GÜMÜŞ VE MÜHÜRBölüm 7 — Dolunayın Gölgesi
GÜMÜŞ VE MÜHÜR
Bölüm 7 — Dolunayın Gölgesi
Draco, yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyordu.
Uyumaya çalıştıkça aklına yeni bir şey geliyordu. Babasının çalışma odasındaki konuşma, annesinin verdiği tuhaf tepki ve çekmecesinde sakladığı o eski kâğıt…
Gümüş mühür, kanı susturur.
Gözlerini açıp tavana baktı.
“Bir de bunu düşün şimdi,” diye mırıldandı.
Yorganı üzerinden atıp oturdu. Oda sıcaktı ama nedense üşüyordu. Pencereye baktığında kapalı olduğunu gördü. Buna rağmen kollarında hafif bir ürperti vardı.
Su içmek için ayağa kalktı. Komodine uzanırken bileğinde bir sızı hissetti.
Durdu.
Gömleğinin kolunu sıyırdı.
Kırmızı iz yeniden ortaya çıkmıştı.
Draco parmağını izin üzerinde gezdirdi. Öncekilerden farklı olarak bu kez derisinin altında hafif bir sıcaklık hissediyordu. Elini çektiğinde sıcaklık bir süre daha devam etti.
“Yine ne oluyor?”
İz yavaşça soldu. Birkaç dakika içinde neredeyse tamamen kayboldu.
Draco yatağın kenarına oturdu. Artık bunun rastgele bir şey olduğuna inanmak istemiyordu. Fakat ne olduğunu da bilmiyordu.
O gece uykuya dalması uzun sürdü.
Sabah olduğunda kendisini yorgun hissediyordu.
Kapı çalındığında başını yastıktan kaldırdı.
“Draco? Kahvaltıya gelmiyor musun?”
Annesinin sesiydi.
“Birazdan gelirim.”
Narcissa kapıyı araladı. Oğlunu görünce kaşlarını hafifçe çattı.
“İyi misin? Sesin tuhaf geliyor.”
“İyiyim. Sadece uykum var.”
“Bütün gece uyumadın mı?”
“Uyudum ama dinlenmiş gibi hissetmiyorum.”
Narcissa yatağın kenarına yaklaştı ve elini oğlunun alnına koydu.
“Biraz sıcak gibisin.”
Draco annesinin elini çekmesine gerek kalmadan başını yana çevirdi.
“Anne, iyiyim. Birazdan geçer.”
“Draco, kendini iyi hissetmiyorsan söylemen yeterli. Sana kızacak değilim.”
Draco bir an sustu. Aslında annesinin yanında böyle davranmasına gerek olmadığını biliyordu. Ama son günlerde kendi bedeninde bile açıklayamadığı şeyler oluyordu. Bunları anlatmak, soruların daha da artması demekti.
“Biraz başım ağrıyor,” dedi sonunda.
Narcissa'nın yüzündeki endişe arttı.
“Peki. Bugün dinlen. Gerekirse şifacı çağırırız.”
“Gerek yok, anne.”
“Önce bir dinlen. Sonra bakarız.”
Narcissa odadan çıktıktan sonra Draco yeniden yatağına uzandı. Başının ağrısı hafifti ama kolları ve bacakları sızlıyordu. Sanki uzun bir yürüyüş yapmış gibi yorgundu.
Bir süre gözlerini kapalı tuttu.
Tam uykuya dalacakken bileğindeki yanma geri geldi.
Bu kez daha keskin bir acıydı.
Draco hızla doğruldu. Kolunu sıvadığında kırmızı işareti yeniden gördü. İnce çizgiler bileğinin iç kısmına doğru yayılmıştı.
Parmakları titredi.
İşaretin üzerine bastırdı ama acı artınca elini geri çekti.
“Hayır… Lütfen.”
Sanki bunu söylemek bir işe yarayacakmış gibi bekledi.
Bir süre sonra yanma azaldı. İşaret de yavaşça silindi.
Draco nefesini bıraktı ve sırtını duvara yasladı.
