Keşfet

GÜMÜŞ VE MÜHÜRBölüm 8 — Gümüşün Bedeli

Gümüş ve Mühür

GÜMÜŞ VE MÜHÜR

Bölüm 8 — Gümüşün Bedeli

“Draco, beni duyuyor musun?”

Narcissa oğlunun yanında diz çökmüştü. Draco cevap vermek istedi ama boğazından çıkan ses kendisine bile yabancı geldi.

Ellerine baktı. Parmakları titriyordu. Onları hareket ettirmeye çalıştıkça ağrı artıyordu.

“Anne, yaklaşma.”

Narcissa durdu.

“Neden? Sana yardım etmeye çalışıyorum.”

“Bilmiyorum.” Draco güçlükle nefes aldı. “Sadece biraz uzak dur, olur mu?”

Narcissa elini geri çekti. Oğluna bakarken ne yapacağını bilemiyordu. Draco’yu daha önce hasta görmüştü ama bu kez durum farklıydı. Yüzündeki acı ifadesi, annesinin içini sıkıştırıyordu.

“Tamam,” dedi usulca. “Sana dokunmayacağım. Ama buradayım.”

Draco başını eğdi. Birkaç saniye sonra yeniden annesine baktı.

“Bana ne oluyor?”

Narcissa dudaklarını araladı ama cevap veremedi.

Draco bunu fark etti.

“Bir şey biliyorsun.”

“Draco…”

“Anne, lütfen. Şimdi bana kızma. Sadece ne olduğunu söyle.”

“Bilmiyorum,” dedi Narcissa.

Sesi kararsız çıkmıştı. Bakışlarını kaçırması, Draco’nun şüphesini daha da artırdı.

Tam yeniden konuşacakken sırtına keskin bir ağrı yayıldı. Yere tutunmaya çalıştı ama eli kaydı.

Narcissa hemen ona uzandı.

“Yardım çağıracağım.”

“Babamı çağırma.”

Narcissa kapının yanında durdu.

“Neden?”

Draco cevap vermedi. Babasının çalışma odasındaki kutuyu hatırlıyordu. Üzerindeki gümüş çizgiyi ve eski kâğıtta yazan cümleyi…

Gümüş mühür, kanı susturur.

“Babamın elinde bir kutu vardı,” dedi sonunda. “Bununla bir ilgisi olabilir.”

Narcissa'nın yüzü gerildi.

Draco başını kaldırdı.

“Sen de biliyorsun, değil mi?”

Narcissa bir süre sustu.

“Şimdi dinlenmen gerekiyor.”

“Her seferinde aynı şeyi söylüyorsun.”

Draco'nun sesi kırıldı.

“Ne zaman bana doğru düzgün bir cevap vereceksin?”

Narcissa oğluna baktı. Söylemek istediği şeyler vardı ama hangisini anlatırsa anlatsın, bazı gerçekleri artık geri alamayacağını biliyordu.

“Biraz bekle,” dedi. “Hemen döneceğim.”

Kapıdan çıkarken arkasına baktı. Draco yerde, duvara yaslanmış hâlde oturuyordu. Onu bu durumda bırakmak istemiyordu ama tek başına yapabileceği bir şey kalmamıştı.

Lucius çalışma odasında oturuyordu. Önündeki belgeleri inceliyordu ama dikkati sürekli başka yere kayıyordu.

Kapı açılınca başını kaldırdı.

“Narcissa?”

“Draco'nun yanına gelmen gerekiyor.”

Lucius ayağa kalktı.

“Durumu kötüleşti mi?”

“Evet. Ona ne olduğunu bilmiyorum. Ama senin bildiğini düşünüyorum.”

Lucius'un yüzü sertleşti.

“Şimdi bunun sırası değil.”

“Peki neyin sırası, Lucius?” Narcissa'nın sesi yükseldi. “Oğlumuz odasında acı çekiyor. Ben ona yardım edemiyorum. Sen ise hâlâ benden bir şeyler saklıyorsun.”

Lucius bir süre karısına baktı. Sonra masasının yanındaki çekmeceyi açıp koyu renkli kutuyu çıkardı.

Narcissa kutuyu görünce sustu.

“Onu hâlâ saklıyorsun.”

Lucius kutuyu elinde tuttu.

“Başka çarem yoktu.”

“Buna gerçekten inanıyor musun?”

Lucius cevap vermedi.

Narcissa gözlerini ondan ayırmadı.

“Bana gerçeği anlatmanı istiyorum.”

“Önce Draco'ya bakalım.”

Narcissa itiraz etmedi. Oğlunun yanına gitmek, şu anda bütün sorularından daha önemliydi.

Lucius kutuyu alıp karısının arkasından yürüdü.

Draco kapının açıldığını duyunca başını kaldırdı.

Annesinin yanında babasını görünce yüzü gerildi.

“Onu çağırmamanı söylemiştim.”

Narcissa yatağın yanına yaklaştı.

“Biliyorum, canım. Ama sana yardım etmemiz gerekiyor.”

Lucius kapının yanında durdu. Oğlunun yüzüne baktıktan sonra kutuyu masaya bıraktı.

Draco'nun bakışları hemen kutuya kaydı.

“İçinde ne var?”

“Şimdi bunu düşünme,” dedi Lucius.

“Başka neyi düşünebilirim?” Draco güçlükle doğruldu. “Bedenimde ne olduğunu bilmiyorum. Annem bana cevap vermiyor. Sen de sürekli bir şeyleri saklıyorsun.”

Lucius ona yaklaştı.

“Önce sakinleşmen gerekiyor.”

“Nasıl sakinleşeyim? Bana ne olduğunu bile söylemiyorsun!”

Draco'nun sesi yükseldi. Ardından bileğini tutup yüzünü buruşturdu.

