Keşfet

1. Bölüm

Günah Çizgisi

Hale, odasının ortasındaki boy aynasının karşısında durmuş, yirmi iki yıllık hayatı boyunca hiç takınmadığı bir cesaretin gölgesini izliyordu.

Dışarıdan bakıldığında o, Hukuk Fakültesi son sınıfın parmakla gösterilen, her zaman düzenli, her zaman sakin ve kurallara uyan cici kızıydı. Ailesinin istediği kalıba girmekten, geceleri ders çalışmaktan ve hayatı sadece seyretmekten yorulmuştu. İçinde bir yerlerde, baskı altında ezilen o vahşi, cüretkar kadını özgür bırakmak istiyordu. Bu gece, o barda arkadaş zoruyla gittiği partide, hayatında ilk kez sınırlarını esnetmeye karar vermişti.

Barda gözlerini bir an bile üzerinden ayırmayan, yanına gelip ona içki ısmarlayan ve gitmeden önce eline bir kağıt parçası tutuşturan o çocuğun numarasını yatağın üzerine bırakmıştı. Çocuk yakışıklıydı, cüretkardı ama Hale’nin asıl istediği o çocuk değil, o çocuğun gözlerindeki o tehlikeli, hayran bakışlardı. Kendini değerli, arzulanan ve güçlü hissetmek istiyordu.

"Sadece bir gece," diye fısıldadı kendi kendine. Dudaklarını dişledi. "Sadece bu gecelik, Hale olmaktan vazgeçeceğim."

Yatağın üzerindeki siyah dantelli, göğüs dekoltesi derin geceliğini üzerine geçirdi. İpek kumaş teninden aşağı su gibi kayarken, kalbinin göğüs kafesini döven ritmini duyabiliyordu. Aynaya yaklaştı. Loş odanın içindeki tek ışık kaynağı, yatak başındaki abajurun yaydığı loş, sarımsı loşluktu. Telefonunu eline aldı. Kamerayı açtı, açıyı ayarladı. Yüzünü tamamen kadrajın dışında bıraktı. Sadece köprücük kemikleri, ipek geceliğin dantelinden taşan göğüsleri ve kalçalarının kışkırtıcı kıvrımı görünüyordu. Nefesini tuttu ve ekranın ortasındaki beyaz yuvarlağa bastı.

Deklanşör sesi odada yankılandı.

Hale fotoğrafa baktı. Kendi vücudunun bu kadar kışkırtıcı görünebileceğini o bile tahmin etmemişti. Dudaklarından firar eden heyecanlı bir nefesle, barda o çocuğun alelacele yazdığı kağıdı eline aldı. Numarayı ekrana tuşlamaya başladı. 0536... 42... 11. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, parmakları titriyordu. Son iki haneyi girerken, kağıttaki silik mürekkep yüzünden bir an duraksadı. "11 miydi, 44 müydü?" diye düşündü. Aceleyle, kalbinin güm güm atışına yenik düşerek son haneleri 44 olarak tuşladı.

Fotoğrafı seçti. Altına o cüretkar notu yazdı:

“Barda arkamdan bakarken çok cesurdun. Bakalım yalnızken de o kadar cesur musun? 😉”

Ve gönder tuşuna bastı.

Ok işareti maviye döndü. Mesaj gitmişti. Hale telefonu anında yatağın üzerine fırlatıp göğsünü tuttu. Nefes nefeseydi. Adrenalin damarlarında bir zehir gibi dolaşırken, yaptığı şeyin çılgınlığıyla yatağın içine girdi ve dizlerini kendine doğru çekti. Şimdi tek yapması gereken, barda tanıştığı o çocuğun şaşkın ve arzulayan mesajını beklemekti.

Aynı dakikalarda, şehrin en yüksek plazasının en üst katında, zamanın ve merhametin uğramadığı bir ofiste, Baras Karahan oturuyordu.

Yirmi beş yaşında, yeraltı dünyasının adını duyduğunda titrediği, yasal holdinglerin ardına gizlenmiş o devasa ve karanlık imparatorluğun tek lideriydi. Üzerindeki siyah gömleğin ilk iki düğmesi açık, kolları dirseklerine kadar katlanmıştı. Önündeki masada, limana yaklaşan kaçak sevkiyatların koordinatları ve infaz edilmesi gereken hainlerin listesi duruyordu. Gözleri, bir yırtıcı hayvanınki kadar keskin, soğuk ve duygusuzdu. Hayatında tesadüflere yer yoktu. Kadınlar onun için sadece bir gecelik eğlence, zayıflık ise ölüm demekti.

Tam o sırada, masanın üzerinde duran, sadece özel ve güvenli işleri için kullandığı şifreli telefonu titredi.

Tam o sırada, masanın üzerinde duran, sadece özel ve güvenli işleri için kullandığı şifreli telefonu titredi.

Baras, elindeki bardağı masaya bıraktı. Bu numarayı sadece en yakın adamları ve yeraltının diğer baronları bilirdi. Telefonu eline aldı. Ekrandaki bilinmeyen numarayı görünce kaşları çatıldı. Kilidi açtı.

Ve karşısına çıkan görüntü, odadaki buz gibi havayı bir anda yakıp kavurdu.

Baras Karahan, hayatı boyunca sayısız kadın görmüştü. Ama ekranındaki bu loş, siyah dantellerin içindeki ten... O kadar saf, o kadar davetkar ve aynı zamanda o kadar cüretkardı ki, Baras’ın göz bebekleri anında büyüdü. Fotoğrafın altındaki mesajı okudu.