Bunu annesine anlatmalı mıydı?
Bir an karar verdiğini sandı. Sonra Narcissa'nın gümüş mühürle ilgili sorusuna verdiği tepki aklına geldi.
Şimdilik söylemeyecekti.
Öğleden sonra odasında kalmaktan sıkılıp bahçeye çıktı.
Narcissa onu durdurmak istedi ama Draco biraz hava almak istediğini söyleyince ısrar etmedi. Yalnızca kendisini kötü hissederse hemen içeri dönmesini tembihledi.
Draco başıyla onayladı.
Bahçedeki banka oturdu. Hava güzeldi. Ağaçların arasından hafif bir rüzgâr geçiyor, yaprakları birbirine sürtüyordu.
Bir süre sonra burnuna ıslak toprağın kokusu geldi. Ardından bahçıvanın kullandığı aletlerin metal kokusunu fark etti.
Draco başını kaldırdı.
Bu kadar uzaktan bunları nasıl ayırt edebiliyordu?
Gözlerini kapatıp yeniden denedi. Toprağın kokusu, çiçeklerin kokusu ve bahçıvanın kıyafetlerine sinmiş keskin koku birbirinden ayrıydı. Daha önce bunları fark etmiş olabilirdi ama hiç bu kadar belirgin değillerdi.
Bir ses duyduğunda irkildi.
Bahçıvanın elindeki alet yere düşmüştü.
Draco, sanki ses hemen yanında çıkmış gibi yerinden sıçradı.
“Biraz yavaş,” diye söylendi. “Başım zaten ağrıyor.”
Elini şakağına götürdü. Birkaç saniye sonra başındaki baskı hafifledi.
Taş duvarın dibinde bir hareket gördü.
Koyu renkli bir yılan, taşların arasından çıkmıştı.
Draco'nun yüzü ciddileşti.
“Sen…”
Yılan başını kaldırıp ona baktı.
“Dün söylediklerini hâlâ anlamadım,” dedi Draco, sesini alçaltarak. “Bana ne oluyor?”
Bir süre cevap gelmedi.
Draco, belki de bu kez hiçbir şey duymayacağını düşündü.
Sonra zihninin içinde kısa bir fısıltı belirdi.
Dinle.
Draco etrafına baktı.
“Neyi dinleyeyim?”
Yılan kıpırdamadı.
İçindekini.
Draco'nun yüzü gerildi.
“Ne demek istiyorsun?”
Yılan başını hafifçe kaldırdı. Ardından taşların arasına doğru ilerledi.
“Dur! Bir dakika!”
Ama yılan çoktan gözden kaybolmuştu.
Draco yerinden kalkmadı. Bu kez peşinden gitmek istemiyordu. Duyduğu sözler bir cevap vermekten çok yeni sorular doğurmuştu.
İçindekini.
Ne vardı içinde?
Kendi bedeninde olanları bile anlayamazken bir yılanın ona açıklama yapmasını beklemek saçmaydı. Yine de söylediklerini unutamıyordu.
Bir süre sonra bahçeden ayrılıp odasına döndü.
Akşam yemeğinde Draco fazla konuşmadı.
Narcissa birkaç kez tabağına baktı.
“Bugün de doğru düzgün bir şey yememişsin.”
“İştahım yok.”
“Böyle devam edemezsin, Draco. Kendini daha kötü hissedeceksin.”
“Birazdan yerim.”
Lucius çatalını bıraktı.
“Annen sana bir şey söylüyorsa dinlemelisin.”
Draco başını kaldırdı.
“Dinliyorum zaten.”
“Öyle görünmüyor.”
Draco cevap vermek istedi ama vazgeçti. Bugün tartışacak hâli yoktu. Hem babasının yanında kendisini iyi hissetmediğini söylemenin bir işe yarayacağını da düşünmüyordu.
Narcissa araya girdi.
“Yeter, Lucius. İyi hissetmediği belli.”
Lucius karısına baktı, sonra yeniden yemeğine döndü.
Draco yemeğini bitirmeye çalıştı. Birkaç lokmadan sonra midesi bulanınca çatalını bıraktı.
