Keşfet

GÜMÜŞ VE MÜHÜRBölüm 2 — Geceye Kalan İz

Gümüş ve Mühür

GÜMÜŞ VE MÜHÜR

Bölüm 2 — Geceye Kalan İz

Hermione sabah uyandığında dün aldığı kitabı bitirmeyi düşündü. Yataktan kalkıp masasının üzerindeki kitaba uzanırken defterinin arasından sarkan kâğıdı fark etti.

Dün bulduğu küçük çizim.

Kâğıdı çıkarıp pencerenin önüne geçti. Köşesindeki daireye ve içinden geçen iki çizgiye yeniden baktı. Sonra kâğıdı ters çevirdi. Arkası da boştu.

“Bunu neden saklıyorum ki?” diye mırıldandı.

Kâğıdı çöpe atmak üzereydi ama vazgeçti. Defterinin arasına koyup aşağı indi.

Mutfakta annesi kahvaltıyı hazırlıyordu. Babası masada oturmuş gazetesini okuyordu.

“Bugün planın ne?” diye sordu annesi.

“Önce odamı toplayacağım. Sonra biraz okurum.”

Babası gazetesini indirdi.

“Bu sefer odanı gerçekten toplayacak mısın?”

Hermione ona baktı.

“Toplayacağım.”

“Geçen hafta da böyle söylemiştin.”

“Baba!”

Babası gülmeye başladı. Hermione de kendini tutamayıp güldü.

Kahvaltıdan sonra odasına çıktı. Masasını düzenledi, kitaplarını raflara yerleştirdi ve defterlerini üst üste koydu. Sıra çantasına geldiğinde dün bulduğu kâğıt yine eline geçti.

Bir süre baktıktan sonra onu defterinin arka cebine yerleştirdi.

Neden atmadığını bilmiyordu. Belki de yalnızca merak ediyordu.

Öğleye doğru annesiyle alışverişe çıktı. Dükkânların önünden geçerken bir vitrindeki kolye dikkatini çekti. İnce zincirin ucunda küçük, yuvarlak bir gümüş süs vardı. Üzerinde birbirini kesen iki çizgi bulunuyordu.

Hermione durdu.

İşaret, defterindeki çizime benziyordu.

“Ne oldu?” diye sordu annesi.

Hermione vitrini gösterdi.

“Şu kolyeye bakar mısın?”

Annesi başını çevirip kolyeyi inceledi.

“Güzelmiş. İstersen içeri girip fiyatını soralım.”

“Yok, gerek yok.”

Hermione yürümeye devam etti. Birkaç adım sonra arkasına dönüp vitrine bir kez daha baktı. Kolyenin görüntüsü aklında kalmıştı ama bunun nedenini kendine açıklayamıyordu.

Eve döndüklerinde annesi mutfağa geçti. Hermione de odasına çıkıp kitabını açtı. Okumaya çalıştı ama bir süre sonra aklı yine kolyeye kaydı.

Sonunda kitabı kapattı.

“Alt tarafı bir işaret,” dedi kendi kendine.

Bunu söyleyince rahatlaması gerekiyordu. Yine de defterini çekmeceye koyarken kâğıdın yerinde olduğundan emin oldu.

Ron, yatağının üzerindeki eşyaları yeniden sandığına yerleştiriyordu. Her şeyin sığdığından emin olmak istiyordu ama ne kadar uğraşsa da kapağı kapatınca bir şeyler dışarı taşıyordu.

Tam yeniden deneyecekken Fred kapıda belirdi.

“Daha bitmedi mi?”

Ron başını kaldırmadı.

“Bitmek üzere.”

Fred sandığa baktı.

“Dün de bitmek üzereydi.”

“Yardım etmeyeceksen gidebilirsin.”

George da kapının yanında göründü.

“Biz yardım ediyoruz zaten. Moral veriyoruz.”

“Hiçbir şey yaptığınız yok!”

“Bence bu haksızlık,” dedi Fred. “Dün ayakkabının içindeki kurbağayı kim koydu?”

Ron elindeki kitabı onlara fırlatacak gibi oldu. İkizler gülerek koridora kaçtı.

Ron başını iki yana salladı. Onlarla uğraşmayı bırakıp sandığına döndü.

Kitaplarını düzenlerken eski bir satranç taşı buldu. Taşın köşesi kırılmıştı ama hâlâ kullanılabilirdi. Onu elinde çevirdi, sonra dikkatlice sandığın bir köşesine yerleştirdi.

Hogwarts’a gitmesine az kalmıştı.

Yeni bir okul, yeni dersler ve büyü öğrenmek… Bunları düşününce heyecanlanıyordu. Ama aynı zamanda herkesin onu ağabeyleriyle karşılaştırmasından da çekiniyordu.

Bill’in cesareti, Percy’nin düzeni, Fred ile George’un bitmek bilmeyen şakaları…

Ron yalnızca kendisi olmak istiyordu.

Sandığın kapağını kapatıp aşağı indi. Babası mutfak masasının başında eski bir pusulayla uğraşıyordu.

“Baba, yine mi o pusula?”

Arthur başını kaldırdı.

“İbresi bazen duruyor. Sonra kendi kendine dönmeye başlıyor.”

Ron pusulaya eğilip baktı.

“Belki de bozuktur.”