Barda arkamdan bakarken çok cesurdun. Bakalım yalnızken de o kadar cesur musun? 😉”

Baras’ın dudaklarının kenarı acımasız, karanlık bir tebessümle kıvrıldı. Bir suikast girişimi miydi bu? Bir tuzak mı? Karahan imparatorluğunun liderine böyle bir yem atmak, ancak bir delinin ya da ölüme susamış birinin işi olabilirdi. Telefonu sıkıca kavradı. İçindeki o ilkel, karanlık sahip olma içgüdüsü, fotoğraftaki kadının pürüzsüz tenine bakarken uyanmıştı.

Hemen masadaki interkom düğmesine bastı. Sesi buz gibiydi. "Volkan, odama gel."

Saniyeler içinde odanın kapısı açıldı, Baras’ın en güvendiği sağ kolu Volkan içeri girdi. "Buyur abi."

Baras telefonu Volkan’a doğru çevirdi, ekranı gösterdi ama Volkan’ın fotoğrafa bakmasına izin vermeden hemen geri çekti. "Bu numarayı siber birime ver. Şu an nerede, kimin adına kayıtlı, saniyeler içinde istiyorum. Bana bu kızın her şeyini bulun."

"Hemen abi," dedi Volkan ve odadan çıktı.

Baras, arkasına yaslandı. Parmaklarını masada ritmik bir şekilde tıkırdatırken telefona geri döndü. Klavyeyi açtı. Bu cesur oyunun sahibine, cehennemin nasıl bir yer olduğunu göstermek istiyordu.

Baras: Yanlış kapıyı çaldın küçük kız. (02.18)

Hale, telefonun titremesiyle neredeyse yatakta zıpladı. Ekranı hızla açtı. Gelen mesaj beklediğinden çok daha sert ve mesafeliydi. "Yanlış kapıyı çaldın küçük kız." Hale kıkırdadı. Çocuğun onunla oyun oynadığını, barda bıraktığı o cool havayı bozmamak için sert erkek rolü kestiğini düşündü. Bu durum içindeki o flörtöz kadını daha da kışkırttı.

Hale: Hadi ama, barda numaranı verirken hiç de böyle soğuk değildin. Yoksa odanda yalnız değil misin? Yanındaki kızdan mı korktun? 😜 (02.19)

Yazıp gönderdi. Rahattı, çünkü numaranın sahibinin o çocuk olduğundan adından emin olduğu kadar emindi.

Baras, gelen mesajı okuduğunda durumun bir suikast değil, tamamen bir yanlışlık olduğunu anladı. Kız onu barda tanıştığı bir başkası sanıyordu. Ama Baras Karahan, eline düşen böylesi bir avı asla salıvermezdi. Hele ki kızın bu cüreti, onun kanını uzun zamandır olmadığı kadar hızlı akıtmışken.Tam o sırada Volkan içeri girdi. Elinde bir tablet vardı. "Abi, numara Hale Yılmaz adına kayıtlı. 22 yaşında. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi. Sabıkası yok, temiz bir aile kızı. Şu an Beşiktaş’taki evinde, konum sinyali odasından geliyor. Evde yalnız." Ekrandaki vesikalık fotoğrafı Baras’a uzattı.

Baras tableti aldı. Ekranda, düzgün toplanmış saçları, duru yüzü ve kahverengi gözleriyle tam bir masumiyet timsali duruyordu. Ama Baras’ın telefonundaki o fotoğraftaki vücut, bu kıza aitti. Masumiyetin ardındaki o gizli günah, Baras’ın tamamen aklını başından aldı. "Hukukçu demek..." diye fısıldadı Baras. "Güzel."

Volkan’a eliyle çıkmasını işaret etti. Tekrar telefona döndü. O artık barda tanıştığı çocuk değildi. O, onun hayatını tamamen ele geçirecek olan karanlıktı.

Baras: Barda tanıştığın o korkak çocuk değilim ben. Ama attığın şey... fena sayılmaz. Devam et. (02.22)

Hale, gelen mesajı okuduğunda kalbi garip bir hisle sıkıştı. "Barda tanıştığın o korkak çocuk değilim ben." Ne demek istiyordu? Bu bir rol müydü, yoksa gerçekten... Hayır, kesinlikle o çocuktu, sadece gizemli davranarak Hale’i etkilemeye çalışıyordu. Hale, oyunu daha da büyütmeye karar verdi. Yataktan kalktı, geceliğinin omzunu hafifçe aşağı indirdi, köprücük kemiklerinin üzerindeki o küçük beni ve teninin beyazlığını daha net gösteren yeni bir fotoğraf çekti.

Hale: Ah, sert erkek rolü mü oynuyoruz şimdi de? Hoşuma gitti. (02.23)

Hale: [Fotoğraf] (02.24)

Hale: Bu gecelik sence de üstümde fazla durmadı mı yabancı? (02.24)

Baras, ekranına düşen yeni fotoğrafla birlikte oturduğu koltukta dikleşti. Kızın cüreti onun sınırlarını zorluyordu. Hale Yılmaz... 22 yaşında bir kuzu, kurdun inine kendi ayaklarıyla yürüyordu. Baras, ayağa kalktı. Camin kenarına gitti, şehrin ışıklarına baktı. Telefonu eline