Keşfet

İKİ AYRI GÖKYÜZÜ 🌌

HAFIZAMDA BİR YABANCI-(Kioku no naka no mishiranu hito)

İKİ AYRI GÖKYÜZÜ 🌌

Birinci Bölüm: İki Ayrı Gökyüzü

“İnsan, hiç karşılaşmadığı birini özleyebilir miydi? Belki de bazı özlemler, hatırlanmayan bir geçmişin değil, henüz yaşanmamış bir geleceğin izlerini taşırdı.”

Tokyo — Sabahın İlk Işıkları

Tokyo'da sabahlar, güneşin doğuşundan çok önce başlardı.

Şehrin dar sokaklarında kepenklerini açan dükkânların sesi, istasyonlara yetişmeye çalışan insanların aceleci adımları ve henüz tam olarak aydınlanmamış gökyüzünün altında ilerleyen trenler... Her şey, birbirini takip eden görünmez bir düzenin parçasıydı. İnsanlar bir yerlere yetişiyor, telefonlarına bakıyor, kahvelerini ellerinde taşıyor ve çoğu zaman yanlarından geçen yüzleri fark etmiyorlardı.

Itsuki Tachibana ise bütün bu telaşın içinde, bir şeyleri kaçırmamak için acele etmeyen nadir insanlardan biriydi.

Alarmı üçüncü kez ertelediğinde odasının kapısı açıldı.

— Hâlâ yatıyor musun?

Itsuki, yorganın altından yalnızca başını çıkardı.

— Hayır. Ruhum çoktan kalktı.

Kapının eşiğinde duran Ren, ağabeyine birkaç saniye baktı.

— Ruhun okula gitmeyi de düşünürse haber ver. Annem kahvaltıda seni bekliyor.

— Ruhum bugün izinli.

Ren gözlerini devirdi.

— Ne kadar etkileyici. Bunu anneme de anlatırsın.

Kapıyı kapatıp uzaklaştı.

Itsuki yatağından kalkarken kardeşinin söylediklerine gülümsedi. Ren on dört yaşındaydı ama zaman zaman kendisini evin en büyük çocuğu sanacak kadar ciddi davranıyordu. Itsuki'nin aksine, sabahları uyanmakta zorlanmaz, eşyalarını kaybetmez ve bir işi yapmaya karar verdiğinde onu tamamlamadan bırakmazdı.

Itsuki ise biraz dağınıktı. Masasının üzerinde yarım kalmış notlar, fotoğraf makinelerinin objektif kapakları, kitaplar ve nereden geldiğini kendisinin bile hatırlamadığı küçük eşyalar bulunurdu. Annesi bu dağınıklığa alışmıştı. Babası ise her seferinde aynı şeyi söylerdi:

“Bir gün aradığın şeyi bulmak için bütün evi yeniden düzenlemek zorunda kalacaksın.”

Itsuki de her seferinde aynı cevabı verirdi:

“Aradığım şeyin nerede olduğunu bilseydim zaten aramazdım.”

Banyodan çıkıp odasına döndüğünde pencerenin önünde durdu. Karşı apartmanın çatısına konmuş iki güvercin, birbirlerini rahatsız etmeden bekliyordu. Gökyüzü soluk maviydi. Hava açık görünüyordu ama uzakta, binaların ardında ince bulutlar birikmişti.

Itsuki, masasının üzerindeki fotoğraf makinesini aldı.

Fotoğraf çekmek onun için yalnızca bir hobi değildi. İnsanların çoğu bir manzaraya baktığında ne kadar güzel olduğunu düşünürdü. Itsuki ise o manzaranın biraz sonra nasıl değişeceğini merak ederdi. Bir ağacın gölgesinin kaldırımdaki yerini değiştirmesi, yağmurdan sonra biriken suyun içinde tersine dönen şehir, kalabalığın arasında bir anlığına yalnız kalan bir insan...

Ona göre bir fotoğrafın değeri, gösterdiği şeyden çok, gösteremediği şeyde saklıydı.