“Odama çıkabilir miyim?”
Narcissa başını salladı.
“Tabii, canım. Bir şeye ihtiyacın olursa seslen.”
Draco masadan ayrıldı.
Merdivenleri çıkarken kendisini biraz daha kötü hissetmeye başlamıştı. Omuzları ağrıyor, parmaklarını hareket ettirmek zorlaşıyordu.
Odasına girer girmez kapıyı kapattı.
Bir süre yatağının kenarında oturdu. Sonra başını kaldırıp pencereye baktı.
Gökyüzünde dolunay yükseliyordu.
Draco ayı görünce nedenini bilmediği bir huzursuzluk hissetti. İçinden, pencereyi kapatıp perdeleri çekmek geldi. Öyle de yaptı.
Fakat perdeyi kapatması hiçbir şeyi değiştirmedi.
Kollarındaki ağrı arttı.
Draco yatağından kalkıp masaya tutundu. Nefes almaya çalışıyordu ama göğsünde ağır bir baskı vardı.
“Tamam,” diye fısıldadı. “Sakin ol. Bir şey yok.”
Kendini ikna etmeye çalışıyordu.
Bir adım attı. Dizleri titredi.
Masaya tutunmasa yere düşecekti.
Ardından ellerinde keskin bir sızı hissetti. Parmaklarını açıp kapatmaya çalıştı ama hareketleri giderek zorlaşıyordu.
Draco korkuyla ellerine baktı.
“Hayır…”
Sırtından aşağı yayılan acı onu dizlerinin üzerine çöktürdü. Dişlerini sıktı. Boğazından istemsiz, boğuk bir ses çıktı.
Ne olduğunu bilmiyordu. Hastalandığını düşünmüştü ama bu, daha önce yaşadığı hiçbir şeye benzemiyordu.
Kapıya doğru uzanmaya çalıştı.
“Anne!”
Sesi titremişti.
Tam yeniden seslenecekken kapı açıldı.
“Draco?”
Narcissa içeri girdi. Oğlunu yerde görünce yüzündeki ifade değişti.
“Merlin aşkına, ne oldu sana?”
Hemen yanına koştu ve dizlerinin üzerine çöktü.
Draco annesinin koluna tutunmaya çalıştı ama bir anda elini geri çekti. Parmaklarındaki ağrı dayanılmaz hâle gelmişti.
“Dokunma!” diye bağırdı.
Narcissa olduğu yerde durdu.
Draco hemen pişman oldu.
“Anne… Ben… Özür dilerim.”
“Özür dileme, canım. Sana yardım edeceğim.”
Narcissa elini yeniden uzattı. Draco bu kez geri çekilmedi ama annesinin yüzüne baktığında onun da korktuğunu gördü.
Bu, Draco'yu daha çok ürküttü.
Annesi her zaman ne yapacağını bilen biriydi. Şimdi ise ona bakarken ne söyleyeceğini bulamıyordu.
Draco'nun bedeni yeniden kasıldı. Başını eğdi, nefesini düzene sokmaya çalıştı.
“Anne, bir şeyler oluyor,” diyebildi. “Bana ne olduğunu bilmiyorum.”
Narcissa'nın gözleri doldu ama kendini toparladı.
“Bana bak, Draco.
Yorumlar
- Berk Emir Baran: korkutucu tüyler ürpertici
- Nazlı Özdemir: bu yanmalar neyin nesi?
- Aslı Kuş: annesinin yüzündeki o korkuyu nasıl unutabilirsin ki draco?
- Emre Kuş: buna bir çözüm bulmak zorundasın senin bedeninde bir şeyler oluyor!
- Eda Sezer: draco annene biraz güvenmelisin geçmişe takılma artık
- Umut Dündar: o an çok korkunçtu annene güvenmeyi öğrenmelisin @otukenkalem00
- Aylin Okur: Bazen karanlıklara karşı kapıları kapatmak yetmez draco
- Ahmet Gürsoy: Dinlenmen gerektiğini biliyorsun lütfen kendine dikkat et draco