Keşfet

BÖLÜM 7

HİDAYETE GİDEN YOLLAR

Fatma, olanları dinledikten sonra sinirle ayağa kalkarak:

         ‘Nasıl baba bu ya! İnsan kendi öz evladına nasıl kıyar, kendi eliyle nasıl suça iter bir türlü anlamıyorum’

         ‘İnsan merhamet yoksunu olursa ondan her şey beklenir’ dedi Süreyya Hanım.

         ‘Merhamet, merhamet nedir bilir misiniz?’ dedi Fatma. Ardından ‘Fahri kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir keresinde şöyle buyurdu:‘Cennete ancak merhametli olan girer.’ Bunun üzerine sahabe-i kiram şöyle der: ‘Ey Allah Teâlâ’nın Resulü (s.a.v.), hepimiz merhametliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onların sözlerine karşı şöyle buyurdu:

‘Sadece kendisine karşı merhametli olan kişi merhametli sayılmaz. Merhametli kişi, hem kendine hem de başkalarına merhamet eden kişidir’ dedi ve sözlerini şöyle tamamladı. ‘İnsanın kendine merhamet etmesi, Allah Teâlâ’nın yasakladıklarını terk etmesi, günahlarına tövbe etmek suretiyle kendini azaptan esirgemesi, Allah Teâlâ’nın emirlerini, ibadetlerini yerine getirmesidir. Başkasına merhamet etmesi ise, hiçbir şekilde mümin kardeşine eziyet etmemesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

       ‘Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir’ buyurmaktadır.

        ‘Evet, kızım’ dedi Süreyya Hanım, ‘Müslüman kimse sadece insanlara merhamet etmekle kalmaz, hayvanlara da merhamet eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) naklettiği şu olay bizlere hem müjde hem de uyarı niteliğindedir:

          ‘Adamın biri yolculuk yaptığı esnada aşırı derece de susar. Bir kuyu bulur ve içine inerek bolca içip susuzluğunu giderir. Yukarı çıkınca, kuyunun başında susuzluluktan dili sarkmış bir köpeğin bulunduğu görür. Kendi kendine der ki: ‘Şu köpek de tıpkı benim biraz önce susadığım gibi susamış’ tekrar kuyuya iner. Ayakkabısını su ile doldurur, ağzıyla tutarak yukarı çıkarır ve köpeği sular. Onun bu davranışı Allah Teâlâ’nın çok hoşuna gider ve o kişinin bütün günahlarını bağışlar.’ Tam bu esnada sahabe-i kiramdan bazıları sorar: ‘Ey Allah Teâlâ’nın Resulü (s.a.v.)! Hayvanlara yaptığımız iyilik karşılığında da bizim için sevap var mıdır?’ demeleri üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu ‘Can taşıyan her mahlûka yaptığınız iyilik için size mükâfat vardır’ buyurdu.      

       Onların aralarındaki konuşmaları uzaktan burun kırarak izleyen Nurcan kendine kendine:

           ‘Bu zamanda bu düşüncelere sahip olmak, hıh örümcek kafalılar. Ama durun, hele Faruk Bey’le bir evleneyim o zaman gösteririm bu konuşmaları size’

       Süreyya Hanım, Fatma’yla konuşurken Nurcan’ı çağırıp ondan kahve yapmasını ve getirmesini söyledi. Aldığı bu emirle geri dönen Nurcan, hem kahveleri yapıyor hem de kendi kendine:

           ‘Hele bir Faruk Bey’i elde edeyim. O zaman siz görürsünüz kahve pişirtmeyi’ diye söyleniyordu.

       Nurcan kahve pişirip getirdikten sonra önce Süreyya Hanım’ın kahvesini verdi. Ardından Fatma’ya verecekken yanlışlıkla döküyormuş gibi yapıp Fatma’nın üzerine döktü.

Fatma, onun bilerek döktüğünü bildiği halde bir şey demedi, ama Süreyya Hanım oldukça köpürdü. Bu yüzden de sinirle ayağa kalktı. Birkaç adım atıp elinin tersiyle Nurcan’a vuracakken Fatma, onun elini havada tutup vurmasını engelledi. Ardından Süreyya Hanım’a:

   ‘Hanımım, yapmayın. O belli ki yanlışlıkla yaptı. Bu yüzden de ona kızıp işinden etmeyin. Çünkü işsizlik son derece sıkıntılı bir durum, Allah Teala, hiç kimseyi işsizlikle imtihan eylemsin’ dedi güler yüzle.

Fatma’yı dinleyen Süreyya Hanım, elini yere indirerek Nurcan’a:

   ‘Bak gördün mü, onu niçin sevdiğimi. Kendisine yapılan kötülüğü görmeyecek kadar alçak gönüllü. Sen bu durumda olsaydın kim bilir ne yapardın’ dedi kızgınlıkla.

Süreyya Hanım’ın sözlerini bir başkasına söylese yerin dibine girerdi ama Nurcan, öyle şartlanmıştı ki gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu.

**********

Aradan bir hafta geçmişti. Nurcan, Fatma’nın üzerine kahve döktüğünden dolayı konuşmaları yarım kalmıştı. Bu yüzden Fatma Süreyya Hanım’ın başından geçenleri öğrenememişti. Onun başından geçenleri hem merak ediyor hem de onun adına üzülüyordu.

Onun başından geçenleri öğrenmek için bu sefer kahveyi kendisi yaptı. Ardından getirip Süreyya Hanım’a ikram etti. Kahveler içilip bitince Fatma, bardakları götürüp mutfağa bıraktı. O mutfaktan çıktıktan hemen sonra Nurcan mutfağa girdi ve kahve bardaklarını gördü.

Fatma, kahve bardaklarını bırakıp geldikten sonra Süreyya Hanım’a:

         ‘Ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden nasıl kurtuldun?’

Süreyya Hanım, Fatma’nın sorusu üzerine geçmiş günleri tekrar aklına geldi. O günler aklına gelince de içi bir tuhaf oldu. Bu yüzden de uzaklara dalıp gitti.

Onun dalıp gittiğini gören Fatma:

  ‘Hanımım, ne oldu da öyle uzaklara dalıp gittiniz’

Süreyya Hanım, Fatma’nın sorusu üzerine daldığı düşüncelerden sıyrılarak ‘Yok bir şey, öylesine dalıp gittim işte’ dedikten sonra:

         ‘Babam, bir süre sonra düşüncelerimden vazgeçtiğimi zannederek beni oradan çıkardı. Daha sonra karşısına alarak başımdaki örtüyü çıkarmamı istedi. Bu istek karşısında hayır bunu yapamam deyip oradan ayrılacakken kolumdan tutup beni yere yatırarak sopayla dövmeye başladı. Yüzüm, gözüm, her tarafım kan içerisinde kalana kadar dövdü. Yorulunca beni bırakıp yatağına gitti’

         ‘O sırada annen ne yapıyordu?’ dedi Fatma merakla.

         ‘Annem, ah annem olacak kadın! Durmuş bizi seyrediyor, alttan alttan gülüyor, çayını yudumluyordu. Babam beni dövmeyi bırakıp gidince gelip bir sürü hakaretler etti ve günlerce aç susuz bıraktı. Bütün bunlara rağmen örtümden vazgeçmeyeceğimi anlayınca her ikisi de karar alıp beni sokağa attılar, dedi gözyaşları içerisinde.

         ‘Sokağa mı?’

         ‘Evet, sokağa’ dedi Süreyya Hanım gözyaşlarını tutamayarak: