BÖLÜM 5
Süreyya Hanım, Nurcan’ın sözleri üzerine sinirle elini kaldırıp vuracakken Fatma, elini havada tutarak:
‘Yapmayın efendim, buna değmez. Çünkü siz böyle üstüne gittikçe o daha çok azacaktır. Bu da hem onun için hem bizim için hiç iyi olmayacaktır’ dedi, nasihat edercesine.
O, söylediği sözlerden sonra Süreyya Hanım elini yere indirerek Nurcan’a:
‘Evet, hep Fatma’yı savunuyorum, ama dön bir bak kendine niçin onu savunuyorum’ dedi ve Fatma’ya dönerek:
‘Fatma, aşağı gel seninle konuşacaklarım var’ dedi ve aşağıya indi. O indikten hemen sonra Fatma’da onun peşine aşağıya indi. Onlar aşağıya inince Nurcan, yine kendi başına kaldı yaptığıyla beraber. Aslında Fatma’nın sözleri onun kendine gelmesi için yeterliydi, ama içindeki kin duygusu ve çekememezlik kendisini öyle kaplamıştı ki adeta kör ve sağır olmuş gibiydi.
*************
Faruk, Fatma ile Nurcan arasında gidip geliyordu. Nefsi Nurcan’ı istiyor kalbi ve aklı Fatma’yı istiyordu.
Süreyya Hanım, Faruk’un hal ve hareketlerin neler düşündüğünü görüyor, sürekli onun doğru yolu görmesi için dua ediyordu. Bu arada Fatma’yla dertleşiyor, onunla dertleştikçe ferahlıyordu.
Yine böyle dertli olduğu bir günde Fatma’yı çağırdı. Fatma, bu çağrı üzerine Süreyya Hanım’ın yine dertli olduğunu gördü. Onun dertli olduğunu görünce de:
‘Hanımım sizi her zaman ki gibi dertli görüyorum. Nedir derdiniz? Söyleyin de çözmeye çalışalım’
Süreyya Hanım, Fatma’nın sözleri üzerine içindeki sıkıntılar birazcık da olsa hafifleyerek:
‘Kızım, sözlerime nereden başlayacağıma bilemiyorum. Faruk, küçükken böyle değildi. Babası vefat etmeden evvel ona bütün dini bilgileri öğretmeye çalıştı. Hatta onu Kuran kursuna göndererek Kur’an-ı Kerim öğrenmesini sağladı. Babasını şaibeli bir trafik kazasında kaybettikten sonra ona hem anne hem de baba oldum’ dedi iç çekerek.
Süreyya Hanım’ın iç çekerek derdini anlatması üzerine Fatma:
‘Hanımım, sözünüzü kestiğim için özür dilerim, ama kafama bir soru takıldı’ dedikten sonra biraz düşündükten sonra, ‘Faruk Bey’in babası şaibeli bir trafik kazasında kaybetti dediniz. Peki, buna sebep olan bulunamadı mı?’ dedi merak içerisinde.
Fatma’nın sorusu üzerine Süreyya Hanım:
‘Evet, bulundu ama delil yetersizliğinden serbest bırakıldı’ demesi üzerine Fatma iyice merak etmişti. Bu meraktan dolayı da Süreyya Hanım’a
‘Nasıl yani, neden bulunamadı ve o kimdi?’
Fatma’nın heyecanlı halini gören Süreyya Hanım gülümseyerek:
‘Dur hele hemen heyecanlanma’ dedikten sonra ‘Buna sebep olan ünlü iş adamı Sinan Paşalı’
Duyduğu isim karşısında şaşıran Fatma:
‘Şu yaptığı iyiliklerle nam salmış kişi mi?’ dedi ve Süreyya Hanım’ın yüzüne aval aval baktı.
Süreyya Hanım, ‘Evet, o’ dedikten sonra ‘Aslında o öyle görünse de tam tersine. Yaptığı iyilikler aslında bir kamufle. O tam bir mafya babası. Silah kaçakçılığı mı desem, zehir ticareti mi desem, çek senet mafyacılığı mı desem… kısacası her şey var bu adam da. İşte senin iyiliksever dediğin bu adam bağlantılarını kullanarak delilleri yok ettirdi. Bizde bu yüzden hiçbir şey ispat edemedik ve bu dava da böylece kapanmış oldu’
Olanları dinledikten sonra Süreyya Hanım’ın yaşadıkları karşısında üzülen Fatma, olduğu yere çöktü. Onların yaşadığı hayat karşısında kendi yaşadıkları bir hiçti. O yüzden üzülmüş yere yığılmıştı. Bir müddet üzüntüsünden yerde çöküp kaldıktan sonra ayağa kalkıp koltuğa oturdu. Ardından Süreyya Hanım’a:
‘Eski defterleri açıp sizi üzdüğüm için özür dilerim’ dedikten sonra ‘Hanımım sizin sözünüzü kesmeden evvel Faruk Bey’den bahsediyordunuz. Ona devam edebilir misiniz?’