“Öyle olsa neden bazen düzgün çalışsın?”

Ron cevap veremedi.

Tam uzaklaşacakken ibre hızla döndü ve bir anda durdu. Arthur pusulayı eline alıp dikkatle inceledi.

“Bu işte bir tuhaflık var.”

Ron omuz silkti.

“Yeni bir tane alsan daha kolay olmaz mı?”

Arthur gülümsedi.

“Kolay olurdu ama o zaman bunun neden bozulduğunu öğrenemezdim.”

Ron başını sallayıp mutfaktan çıktı. Babasının pusulayı bırakmaya niyeti olmadığını anlamıştı.

Draco kahvaltıya indiğinde Lucius masanın başında oturuyordu.

“Bugün çalışma odama gel,” dedi babası. “Seninle konuşmamız gerekiyor.”

Draco sandalyesine oturdu.

“Ne hakkında?”

Lucius gözlerini oğluna çevirdi.

“Geldiğinde konuşuruz.”

Draco daha fazla soru sormadı. Kahvaltısını bitirip odasına döndü.

Kapıyı kapatınca gömleğinin manşetini sıvadı. Bileğinde ince, kırmızı bir iz vardı. Önceki gün de görmüştü ama bu sabah daha belirgindi.

Parmağıyla dokunduğunda hafifçe sızladı.

Draco elini hemen geri çekti.

İzin nereden geldiğini bilmiyordu. Bir yere çarptığını hatırlamıyordu. Üstelik birkaç dakika sonra yeniden baktığında çizgi neredeyse kaybolmuştu.

Kapı çalınınca manşetini indirdi.

“Girebilir miyim?” diye sordu Narcissa.

“Evet, anne.”

Narcissa içeri girip yatağın kenarına oturdu.

“Babanla konuşurken biraz gergin görünüyordun.”

“Önemli bir şey değil.”

“Emin misin?”

Draco başını salladı.

Narcissa bir süre onu izledi. Oğlunun bir şey anlatmak istemediğini anlamıştı.

“Peki,” dedi. “Ama canını sıkan bir şey olursa benimle konuşabilirsin.”

Draco hafifçe gülümsedi.

“Biliyorum.”

Narcissa çıkarken saçlarını okşadı. Kapı kapandıktan sonra Draco masasına oturup kitaplarından birini açtı.

Birkaç sayfa okumuştu ki koridordan metalik bir ses geldi.

Başını kaldırdı.

Ses bir daha duyuldu. Sanki metal bir şey taş zemine bırakılmıştı.

Draco kapıyı açıp dışarı baktı. Koridor boştu. Merdivenlerin başına kadar ilerlediğinde alt kattaki kapılardan birinin aralık olduğunu fark etti.

O kapıyı daha önce görmüştü. Babası, malikanenin bazı bölümlerine izinsiz girmemesini istemişti.

Draco bir süre olduğu yerde durdu.

İçeri bakmak istiyordu ama babasının bunu öğrenmesi hâlinde ne söyleyeceğini de biliyordu.

Sonunda geri döndü.

Odasına girdi, kapıyı kapattı ve yatağına oturdu. Bileğini yeniden kontrol ettiğinde iz tamamen kaybolmuştu.

Yine de duyduğu sesi unutamıyordu.

Akşam Hermione odasında kitabını okurken annesi kapıdan seslendi.

“Yemeğe geliyor musun?”

“Bir dakika!”

Hermione sayfanın sonuna geldi, kitabını kapattı ve aşağı indi. Yemekten sonra odasına döndüğünde defterini açtı. Kâğıdı çıkarıp masanın üzerine koydu.

Bu kez işarete daha dikkatli baktı. Çizgilerden biri diğerinden biraz daha uzundu. Kâğıdın köşesinde de silik bir iz vardı.

Parmağıyla üzerinden geçti ama hiçbir şey değişmedi.

Hermione iç çekti.

“Bundan bir anlam çıkarmaya çalışmayı bırakmalıyım.”

Kâğıdı defterine koyup kitabını açtı. Bu kez okumaya devam edebildi.

Burrow’da Ron sonunda sandığını kapatmayı başarmıştı. Molly, sabah yeniden kontrol etmesini söylediğinde itiraz etmedi. Tartışmaya girerse işin uzayacağını biliyordu.

Arthur ise eski pusulasını çalışma odasına götürmüştü. İbrenin neden durmadan hareket ettiğini anlamaya kararlıydı.

Malfoy Malikanesi’nde Draco ışığı kapatıp yatağına uzandı. Bir süre koridordan yeniden ses gelip gelmeyeceğini düşündü ama bu kez hiçbir şey duymadı.

Hermione de kitabını kapatıp uyumaya hazırlandı.

Üçü de günün sonunda her şeyin yolunda olduğuna inanmak istiyordu.

Hermione’nin defterinde küçük bir işaret vardı. Ron’un babası eski bir pusulayla uğraşıyordu. Draco’nun bileğinde ise ne zaman ortaya çıktığını bilmediği bir iz belirmişti.

Şimdilik bunlar, her birinin kendi hayatında karşılaştığı küçük tuhaflıklardan ibaretti.

Hiçbiri daha fazlasını bilmiyordu.

Yorumlar

  • İkbal Sürücü: Mükemmel ötesi bir bölümdü