BÖLÜM 11
Bünyamin Bey, Salih’le konuştuktan sonra kızının yanına gitti. Onunla konuşacakları vardı ama bunu nasıl söyleyecekti bilemiyordu.
Türkan, lavaboya gitmiş ellerini yıkayıp geri dönmüştü. Döndüğünde babasını, odasının önünde bekleşirken gördü. Babası ondan özel bir şey istemedikçe odasının önünde bekleşmezdi. Belli ki babası yine özel bir şey isteyecekti.
Türkan, şefkatle babasına baktıktan sonra ona:
‘Baba, galiba yine benden özel bir şey isteyeceksin?’ dedi gülümseyerek.
‘Şey, kızım nasıl diyeceğimi bilemiyorum’ dedi Bünyamin Bey geveleyerek.
‘Hadi baba, ne diyeceksen de. Zira yapacak işlerim var’ dedi Türkan, babasının ağzındaki baklayı çıkarması için.
‘Salih’i tanıyorsun. Hani şu babası vefat eden’ dedi Bünyamin Bey.
‘Elbette tanıyorum Salih abiyi’ dedi Türkan. Daha sonra telaşlı bir şekilde ‘Yoksa ona bir şey mi oldu baba?’
Yanlış anlaşıldığını anlayan Bünyamin Bey, kızına ‘Hayır, ona bir şey olmadı’ dedikten sonra Salih’le aralarında geçen konuşmayı aktardı.
Türkan, babasını dinledikten sonra hafifçe güldü. Demek Salih abisi sonunda gönlünü birine kaptırmıştı. Yalnız bir sorun vardı. Onun gönlünü kaptırdığı kız hapse düşmüştü. Bu yüzden ne yapıp edip onu düştüğü durumdan kurtarmalıydı.
O düşünceler içerisindeyken babası ona:
‘Hayrola kızım, ne düşünüyorsun öyle?’ aslında Bünyamin Bey’in korkusu kızının söylediklerini kabul etmemesiydi. O yüzden bu sözü sarf etmişti.
Türkan, babasının sözlerinden sonra daldığı düşüncelerden kurtularak babasına döndü ve ona:
‘Baba, Salih abinin sevdiği kız, neyin nesiymiş. Bir bilgin var mı?’ diye sordu babasına.
Babası, düşüncelerinin yanlış olduğunu anlayınca içinden derin bir ‘oh’ dedi. Ardından kızına:
‘Bende bilmiyorum kızım, yalnız bu durumu Salih’e sorup öğrenebiliriz’ dedi Bünyamin Bey.
Onlar aralarında konuşurken Salih’te sabırla Bünyamin Bey’den gelecek telefonu bekliyordu. Ondan telefon bekliyordu ama ne telefon açan vardı ne de gelen. O yüzden hop oturup hop kalkıyordu. Annesi onun bu durumunu sezmişti. Fakat oğluna bu durumu sormaktan çekiniyordu. Çünkü oğlu ketum biriydi. İçindeki sıkıntıları kolay kolay anlatmazdı. Bu yüzden de sormaktan çekiniyordu.
Onun sıkıntılı durumu gelen bir telefonla sona erdi. Bünyamin Bey’in kızı isteğini kabul etmişti.
Türkan, aylardır göremediği Salih abisini bu vesileyle görebilecekti. Zira onu çok özlemişti. Bu vesileyle onu göreceği için heyecanlıydı.
Bünyamin Bey, kızıyla beraber Salih’in oturduğu malikâneye geldiler. Arabadan indikten sonra malikânenin demir kapısını açıp içeriye girdiler. Ardında kapının zilini çaldılar. Kapıyı hizmetçileri olan Bahar açtı.
Bünyamin Bey, karşısında Bahar’ı görünce ona:
‘Bahar, kızım. Çiğdem Hanım ve Salih Bey, burada mı?’ diye sorunca Bahar:
‘Buradalar efendim. Siz salona geçin ben onları çağırayım’ dedi ve onları içeriye aldı.
Misafirler salona geçince Bahar, ilk önce Çiğdem Hanım’ın yanına gidip misafirlerinin olduğunu söyledi. Ardından Salih’in yanına gitti ve ona da aynı şeyleri söyledi. Çiğdem Hanım ve Salih aldıkları bu haber üzerine her ikisi de salona geçtiler.
Çiğdem Hanım, gelen kişinin Bünyamin Bey olduğunu görünce sevinçle ona:
‘Hoş geldiniz Bünyamin Bey’ dedi ve Türkan’a dönerek ‘Sende hoş geldin kızım’
Aralarındaki hoşbeşten sonra Bünyamin Bey:
‘Çiğdem Hanım, biliyorsunuz eşiniz ölünce onun hisseleri size kaldı. Ayrıca bir iş yaparken sizinde imzanız gerekiyor. Oysa siz neredeyse iki aydır holdinge uğramıyorsunuz. Siz imza atmayınca da işler kalıyor. İşler kaldığı gibi de bizi sıkıştırıyorlar, bu işlerimiz niye olmuyor diye’ dedi sitem dolu bir sözle.
Çiğdem Hanım, Bünyamin Bey’i sakince dinledikten sonra ona:
‘Haklısınız Bünyamin Bey, holdinge uğramam gerekiyordu. Ama biliyorsunuz iki ay önce bir ameliyat geçirmiştim. O yüzden gelemiyordum’ dedi neden gelmediğini anlatabilmek için.
