni görünce asık suratı düzeldi ve "Faith! diye kollarını kaldırdı ve kucağıma gelmek istedi. Onu kırmayıp kaldırdım ve birlikte yatağa oturduk göğüsüme doğru yaslandı. "Faith artık sen mi bana bakacaksın" dedi göz ucuyla bana bakarak. "Evet güzelim, tabi sende istersen".

Doğruldu "evet, evet çok isterim". Gülümsedim ve saçını okşadım. "Uykum geldi sen beni uyutur musun?

"Tabiki geç yat hadi" kafasını sağ, sola salladı "hayır sende yat benimle Faith lütfen".

"İyi peki hadi uzanalım madem", baharima doğru kafasını koydu, saçını okşadım yavaş yavaş. "Masal anlatir misin?"

"Anlatırım hangi masal olsun?"

"Bilmemki sen bilirsin". Hangi masalı anlatsam diye düşündüm.

"Bir varmış bir yokmuş evel zaman içinde küçük bir leydi varmış o leydi köpeği kaybolmuş ve onu aramaya çıkmış, yasak ormana girmiş. Yasak olmasini bildiği halde genede girmiş cesurca ama canavarları unutmuş. Canavarları görünce ne yapacağını şaşırmış ve korkudan ağlamaya başlamış, bunu duyan peri kızı onu kurtarmaya gelmiş. Peri kızı, küçük leydi'ye demiş ki bir daha büyüklerinden yardım iste. Bir dahakine belki sana yardım edecek biri olmaz. Küçük keyfi peri kızına söz vermiş, bir daha tek başına o ormana gitmeyeceğini".

Hope uyumuştu, biraz onu izledim ve benimil gözlerimde kapandı ve derin bir uykuya daldım. Etraftan sesler geliyordu, ne oluyor ya, offf diye söyledim içimden ve gözlerimi açtığımda karşımda Bella ve Axel vardı. "Ağabey baksana ne güzel uyuyorlar". "Görüyorum, sessiz ol uyanmasınlar.

Hope'da uyanmış olacak ki kipirdandi, ikmizde gözlerimizi aynı anda açtım ve esnedik.

İkimizde yataktan doğruluk"kusra bakmayın yorgundum sanırım uyup kalmışım".

"Önemli değil, yemeğe geçelim! dedi Axel sert bir tonda .

Hope'e banyoya götürdüm ve elini yüzünü yıkadım, sonrada ben yıkadım ve yemek salonuna geçtik el ele.

Yemek salonunun devasa ahşap kapıları açıldığında Hope’un minik eli elimi sımsıkı kavramıştı. Salonda, masanın başköşesinde Axel, yanında yüzünde yumuşak bir tebessümle Bella ve hemen karşılarında heybetli duruşuyla amcası Leon oturuyordu. Max ise neşeyle peşimizden içeri dalıp doğrudan masanın altına, ayaklarımın ucuna kıvrıldı.

​Hope ile birlikte yan yana yerlerimize geçtik. Dün akşamki o gergin, suçlamalarla dolu fırtınalı hava gitmiş; yerini şatonun ağır ama sakin atmosferine bırakmıştı.

​Hope, tabağındaki sebze çorbasıyla isteksizce oynarken bana kaçamak bir bakış attı. Masanın altından minik ayağını bacağıma doğru hafifçe sürttü. Kulağımda doğru eğildi;

​“Çorba hiç güzel değil Faith... Babam bakmazken tabağımı senin önüne itsem olur mu?”

"Hayır güzelim o çorba bitecek ve güçlü olacağız" diye fısıldadım.

"Off! peki..

Gülmemek için dudağımı zor ısırdım. İçimden Ayy bu kız çok tatlı diye geçirirken masanın başköşesinden çelik grisi gözlerin doğrudan üzerime dikildiğini fark ettim. Axel Keyl, kadehi elinde, bir sorgu yargıcı gibi ikimizin arasındaki bu sessiz bağı süzüyordu.

​"Bir sorun mu var Faith?" dedi Axel, sesi o her zamanki sert ve otoriter tonundaydı.

​"Hayır, hiçbir sorun yok Axel Bey," dedim hemen toparlanarak. "Hope sadece tabağındaki sebzelerle pek anlaşamıyor gibi."

​Axel kaşlarını hafifçe çatarak kızına baktı. "O sebzeler bitecek Hope. Güçlenmen için yemek zorundasın."

​Hope büzüştürdüğü dudaklarıyla tabağına bakarken bana doğru biraz daha sokuldu.

​​Herkes Hope'in bu haline güldü, "gülmeyin Hope'a, yiyecek ve büyüyecek. "Demi Hope". Utandı herkes ona gülünce ve kafasını salladı.

Akşam yemeği sorunsuz ve güzel geçmişti, yarın şifacıya gidip Hope için ne yapabilirim diye konuşacaktım.