Keşfet

2.BÖLÜM

Güneşin Donduğu An: Kehribar

Alara ile elf kralı, ormanın sessizliğinde birbirlerine bakarken birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Kral sonunda sessizliği bozdu.

— Senin adın ne?

Alara biraz çekinerek cevap verdi.

— Alara.

Kral, onun adını sanki zihninde bir yere kaydediyormuş gibi tekrarladı.

— Alara...

Alara da karşısındaki elfe dikkatlice baktı. Üzerindeki kıyafetler, duruşu ve kendinden emin tavrı sıradan birine ait değildi. Üstelik ona daha önce hiç görmediği kadar değerli inciler vermişti.

“Bu adam kim?” diye düşündü.

Sonunda merakına yenildi.

— Peki... sizin adınız ne?

Kral cevap vermek yerine hafifçe gülümsedi.

Bir anda arkasında büyük, görkemli kanatları açıldı.

Alara ne olduğunu anlayamadan kral onu güvenli bir şekilde kollarına aldı ve havalandı.

— Ne yapıyorsunuz?!

Alara'nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

Ağaçlar aşağıda küçülürken ormanın üzerinden uçuyorlardı.

Bir süre sonra uzakta yükselen devasa bir yapı göründü.

Alara'nın ağzı açık kaldı.Elf şatosu, gökyüzüne uzanan kuleleri, parlak taşları ve çevresindeki devasa bahçeleriyle adeta başka bir dünyadan çıkmış gibiydi.

Kral yere indiğinde Alara hâlâ şaşkınlığını üzerinden atamamıştı.

Kral önden yürümeye başladı.

— Burası benim şatom.

Alara etrafına bakarak onu takip etti.

Büyük salonlardan, yüksek kemerli kapılardan ve ışığı yansıtan değerli taşlarla süslenmiş koridorlardan geçtiler.

Sonunda geniş bir salona geldiler.

Orada onları bir kadın bekliyordu.

Kral durdu.

— Alara, seni annemle tanıştırmak istiyorum.

Kadın gülümsedi.

— Ben Leyanna.

Alara saygıyla başını eğdi.

— Memnun oldum.

Leyanna'nın gözleri oğluna, ardından Alara'ya çevrildi.

Oğlu dört bin yıllık hayatı boyunca saraya sayısız kişi getirmişti, fakat hiçbiri onda Alara kadar merak uyandırmamıştı.

Leyanna'nın yüzünde büyük bir sevinç belirdi.

İçinden, oğlunun sonunda kendi hayatını paylaşabileceği birini bulduğunu düşündü. Fakat bunu hemen dile getirmedi.

Kral, Alara'yı şatonun üst katlarına çıkardı.

En üst kattaki büyük pencerelerden biri açıktı. İçeri serin bir rüzgâr giriyor, uzun perdeleri hafifçe hareket ettiriyordu.

Aşağıda bütün elf krallığı görünüyordu.

Kral Alara'ya döndü.

— Aileni merak ediyorum. Seni daha iyi tanımak istiyorum.

Alara'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Annesinin sesi zihninde yeniden yankılandı:

“Elflere yaklaşma.”

Bu yüzden gerçekleri anlatmadı.

— Ailem... vefat etti. Ben de ormanda yaşamayı kendim seçtim. Hayatımı değiştirmek gibi bir düşüncem yok.

Kral onu sessizce dinledi.

Söylediklerinin tamamına inanmış gibi görünse de gözlerinde hafif bir şüphe vardı.

Fakat Alara'yı sıkıştırmadı.

— Anlıyorum.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra kral başka bir konuya geçti.

— Ormanda hazırladığın ilaçları gördüm. Bitkiler hakkındaki bilgin dikkatimi çekti.

Alara şaşkınlıkla ona baktı.

— Ben sadece bildiğim kadarını yapıyorum.

— Bildiğinden çok daha fazlasını biliyor olabilirsin.

Kral pencerenin önünde durdu.