Bünyamin Bey, Çiğdem Hanım’ın anlattıkları karşısında mahcup oldu ve başını yere eğdi. Ardından başını kaldırmadan ona:
‘Çiğdem Hanım, sizden özür dilerim. Bir an için ameliyat olduğunuz aklımdan uçup gidiverdi. Ayrıca ameliyattan sonra size gelip geçmiş olsun diyemediğim için özür dilerim’ dedi kısık bir sesle.
‘Önemli değil Bünyamin Bey, işleriniz başınızdan aşkın. Bu durumda sizin beni ziyarete gelmenizi bekleyemezdim zaten’ dedi onu rahatlatmak için.
Çiğdem Hanım, Bünyamin Bey’le konuştuktan sonra Türkan’a dönerek:
‘Hayırsız, babanızın işleri başından aşkın olduğu için gelemiyor, ya siz. Siz niçin gelmiyorsunuz’ deyince Türkan, bir şey diyemedi. Zira o haklıydı.
Onlar aralarında konuşurken Salih’te onların aralarındaki konuşmanın biran evvel bitmesini bekliyordu. Çünkü onun beklediği başkaydı. O, Türkan’ın ağzından çıkacak sözü bekliyordu.
Bir müddet sonra aralarındaki konuşma bitti ve Bünyamin Bey kalkıp gitti. O gidince Çiğdem Hanım da hasret gidermeleri için Salih ile Türkan’ı baş başa bıraktı. Salih’in de zaten istediği buydu.
Çiğdem Hanım, oradan ayrılınca Salih, yalvarırcasına Türkan’a baktı. Türkan, onun yüzünden ne hissettiğini anlayınca ona:
‘Salih abi, merak etme onu savunacağım ve Allah Teâlâ’nın izniyle onu çıkaracağız’
Salih, duyduğu sözden dolayı öyle mutlu oldu ki Türkan’ın ayaklarına kapanıp ellerini öpmeye çalıştı.
Türkan, onun tutumu karşısında gülümsese de, onları bu şekilde gören yanlış anlayabilirlerdi. Bu yüzden ona:
‘Salih abi yapma, bizi böyle görürlerse yanlış anlarlar’ dedi.
Salih, yaptığı hareketin yanlış olduğunu fark edince geri çekildi ve yaptığı hareketten dolayı özür diledi.
***********
Aradan birkaç gün geçmişti. Türkan hazırlığını yapmış cezaevine gitmişti. Salih abisinin gönlündeki kişiyi göreceği için heyecanlıydı. Az sonra kapı açıldı ve beklediği kişi geldi. O şimdi karşısındaydı.
Türkan, karşısındaki kişiyi görünce şaşırıp kaldı. Çünkü o polislerin götürdüğü ve içinden kardeşi gibi sevdiği kişiydi.
Türkan, ona şaşkın bir şekilde bakarken Büşra’da ona şaşkın bakıyordu. Zira o da aynı hisleri hissetmişti.
Bir süre birbirlerine bakıştıktan sonra Türkan, ona ‘Benim adım Türkan, avukatım. Buraya seni savunmaya geldim’ dedi, niçin geldiğini anlatmak için.
Büşra, onun sözlerinden sonra ‘Benim adım da Büşra’ dedi ve başından geçen her şeyi anlattı. O anlattıkça açılıyor, açıldıkça içinde biriktirdiği sıkıntıları dışarı vuruyordu.
Büşra, başına gelenlerin hepsini anlattıktan sonra Türkan’a:
‘Türkan Hanım, umarım beni buradan kurtarırsınız. Çünkü benim hiçbir suçum yok. Tarık Bey, üzerime saldırınca kendimi korumak için öyle davrandım’ dedi suçsuz olduğunu kanıtlamak için.
Türkan, onu dinledikten sonra:
‘Merak etmeyin Büşra Hanım, Allah Teâlâ’nın izniyle seni bu durumdan kurtaracağım. Yalnız biraz sabretmen gerekecek’ dedi onu teselli etmek için.
‘Bu başıma gelen sıkıntılar, biliyorum ki Allah Teâlâ’dan geliyor. O yüzden ömrüm boyunca hep sabrettim ve bundan sonra da sabredeceğim. Biliyorum ki her aydınlığın sonunda karanlık olduğu gibi, her karanlığın sonunda da aydınlık var. O yüzden sabrediyorum ve yine biliyorum ki bu sabırlarımın sonunda büyük bir mükâfata kavuşacağım’ dedikten sonra hüzünlü bir şekilde boynunu büktü.
O boynunu bükünce Türkan’ın içi cız etti. Acaba neden öyle davranmıştı. Yoksa bir derdi varda onu söylemekten mi çekiniyordu.
Yorumlar
- Efe Ünver: Sabreden muradına erer umudunu kaybetme büşra
- Selin POLAT: Ameliyat geçirmiş olması önemli ama salonda çözüm bulmalılardı
- Azra Özdemir: çiğdem hanımın tepkisi oldukça beklenmedikti Amacını sorguluyorum
- Hakan Başkurt: salih abinin durumu beni üzüyor Düşünmenin zamanı geldi
- Eda Pekcan: türkan babasıyla konuşmaya cesaret etmeli Huzuru bozulmasın