Bir gün Japonya'yı baştan sona dolaşmak istiyordu. Büyük şehirleri değil yalnızca; haritalarda küçük bir nokta olarak görünen kasabaları, tabelası eskimiş tren istasyonlarını, kimsenin uğramadığı sahil yollarını da görmek istiyordu. Fotoğraflar çekip biriktirmek, belki bir gün onları küçük bir kitapta toplamak...

Henüz kimseye anlatmadığı bir hayali vardı: Bir gün geriye dönüp baktığında, hayatının yalnızca geçip giden günlerden ibaret olmadığını anlayabilmek.

Fotoğraf makinesini omzuna astı ve odasından çıktı.

Mutfakta annesi kahvaltıyı hazırlıyordu. Babası masanın başında gazetesini okurken Ren çoktan yemeğine başlamıştı.

— Günaydın, dedi Itsuki.

Annesi ona döndü.

— Günaydın. Bugün de son dakikada yetişeceksin sanırım.

— Yetişmek de bir başarıdır.

— Zamanında gelmek daha büyük bir başarı, diye karşılık verdi Ren.

Itsuki sandalyesine otururken kardeşine baktı.

— Senin bu evdeki varlığın giderek sorgulanmaya başladı.

Babası gazetesini indirmeden hafifçe güldü.

— Birbirinize sataşmayı kahvaltıdan sonraya bırakabilir misiniz?

Itsuki tabağına uzanırken annesi fotoğraf makinesini fark etti.

— Yine mi fotoğraf çekeceksin?

— Belki okuldan sonra biraz dolaşırım.

— Geçen hafta da biraz dolaşmıştın. Eve döndüğünde ayakkabıların çamur içindeydi.

— Güzel bir fotoğraf için küçük fedakârlıklar gerekir.

— O fotoğrafların hiçbirinde çamurlu ayakkabıların görünmüyor ama.

Itsuki cevap vermedi. Annesinin gülümsemesi karşısında o da gülümsedi.

Babası gazeteyi katlayıp masaya bıraktı.

— Bugün geç kalma. Akşam birlikte yemek yiyeceğiz.

— Bir planınız mı var?

— Her akşam birlikte yemek yemek için özel bir planımız olması mı gerekiyor?

Itsuki omuz silkti.

— Hayır. Sadece merak ettim.

Babası kısa bir süre oğluna baktı. Ardından masanın kenarındaki çay bardağını eline aldı.

— Bazen insanın evde olmasının kendisi yeterli bir sebeptir.

Bu söz, Itsuki'nin aklında gereğinden uzun kaldı. Nedenini bilmiyordu. Belki de babasının sesindeki hafif ciddiyetten, belki de o sabahın alışılmadık sessizliğinden...

Bir süre sonra çantasını alıp evden çıktı.

Apartmanın önünde durarak gökyüzüne baktı. Şehir çoktan uyanmıştı.

Fotoğraf makinesini kaldırdı ve deklanşöre bastı.

O an için sıradan bir sabahtı.

Itsuki, bunun hayatındaki son sıradan sabahlardan biri olduğunu henüz bilmiyordu.

Takayama — Dağların Arasında

Tokyo'nun kalabalığından uzakta, dağların çevrelediği Takayama'da sabahlar daha yavaş ilerlerdi.

Ahşap evlerin önünden geçen dar sokaklarda, eski dükkânların tabelaları hafif rüzgârla sallanırdı. Havanın içinde odun kokusu, taze ekmek ve uzaklardan gelen yağmurun serinliği birbirine karışırdı. Burada insanlar birbirlerini tanır, aynı dükkânlardan alışveriş yapar ve mevsimlerin değişimini şehirdekilerden daha yakından hissederdi.

Sakura Fujimoto, mutfaktan gelen seslerle uyandı.

Gözlerini açtığında saat yediyi biraz geçmişti. Penceresinin önündeki ince perde hafifçe hareket ediyordu. Dışarıda güneş henüz evlerin çatılarına ulaşmamıştı.