— Benimle bu şatoda yaşamanı istiyorum. Burada çalışabilir, bitkiler ve ilaçlar üzerine araştırmalar yapabilirsin. Sana düzenli bir yer sağlarım. Belki zamanla kendi çalışma alanını bile kurarsın.

Alara bir süre düşündü.

Ormana dönmek, bildiği hayatına devam etmek kolaydı.

Ama önündeki fırsat, şimdiye kadar hiç sahip olmadığı bir imkândı.

Sonunda başını kaldırdı.

— Kabul ediyorum.

Kral hafifçe gülümsedi.

— O zaman sana kalacağın odayı göstereyim.

Kapı açıldığında Alara olduğu yerde kaldı.

Oda daha önce onun için hazırlanmış gibiydi.

Güzel kıyafetler, zarif inci aksesuarlar, büyük bir yatak ve pencerenin yanında küçük bir çalışma masası vardı.

Alara'nın gözleri parladı.

— Bu kadar güzel bir oda... benim için mi?

Kral başını salladı.

— Senin için.

Alara mahcup bir gülümsemeyle odaya baktı.

— Fazla güzel...

Kral cevap vermedi. Sadece onun şaşkınlığını izledi.

Bir süre sonra Alara'yı ilaçların hazırlanacağı çalışma odasına götürdü.

Orada Leyanna da vardı.

Kral onları yalnız bıraktı.

Alara hemen bitkilerini ve malzemelerini düzenlemeye başladı.

Bir süre sonra kapının kenarında kral belirdi.

Sessizce onu izliyordu.Alara, yeni çalışma odasına yerleştirilen bitkileri ve malzemeleri büyük bir dikkatle düzenlemeye başladı. Kurutulmuş yaprakları türlerine göre ayırıyor, bazılarını ezerek küçük kaplara koyuyor, bazı bitkileri ise özel karışımlar hazırlamak için kenara bırakıyordu.

Kral, kapının dışında sessizce durup onu izliyordu.

Alara'nın yaptığı her hareket dikkatliydi. Hiçbir şeyi rastgele yapmıyor, hangi bitkinin ne işe yaradığını düşünerek hareket ediyordu. Kral, dört bin yıllık hayatında sarayında pek çok şifacı görmüştü. Fakat Alara'nın bitkilere yaklaşımında farklı bir şey vardı.

Bir süre sonra içeri girdi.

Alara başını kaldırdı.

— Siz burada mıydınız?

Kral hafifçe gülümsedi.

— Bir süredir seni izliyorum.

Alara biraz şaşırdı.

— Neden?

Kral masanın üzerindeki bitkilere baktı.

— Çünkü işini yapış biçimin dikkatimi çekiyor. Bu kadar küçük ayrıntılara dikkat eden çok az insan gördüm.

Alara elindeki yaprağı bıraktı.

— Ben sadece öğrendiklerimi uyguluyorum.

— Hayır, dedi kral sakin bir sesle. — Sadece uygulamıyorsun. Bitkileri anlıyorsun.

Alara bu söz karşısında hafifçe gülümsedi.

Kral ona birkaç adım yaklaştı.

— Ormanda tek başına yaşarken bunların hepsini nasıl öğrendin?

Alara'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.

Annesinin sesi zihninde yeniden yankılandı.

“Elflere yaklaşma.”

Bir an gözlerini kaçırdı.

— Zamanla öğrendim.

Kral onun yüzündeki değişimi fark etti ama üzerine gitmedi.

— Bazen insanlar kendilerini anlatmak için hazır olduklarında konuşurlar, dedi. — Seni zorlamayacağım.

Alara ona baktı.

Bu sözler, beklemediği kadar rahatlatıcı gelmişti.

— Teşekkür ederim.

Kral hafifçe başını eğdi.

— Asıl ben teşekkür etmeliyim.

— Neden?

— Çünkü seni tanıma fırsatı bulduğum için.

Alara bir an ne diyeceğini bilemedi.