Süreyya Hanım, söylediği sözlerden dolayı Fatma’yı üzdüğü için o da üzülmüştü. Bu yüzden ona:
‘Bende senden özür dilerim’ dedikten sonra Fatma’ya ‘Oğlumun yani Faruk’un iyi bir eğitim alması için elimden gelen her şeyi yapmaya çalıştım. Lise bittikten sonra üniversiteyi en iyi dereceyle kazandı. Üniversite hayatının ilk yıllarında hiçbir sorun yoktu. İkinci yılda içki içen, sigara içen, laubali arkadaşlarıyla takılmaya başladı. Onların tesiriyle içki içmeye, sigara içmeye başladı. Ondan sonra her şey kötüye gitti. Babasından kalan mirası arkadaşlarıyla yiyor, hayatına o şekilde devam ediyordu. Ben onu ne kadar doğru yola getirmeye çalıştıysam da olmadı. Benim sözlerim bir kulağından giriyor, öteki kulağından çıkıyordu. Üniversite bittikten sonra hastalandı. Onu doktora götürdüğümüzde doktor ona içki ve sigara içmemesini, içtiği takdirde karaciğerinin iflas edebileceğini söyleyip ilaçlar verdi. Ondan sonra bir müddet bıraktı, ama yine öyle görünüyor ki tekrardan başlamış. Üstelik başımızdaki örtüden bile nefret eder hale gelmiş. Onun derdinden hiçbir şey düşünemez hale geldim. Söyle bana ne yapacağım şimdi?’
Fatma, kendisine yöneltilen soru üzerine ayağa kalkarak Süreyya Hanımın yanına gitti. Yere oturarak adeta anne şefkatiyle ellerinden tutarak:
‘Süreyya Hanım, bilirsiniz sizi sever sayarım. Hatta annemden uzak olduğum halde siz bana anne şefkatiyle yaklaştınız. O yüzden de sizin derdinizle dertlenmeyi kendime borç bildi. Ancak böylesi bir durumda ne denir, ne yapılır bilemem. Ama sizde bilirsiniz ki her şeyin başı sabır ve duadır. Dua, bütün samimiyeti ve olanca gayretiyle çalışıp çabalayacak, kulluk bilinci içinde insanca bir hayat yaşamanın mücadelesini verecektir. Ne var ki, zayıf olarak yaratılan insan, bu mücadelesinde her zaman başarılı olamaz. Ömrü boyunca bütün çabaların, bütün imkân ve desteklerin tükendiği sayısız durum konum içinde bulur kendini. Bu sebeple, her şeyin kendisine muhtaç olduğu Yüce Allah Teâlâ’ya yönelme ve O’na (c.c.) dua etme ihtiyacı duyar. Bu, onun fıtratında var olan bir özelliktir. Dua, kulun ihtiyaçlarını Yaratıcı Kudrete (c.c.) arz etmesi, O’nun (c.c.) yardımına yönelmesidir. Dua, insanın, kendisi gibi zayıf ve sonlu varlıklara bağlanmayı reddedip, özgürlüğünü ilan etmesi, Allah Teâlâ’ya yönelip, kulluk bağı ile O’na (c.c.) bağlanmanın ifadesidir. Dua ederken tek muhatabımız Rabbimizdir. O’nunla (c.c.) aramızda hiç kimse, hiçbir varlık yoktur’
Süreyya Hanım, ona sarılıp gözlerinden öptükten sonra:
‘Peki, nasıl dua edeceğiz?’ dedi huzur içerisinde
Fatma, Süreyya Hanım’ın sorusu üzerine biraz düşündükten sonra:
‘O’nun (c.c.) adını anarak, sıfatlarını söyleyerek duamıza şekil veririz. ‘En güzel isimler Allah Teala’nındır. O’na güzel isimleriyle dua edin’ (Araf Suresi 180. Ayeti Kerime) ayeti, nasıl dua edeceğimiz konusunda önümüzde geniş bir ufuk açar. Ayrıca, Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerimde A’raf Suresi’nin 55. Ayetinde mealen şöyle buyurmaktadır’
‘Rabbinize (c.c.) alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü o, haddi aşanları sevmez.’ O halde dua ederken ne bağıracağız, ne de çok kısık bir sesle dua edeceğiz. İçimizden gelerek, yaptığımız duanın kabul olacağını umarak dua edeceğiz. Umudumuzu kaybetmeden tekrar tekrar dua edeceğiz’ ‘Ayrıca Bakara Suresi’nin 45. Ayetinde mealen’
‘Sabrederek ve namaz kılarak Allah Teâlâ’dan yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah Teâlâ’ya derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir’ buyrulmaktadır, dedi Fatma.
Süreyya Hanım, Fatma’yı hayranlıkla dinledikten sonra:
‘Buradaki ‘sabır ve namaz kılarak Allah Teâlâ’dan yardım dileyin’ deki maksat nedir?’ diye sordu.
‘Sabır, insanı olgunlaştırır, geliştirir ve güçlendirir. Namaz ise, Allah Teâlâ’ya kulluğun, teslimiyetin ve nimetlere şükrün en yüksek ifade biçimi, aktif ve düzenli hayatın göstergesidir. Ayette, zorluklar karşısında insanı hem ruhen hem de dış hayatta güçlü kılacak iki temel öğeden yararlanmamız tavsiye edilmektedir’ dedi Fatma.
‘Kızım, seni dinleyince içim ferahlıyor, kendime geliyorum. Bütün dertlerim geçiyor, geleceğe daha iyi bir şekilde bakar hale geliyorum’ dedikten sonra gülümseyerek, ‘Seni yetiştiren o anne ve baban ne iyi insa
Yorumlar
- Yasemin Yıldırım: faruk annen hem baba hem anne oldu ama hala dizlerini kırıp atma hastalığı devam ediyo mu?
- Haticenur: nurcan kendine gel artık kimse senin kalp kırıklıkların için var değil
- Aleyna Mengü: Hey fatma biraz da kuralları baştan belirlemeli dünya sırf zarar görmesi üzerine kurulmamıştır
- Alperix: fatmada bazı konularda daha fazla cesaret göstermeli haksızlığa dur demeli
- Bahar Onat: süreyya hanım sinirinizi kontrol edin lütfen zafer değil bu bir kaybediş olur