Kırmızı çizgiler yeniden belirmişti.

Narcissa'nın bakışları hemen oğlunun bileğine indi. Lucius da işareti gördü ama bir şey söylemedi.

Draco bunu fark etti.

“Sen biliyorsun.”

Lucius cevap vermedi.

“Bana ne olduğunu biliyorsun, değil mi?”

“Şu anda sana yardım etmem gerekiyor.”

“Ben senden yalnızca gerçeği istiyorum!”

Lucius kutuyu açtı.

İçinde ince bir gümüş zincir ve üzerinde küçük işaretler bulunan bir halka vardı. Draco, halkanın üzerindeki şekilleri görünce eski kâğıdı hatırladı.

“Gümüş mühür…”

Narcissa hızla ona döndü.

“Bunu nereden duydun?”

“Eski bir kâğıtta yazıyordu.”

Lucius'un eli bir an durdu.

“Nasıl bir kâğıt?”

“Kitapların arasında buldum. Üzerinde yalnızca bir cümle vardı.”

Draco gözlerini babasına dikti.

“Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?”

Lucius kutuyu biraz kendisine çekti.

“Draco, şu anda önemli olan bu değil.”

“Senin için hiçbir şey önemli değil zaten!”

Sözleri odada yankılandı.

Draco ayağa kalkmaya çalıştı ama dizleri titredi. Narcissa hemen yanına gelerek kolundan tuttu.

“Yavaş. Kendini zorlama.”

Draco annesine tutunurken gözlerini babasından ayırmadı.

“Bütün bunları önceden biliyordun.”

Lucius'un yüzünde kısa bir tereddüt belirdi.

“Her şeyi bildiğimi söylemedim.”

“Peki ne biliyorsun?”

Lucius sustu.

Draco acı içinde güldü.

“Tabii. Yine cevap yok.”

Birkaç saniye sonra bedeni yeniden kasıldı. Parmaklarını kontrol etmekte zorlanıyordu. Başını eğip nefes almaya çalıştı.

Narcissa onu tutarken Lucius'a döndü.

“Bir şey yap!”

Lucius gümüş halkayı kutudan çıkardı.

Draco onu görünce geriye çekildi.

“Hayır. Onu bana yaklaştırma.”

“Sana zarar vermek istemiyorum,” dedi Lucius.

“Öyleyse elindekini bırak!”

Lucius olduğu yerde kaldı.

Bir süre sonra halkayı yeniden kutuya koydu. Draco'ya yaklaşmadı ama kutuyu da kaldırmadı.

Narcissa, kocasının yüzüne baktı. Lucius ilk kez ne yapacağına karar veremiyormuş gibi görünüyordu.

Bu, Narcissa'yı rahatlatmadı.

Aksine, korkusunu artırdı.

Gece ilerledikçe Draco'nun gücü azaldı.

Acısı bazen hafifliyor, sonra hiçbir uyarı olmadan yeniden başlıyordu. Her seferinde bunun sona erdiğini sanıyor, ardından bedenindeki değişiklikleri fark edince yeniden korkuyordu.

Narcissa başucundan ayrılmadı.

Lucius ise odanın diğer tarafında sessizce bekliyordu. Kutuyu kapatmıştı ama yanından da uzaklaşmıyordu.

Bir süre sonra Draco gözlerini açtı.

“Anne?”

“Buradayım.”

“Sabah olunca geçecek mi?”

Narcissa oğlunun saçlarını okşadı.

“Umarım, canım.”

Draco bir süre annesinin yüzüne baktı.

“Sen de bilmiyorsun.”

Narcissa'nın boğazı düğümlendi. Oğluna yalan söylemek istemiyordu ama ona anlatabileceği şeyler de sandığından azdı.

“Şu anda bildiğim tek şey, yanında olduğum,” dedi.

Draco cevap vermedi. Annesinin elini tuttu ve yeniden gözlerini kapattı.

Lucius pencereye yöneldi. Perdelerin arasından dolunaya baktı. Ardından masanın üzerindeki kutuya döndü.

Yıllardır gümüş mührün yeterli olacağına inanmıştı. Oğlunun sıradan bir hayat yaşayabileceğini düşünmüştü.

Şimdi ise bunun mümkün olup olmadığından emin değildi.

Kutuyu alıp çekmeceye kaldırdı ve kilitledi.

Tam çalışma odasına dönmek üzere kapıya yönelmişti ki yerde, kapının hemen yanında duran küçük bir kâğıt parçası dikkatini çekti.

Eğilip kâğıdı aldı.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:

Gümüş, kanı sonsuza kadar susturamaz.

Lucius yazıyı birkaç saniye boyunca inceledi.

Kâğıt eskiydi. Kenarları yıpranmıştı ama yazı belirgindi. Bunu kimin bıraktığını bilmiyordu. Koridorda birinin dolaştığını da duymamıştı.

Kâğıdı cebine koydu.

Sonra odanın içine baktı. Narcissa hâlâ Draco'nun yanındaydı. Oğulları ise bitkin hâlde yatıyordu.

Lucius hiçbir şey söylemeden dışarı çıktı.

Koridorda durup cebindeki kâğıdı yeniden çıkardı. Cümleyi bir kez daha okudu.

Ardından kâğıdı katlayıp cebine geri koydu.

Bu gece yaşananları açıklayabilecek cevaplar bulması gerekiyordu. Fakat önce, yıllardır kapalı tuttuğu sırların hangilerinin artık saklanamayacağını anlamalıydı.

Çalışma odasına dönerken aklında tek bir düşünce vardı:

Gümüş mühür eskisi gibi çalışmıyordu.

Yorumlar

  • Selin POLAT: Gece ilerledikçe yaşadığı acının daha da artacağına inanıyorum