Kral gözlerini onun gözlerine çevirdi.

— Gözlerin de çok ilginç.

Alara şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

— Gözlerim mi?

— Evet.

Kral birkaç saniye boyunca onun kehribar renkli gözlerine baktı.

— Kehribarı hiç yakından inceledin mi?

Alara başını salladı.

— Hayır. Pek bilmiyorum.

Kral masanın üzerindeki küçük bir kehribar parçasını aldı.

— Kehribar aslında sıradan bir taş değildir. Çok eski zamanlarda ağaçların salgıladığı reçine zamanla toprağın altında kalır. Yıllar, hatta milyonlarca yıl boyunca ısı ve basınçla değişir ve sonunda bugün gördüğümüz kehribar oluşur.

Alara parçaya dikkatle baktı.

— Yani içinde çok eski bir zaman saklı?

— Evet, dedi kral. — Bu yüzden kehribara her baktığımda geçmişin küçük bir parçasını taşıyormuş gibi hissederim.

Sonra tekrar Alara'nın gözlerine baktı.

— Senin gözlerin de bana bunu hatırlatıyor.

Alara hafifçe utandı.

— Benim gözlerimde ne var ki?

Kral gülümsedi.

— Sıcaklık var. Altın gibi parlayan bir renk var. Ve ne kadar dikkatli bakarsam bakayım, renginin içindeki bütün tonları aynı anda göremiyorum.

Alara sessiz kaldı.

Kral elindeki kehribar parçasını yerine bıraktı.

— Sanırım bu yüzden onları unutamadım.

Alara'nın kalbi hızlandı.

Tam o sırada annesinin sözleri yeniden aklına geldi.

“Elflere yaklaşma.”

Bu kez korkuyla değil, kafasının içindeki çelişkiyle düşündü.

Karşısındaki kişi bir elf kralıydı.

Annesi özellikle onlardan uzak durmasını istemişti.

Ama kralın yanında dururken hissettiği şey, beklediği korku değildi.

Kral, elindeki küçük kutuyu fark ettirmeden masanın üzerinden aldı.

— Sana bir şey getirdim.

Alara merakla kutuya baktı.

— Bana mı?

— Evet.

Kutuyu açtı.

İçinde zarif bir yüzük vardı. Ortasında, Alara'nın gözlerini andıran sıcak altın tonlarında bir kehribar taşı bulunuyordu.

Alara'nın gözleri büyüdü.

— Bu... çok güzel.

Kral yüzüğü dikkatlice aldı.

— Bu yüzüğü dün gece yaptım.

— Kendiniz mi?

— Evet.

Alara yüzüğe hayranlıkla baktı.

— Neden kehribar?

Kral onun eline baktı.

— Çünkü seni düşündüğümde aklıma ilk gelen renk buydu.

Alara ne diyeceğini bilemedi.

Kral elini yavaşça uzattı.

— Elini verir misin?

Alara kısa bir tereddütten sonra elini uzattı.

Kral yüzüğü onun parmağına takmak için elini tuttu.

Ellerinin birbirine değdiği anda Alara'nın içinde garip bir his yayıldı.

Sanki uzun zaman

Yorumlar

  • Aylin Damla Eryılmaz: kral gerçekten alarayı merak ediyor ama o hala geri çekiliyor
  • Zeynisnür: dahada zorlanmaya hazır olun.OWKSOSKSSONS
  • Selin POLAT: Bu sahne tam bir heyecan doluydu Ne yapacağını beklemek çok zordu
  • Zeynisnür: Belkide Alara kontrolsüzdür
  • Aslı Kuş: alara keşke ismini duyduğunda biraz daha cesur olsaydın
  • Zeynisnür: bir yazı farklı anlamlar
  • Umut Dündar: O kehribar çok özel ama umarım onun anlamını doğru anlıyorsun
  • DJ Slot: annesinin sesi seni bu kadar durdurmamalı alara Bunu aşmalısın
  • ..: Ben de bilmiyorum