Yatağından kalktı, saçlarını topladı ve masasına yöneldi.

Masanın üzerinde yarım kalmış bir çizim vardı. Eski bir tren istasyonunu resmetmişti. Ahşap banklar, yüksek pencereler, duvarında yuvarlak bir saat ve rayların uzandığı boş bir peron...

Aslında bu çizimi nereden esinlenerek yaptığını bilmiyordu. Son birkaç gündür aklına aynı görüntü geliyordu. Daha önce görmediği bir yerin ayrıntılarını hatırlamaya çalışır gibi, her sabah çizimin başına geçiyor ve eksik kalan bir şeyi tamamlamaya uğraşıyordu.

Kalemi eline aldı. İstasyonun duvarındaki saatin akrep ve yelkovanını yeniden çizdi. Sonra durdu.

Saatin kaç olduğunu belirlemek istememişti. Yalnızca orada bir saat bulunması gerektiğini düşünmüştü.

— Sakura!

Aşağıdan gelen ses, düşüncelerini böldü.

— Geliyorum!

Çizimi defterinin arasına koydu ve odasından çıktı.

Merdivenlerden inerken küçük kız kardeşi Mei'nin mutfakta bir şeyler aradığını gördü. Mei on iki yaşındaydı. Evdeki en meraklı insan olduğu konusunda kimsenin itiraz edemeyeceği kadar çok soru sorardı. Bir şeyin nedenini öğrenmeden rahat etmez, bir cevap aldığında da çoğu zaman ikinci bir soru sorardı.

— Neyi arıyorsun? diye sordu Sakura.

Mei, elinde boş bir kavanozla döndü.

— Reçeli.

— Elindeki kavanozun boş olduğunu fark ettin mi?

— Fark ettim. O yüzden arıyorum.

Sakura gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

— Dolaptaki üst rafta.

— Oraya yetişemiyorum.

— Sandalye var.

— Sandalyeyi çekmekle uğraşana kadar sana seslenmek daha kolay.

— Yani beni kullanıyorsun.

Mei hiç tereddüt etmeden başını salladı.

— Evet.

Sakura kavanozu alıp ona uzattı.

Masada anneanneleri oturuyordu. Yaşına rağmen hareketleri hâlâ dikkatli ve düzenliydi. Sabah çayını her zaman aynı fincanda içer, gazetesini aynı yerden açar ve kahvaltı sırasında mümkün olduğunca az konuşurdu. Fakat torunları bir şey anlattığında onları dikkatle dinlerdi.

Sakura sandalyesine oturdu.

— Bugün pazara gideceğim, dedi anneannesi.

— Ben de geleyim mi? diye sordu Mei.

— Önce ödevlerini bitirirsen.

Mei'nin yüzü hemen değişti.

— Pazara gitmek için neden matematik çözmem gerekiyor?

— Çünkü pazara gitmek için de matematik bilmek gerekir.

— Hayır, sadece para vermek gerekiyor.

Sakura kahkahasını tutamadı.

Kahvaltı boy

Yorumlar

  • Elyra: 🥹✨
  • DJ Slot: kendi yüzünü görmek yerine dışarıdaki ışıklarla birleşmişsin ne karmaşık
  • Eylül Nadir: itsuki dikkatli olması lazım acele etmeyen biri olmadan da geç kalınabiliyor
  • Süleyman Kılıç: bunu anlayabilmek için gerçek hayatta başına gelmesi gerekir dikkatli ol!
  • Duygu Oral: Rahatsız edici ama gerçekten bu ruh halindesin neden okula gitmiyorsun?
  • Ece Oral: sakuranın mutfaktan gelen sesler arasında özlem hissetmesi çok tanıdık
  • Kırmızı lekeli çocuk: Neden bu kadar sık tekrarlayan bir görüntü var bilmiyorum ama ilgimi çekiyor
  • Asil genç: Bu sahne beni düşünmeye itti daha önce görmediğim birini özlem duyabilmek ne garip