BÖLÜM 4
Salih, yılların verdiği hasretle Komiser Yakup’un yüzüne baktıktan sonra ona:
‘Yakup, beni bırak da kendinden bahset. Şimdiye kadar nerelerdeydin ve neden telefon açmadın’ dedi sitemkâr bir ifadeyle.
Komiser Yakup, Salih’in sitemkâr dolu sözleri üzerine utançla başını yere eğdi. Bir müddet öylece durdu. Ne diyeceğini kafasında geçirdikten sonra başını kaldırdı. Daha sonra Salih’e:
‘Ne desen haklısın Salih Bey. Sizin benim üzerimde çok hakkınız var. O yüzden ne yapsam hakkınızı ödeyemem’ dedi hüzünlü bir ifadeyle. ‘Bugünlere gelmem hep sizin yardımınızla oldu. Siz olmasaydınız, anamla beraber yok olup giderdik. Tam ümidimizi kaybetmişken siz çıkageldiniz. Bize yardım ettiniz ve düştüğümüz sıkıntılardan kurtardınız. Yıllarca anneme ve bana baktınız. Benim okuyup komiser olmama yardımcı oldunuz’ dedikten sonra sözünü şöyle sürdürdü ‘Okuldan mezun olduktan sonra atamam doğuya yapıldı. Atamam yapılınca size söyleyecektim ama annem o ara hastalandı. Annemin hastalığıyla ilgilenirken sizi arayıp durumumuzu iletmek istedim ama olmadı. O ara siz iş gezisi için yurt dışına çıkmıştınız. Bu yüzden de size ulaşamadım’ dedi hüzünlü bir ifadeyle.
Salih, annesinin ismini duyunca gözleri yaşardı. Onun az ekmeğini yememişti. Bu yüzden gözleri yaşardı.
Gözyaşlarını elleriyle sildikten sonra Komiser Yakup’a:
‘Şahika teyze nasıl? Onu uzun süredir göremediğim için çok özledim’ dedi Salih, hasret dolu bir ifadeyle.
‘Allah Teâlâ’ya şükürler olsun, annem çok iyi. Kucağına torun verdikten sonra durumu bir kat daha iyileşti ve şu an çocuğumla ilgileniyor’ dedi Komiser Yakup, güler yüzlü bir ifadeyle.
**********
Bünyamin Bey, yine iş gezisine çıkmıştı. Antalya’ya gidecek orada anlaşma yapıp geri dönecekti. İlk uçakla Antalya’ya indi. Orada onu çetin bir pazarlık bekliyordu. Rakibi dişliydi ve onu sürekli tehdit ediyordu.
O buna rağmen her şeyin Allah Teâlâ’dan geldiğini biliyordu. O yüzden de içi rahattı. O rahatlıkla pazarlık yapacağı yere girdi. Teklifini sunup dışarıya çıktı. Dışarıda onu rakibi bekliyordu. Rakibi ona:
‘Bünyamin Bey, size kaç sefer söyledik bu işe girmeyin diye, ama siz anlamadınız. Galiba siz canınıza susadınız’ dedi tehdit edercesine.
Bünyamin Bey, bu tehdit karşısında sadece gülümsemekle yetindi ve oralı bile olmadan yürüyüp gitti. Rakibi bu durum karşısında sinirden küplere bindi. Sinirden adeta burnundan soluyordu.
Rakibi olan Talip Bey, onun yürüyüp hiçbir şey demeden gitmesini hazmedemedi. Bu yüzden koşarak onu durdurdu. Ardından ona:
‘Bünyamin Bey, böyle hiçbir şey demeden çıkıp gidemezsin’ dedi tıslayarak.
Bünyamin Bey, onun tavrına daha fazla tahammül edemeyip ona:
‘Bakın Talip Bey, sizin bu işe ihtiyacınız olduğu gibi benim de ihtiyacım var. Bu işin kime nasip olacağını ancak Allah Teâlâ bilir. O yüzden benim için oldukça rahat, ama ya senin için’ için sözünü vurgulayarak söylemişti. Ama Talip Bey’in bundan anlayacağı yoktu. Çünkü hırsı kendisini öyle kaplamıştı ki gözü hiçbir şeyi görmüyordu. ‘Senin için öyle kararmış ki gözün hakikatleri görmez olmuş’ dedi gözlerinden ateş çıkarcasına.
Bünyamin Bey, Talip Bey’le konuştuktan sonra teklifin sonucunu beklemek için kalacağı otele geçti. Abdestini aldı. Önce vakit namazını kıldıktan sonra kazaya kalmış olan namazlarını kıldı. Namazın sonunda ellerini açıp verdiği teklifin hakkında hayırlı olmasını istedi. O dua ederken Talip Bey’de odasında bir sağa bir sola gidip geliyor, rakibi hakkında ne yapabilirim diye düşünüyordu.
Ertesi gün verdikleri teklifin kime çıkacağı belli oldu. Bünyamin Bey’in verdiği teklif kabul edilmiş, Talip Bey’in verdiği teklif makul bulunmamıştı.
Talip Bey, verdiği teklifin kabul edilmemesini içini yedirememişti. Bu yüzden de adamlarıyla beraber Bünyamin Bey’in kaldığı odayı bastı. Onu uyuduğu yatağından zorla kaldırdı. Adamları ellerindeki silahları kafasına tuttu.
Bünyamin Bey, kafasına silah dayanmasına rağmen hiç korku belirtisi göstermiyordu. Bu durum Talip Bey’in ve adamlarını iyice çileden çıkardı. Adamlarından biri silahın kabzasıyla onu kafasına vurup bayılttı.
O bayılınca Talip Bey, orada bulunan bir sandalyeye bağladı. Ardından adamlarına onu ayıltmaları için emir verdi. Adamları aldıkları emir üzerine bir sürahi dolusu suyu başından aşağıya boşalttılar.